Donald Trump’a Nobel Barış ödülünü verin

Dünya, son yıllarda barıştan çok “kriz yönetimiyle ayakta kalma” döneminden geçiyor. Savaşlar, vekâlet çatışmaları, tehditkâr lider söylemleri ve kontrolsüz güç gösterileri artık istisna değil, neredeyse yeni normal. Bu ortamda küresel siyasetin en büyük sorunu, barışı tesis edecek ahlâkî liderlikten çok, savaşı tetikleme potansiyeli yüksek aktörlerin dizginlenememesi.

Tam da bu noktada, kulağa ilk anda absürt gelse de üzerinde düşünülmesi gereken bir önerim var. Donald Trump’a Nobel Barış Ödülünü verin. Ciddi olalım. Trump, siyasal karakteri itibarıyla öngörülemez, dili itibarıyla kışkırtıcı ve güç kullanımını pazarlık unsuru olarak seven bir lider profili çizdi. İran’dan Çin’e, NATO’dan Orta Doğu’ya kadar hemen her dosyada “sertlik” ile “kişisel şov” arasında gidip gelen bir tarz sergiledi. Böyle bir aktörün yeniden küresel sistemin merkezine oturması, dünyayı barışa değil, sürekli bir gerginlik eşiğine mahkûm etme riskini barındırıyor. Ancak tam da bu yüzden, Trump gibi liderler için klasik diplomatik uyarılar, uluslararası hukuk hatırlatmaları ya da müttefik baskıları çoğu zaman etkisiz kalıyor. Onu durdurabilecek yegâne şey, kendi egosu ve kendi imajı olabilir.

Nobel Barış Ödülü ise tam olarak bu noktada devreye girebilecek nadir araçlardan biridir. Çünkü Nobel, Trump için bir ödülden çok, bir vitrindir. Bir ahlâkî sorumluluktan ziyade, tarihe yazılacak bir unvandır. “Barış ödülü almış bir lider” etiketi, Trump’ın bundan sonra atacağı her adımı kendi eliyle bağlayan bir zincire dönüşebilir. Zira barışı bozan her hamle, sadece dünyayı değil, bizzat kendi efsanesini de yıkacaktır. İşte burada yazının ciddiyeti yavaş yavaş başka bir yere evriliyor. Belki de Nobel Barış Ödülü’nü, dünyayı daha iyi bir yer yaptığı için değil; dünyayı daha kötü bir yere dönüştürmemesi için verilmesi gereken bir tür önleyici güvenlik sertifikası olarak düşünmeliyiz. Bir nevi “el freni ödülü”. “Al bunu, vitrine koy, ama lütfen düğmeye basma” demenin diplomatik yolu. Hatta kabul edelim: Nobel Komitesi geçmişte bu kapıyı zaten araladı. Ödül bazen bir başarının tescili değil, bir beklentinin temennisi olarak verildi. Yani “henüz barışı getirmedi ama umarız getirmeye çalışır” mantığı yabancı değil. O hâlde neden bu mantığı biraz daha ileri taşımayalım Trump’a Nobel verilirse, belki de ilk kez bir lider savaş başlatmamak üzere hareket etmeye kendini mecbur hisseder. Çünkü artık mesele sadece tanklar, füzeler ya da yaptırımlar değildir; mesele vitrindeki o madalyadır. Her tehditkâr açıklamada, her askerî hamlede şu soru yankılanır: “Barış ödüllü lider bunu yapar mı?”

Asıl ironi burada gizlidir. Dünya barışını, idealizmle değil; narsisizmle korumaya çalışmak. Ahlâkî üstünlükle değil; imaj kaygısıyla. Trajik olan ise şudur. Bu öneri ne kadar alaycı görünüyorsa, mevcut küresel düzen içinde o kadar gerçekçidir. Çünkü bugün barışı korumanın yolu, barışsever liderler üretmekten çok; savaşmayı seven liderleri oynamaktan vazgeçirmekten geçiyor, ancak vazgeçiremeyecek kadar karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Belki de Nobel Barış Ödülü’nün yeni misyonu budur. Barışı inşa edemeyenleri, en azından savaşı başlatmaktan utandırmak. Ve evet, eğer Trump’a Nobel verilirse, bu dünyaya dair çok şey anlatır. Ama en azından bir süreliğine, dünya daha az tehlikeli olabilir.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et