Görüşlerine değer verdiğim Atilla Yayla Hocamın Liberal Düşünce Topluluğu’na ilişkin yazdığım yazıyı eleştirmesi beni mutlu etti. Benim o yazıyı yazmaktaki amacım da zaten LDT’nin faaliyetleri ve son dönem siyasal fikriyat içindeki yeri/duruşuna dair bir tartışma başlatmaktı.
Atilla Hoca ile hemfikir olduğumuz bazı noktalar olmasından memnunum. Liberal Düşünce Dergisi’nin bir misyon dergisi olma niteliğinden çıktığını o da vurguluyor. Derginin gidişatına ilişkin görüş beyan eden çoğu insan bu noktayı vurguluyor, bu sebeple bu görüş etrafında bir fikir birliği (ya da fikir birliğine yaklaşan bir uzlaşma) olduğunu tespit edebiliriz. Fakat derginin “Türkiye’yi liberal bakışla ele alma” amacından uzaklaşmasını sadece akademik endekslere bağlamamak gerekir. Akademik endekslerle de bu amaç çerçevesinde yayın yapılabilir. Bunun için sayıların bir konu/tema ile çıkması, hakem incelemesinden geçmeyen yorum yazılarına (elbette sıkı bir editoryal incelemeden geçirerek) daha fazla yer verilmesi, akademik/hakemli yazıların sınırlı tutulması (örneğin; her sayıda yalnızca 2 tane iktisat, 2 tane de siyaset bilimi makalesi) gibi politikalar düşünülebilir.
LDT’nin kurumsal pozisyon almaması gerektiği konusunda da Atilla Hoca’ya katılıyorum. Liberal değerleri bizzat adıyla benimseyen bir topluluğun üyelerini bağlayıcı kararlar alması, gündeme ilişkin resmî açıklamalar yapması abes olurdu. Zaten yazımın başında da LDT’nin “serbest bir fikir çevresi” olarak takdim edilmesine katıldığımı belirttim. Fakat bu, LDT’nin bir kolektif kimliği ya da duruşu olmadığı anlamına gelmiyor. LDT yönetiminin takdiriyle ortaya çıkan faaliyetler (LDT’nin yaptıkları ya da yapmaktan kaçındıkları) siyasal bağlam içinde bir duruşa/kimliğe denk geliyor. Bunu görmezden gelemeyeceğimizi düşünüyorum. Bunu görmezden gelirsek, örneğin “LDT 28 Şubat sürecinde demokrasi için önemli bir duruş sergiledi” gibi (LDT çevresinde sıklıkla karşılaşılan) tespitlerin de altı boş kalmış olur. Ben LDT’nin faaliyetlerinde gözlemlenebilen, 28 Şubat sürecindeki duruşa katılıyorum fakat son 5-10 yıllık süreçteki duruşa katılmıyorum.
Örneğin, bir LDT faaliyeti olan Liberal Düşünce Kongresi’nde bakanın açılış konuşması yapması, LDT yönetiminin bir kararıdır ve siyasal tutuklamaların arttığı, yargının siyasal amaçlara ulaşmak için araç olarak kullanıldığı bir bağlamda, bu karar tutuklamalarla ilgili icraatın onaylandığı ya da en azından önemsenmediği izlenimini verir (bu açıdan, açılış konuşmasını Adalet Bakanı’nın yapması önerisinin kabul edilmemiş olmasının memnuniyet verici olduğunu belirtmeliyim). Bu bağlamı bir tarafa bıraksak bile, liberalizmin bir açılımı olarak hükümete/bürokrasiye şüpheyle yaklaşma eğiliminde olan bir sivil kurumun, açılış konuşması gibi temsili yönü ön planda olan bir işi sivil bir kişiye yaptırması daha uygun olur, diye düşünüyorum.
Bir diğer taraftan, LDT’nin faaliyetleri, Türkiye’nin siyasal gündeminin liberal perspektifle değerlendirilmesi konusunda LDT’deki muhtemel fikir çeşitliliğine imkan verecek şekilde gelişmiyor. Atilla Hoca’nın da dikkat çektiği düzenli seminerlerin sona ermiş olması bunun örneği. Ara ara yapılan seminerlerde de Türkiye’nin ekonomik ve siyasal açıdan liberal değerlerden uzaklaşılması meselesinin (uzaklaşma olduğuna katılanlar ya da katılmayanlarla) tartışılabileceği olaylar es geçiliyor. Liberal Düşünce Kongresi’nin oturumları ve konuşmacılarının belirlenmesinde de benzer bir problem olduğunu düşünüyorum.
Örneğin, son dönem Türk siyasal tarihinin önemli anlarından biri olan 19 Mart 2025 ve sonrasında gelişen süreç LDT faaliyetlerine yansımamış görünüyor. Bu konu ne seminerlerde ne de kongrede özel olarak tartışıldı. Dikkat çekmek isterim ki LDT’nin yapması gereken, meselenin tartışılmasına imkân verecek ortamı oluşturması ve fikir çeşitliliğini oluşturabilecek konuşmacı/katılımcıyı bir araya getirebilmesidir. Siyasal gündemle ilgili herhangi bir konuda (15 Temmuz gibi çok kritik zamanlar hariç olmak üzere) kurumsal bir açıklama yapmak gerektiğini ya da ilgili faaliyetin adlandırılmasında ya da duyurulmasında bir siyasal gelişmeyi peşinen olumlu/olumsuz olarak nitelemek gerektiğini düşünmüyorum.
Son olarak, Atilla Hoca gibi, LDT’nin kurumsallaşması meselesini önemsediğimi belirtmek isterim. Türkiye’de bu kadar yıl ayakta kalmış sivil kurum azdır. LDT gibi, hiyerarşik olmayan, sivil kurumlarda kurumun gidişatı hakkında bilgi almak ve öneri getirmek açısından ilgi duyan üyeler eşit fırsat ve kolaylıklara sahip olmalıdır. Kurumsallaşmanın sağlanması ve LDT’nin bu açıdan geliştirilmesi için, üyelerin katılımını mümkün olduğunca arttıracak şekilde karar almanın uygun olacağını düşünüyorum.

