Çünkü CHP yalnızca bir siyasi parti değil; kendi siyaseti-sosyolojisi, kendi hafızası, kendi dili ve kendi kuralları olan başlı başına bir siyasal evrendir.
Cumhuriyet Halk Partisi, Türk siyasetinin en tartışmalı, en dinamik ve çözülmesi en zor yapılarından biridir. Sadece seçim sonuçlarıyla değerlendirilemeyecek kadar etkili; yalnızca parti teşkilatıyla açıklanamayacak kadar derin bir siyasal organizasyondur.
Türkiye’de gündem değişir; aktörler değişir, krizler değişir, ittifaklar değişir. Ama siyasetin merkezindeki tartışma çoğu zaman yine aynı yere çıkar:
CHP.
Bu tesadüf değildir.
CHP yalnızca muhalefetin ana gövdesi değil; Türkiye’de siyasal gündem üretme kapasitesi en yüksek yapılardan biridir. İktidar olamasa bile ülke siyasetini belirleyebilmesi, tam da buradan gelir.
4–5 Kasım 2023 kurultayından bu yana geçen süre bunun açık kanıtıdır.
Bu yıllar içinde bölgemiz ve dünya tarihsel kırılmalara sahne oldu. İsrail-Filistin savaşı, İran-İsrail- ABD savaşı, ABD’nin bölgesel müdahaleleri, Suriye’de değişen dengeler… Dünya yeniden şekillenirken Türkiye’nin iç siyasetinde ekranlara yansıyan ana tartışma çoğu zaman yine CHP oldu.
Kurultay…
Mutlak butlan…
Parti içi dengeler…
CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalar…
Liderlik tartışmaları…
CHP’nin kendi iç meselesi defalarca Türkiye’nin birinci gündemine dönüştü.
Bu durum CHP’nin etkisini gösteriyor.
Ancak CHP’nin etkisini anlamak kadar zor olan bir başka mesele daha var:
CHP’yi anlamak.
Çünkü CHP üzerine çok konuşuluyor.
Ama CHP gerçekten çok az biliniyor.
Bugün ekranlarda, köşe yazılarında, siyasi analizlerde CHP adına söz söyleyen birçok isim var. Ancak bu yorumların önemli bir bölümü eksik kalıyor. Çünkü CHP’ye dışarıdan bakıyorlar.
Oysa CHP dışarıdan bakılarak anlaşılabilecek bir yapı değildir.
Siyaset bilimi eğitimi almak…
Parti tarihi okumak…
CHP muhabirliği yapmak…
Milletvekilleriyle yakın ilişki kurmak…
Genel merkez kulislerinde bulunmak…
Bunların hiçbiri tek başına CHP’yi anlamaya yetmez.
Çünkü CHP’nin görünen yüzüyle gerçek siyasal işleyişi çoğu zaman aynı şey değildir.
CHP vitrininden izlenerek çözülemez.
CHP mutfağından öğrenilir.
Bir restorana girdiğinizde size gelen tabak kusursuz olabilir. Servis eksiksiz, sunum etkileyici olabilir. Garson profesyoneldir; siparişinizi alır, yemeğinizi getirir, hesabınızı bırakır.
Ama siz mutfağı görmezsiniz.
Yemeğin hangi aşamalardan geçtiğini…
Hangi krizle yeniden yapıldığını…
Kimin hangi kararı verdiğini…
Hangi tarifin neden değiştiğini bilmezsiniz.
CHP de tam olarak böyledir.
Dışarıdan servis görünür.
İçeride ise bambaşka bir siyaset işler.
Bu nedenle CHP’de milletvekili olmak da, MYK üyesi olmak da, hatta genel başkan olmak bile CHP siyasetinin bütün kodlarına hâkim olmak anlamına gelmez.
Özellikle son yıllarda parti yönetiminde tepeden gelen isimlerin artmasıyla birlikte örgüt ile yönetim arasındaki mesafe daha görünür hale gelmiştir. Bu mesafe yalnızca siyasî değil; sosyolojik bir ayrışmadır.
Çünkü CHP’de siyaset kürsüde başlamaz.
Örgütte başlar.
Mahallede başlar.
Delegede başlar.
İlçe kongresinde başlar.
Kapı kapı üye çalışmasında başlar.
Liste savaşlarında başlar.
Anahtar listede başlar.
Bazen de anahtar listenin arkasındaki görünmeyen dengelerde başlar.
CHP’yi anlamak isteyenin önce bu örgüt sosyolojisini anlaması gerekir.
Mahallenin siyasî ağırlığını…
İlçenin sınıfsal yapısını…
Delegelerin davranış biçimini…
Örgüt refleksini…
Kırgınlıkların nasıl ittifaka dönüştüğünü…
Dünün kavgasının yarının uzlaşmasına nasıl evrildiğini bilmeden CHP üzerine yapılan analiz eksik kalır.
Bu yüzden Barış Yarkadaş, Savcı Sayan ya da Mehmet Sevigen gibi isimlerin CHP değerlendirmeleri zaman zaman daha isabetlidir. Çünkü CHP’yi yalnızca izlemediler; yaşadılar.
Buna karşılık birçok yorumcu CHP’yi teori üzerinden açıklamaya çalışıyor.
Fakat CHP teoriyle açıklanacak kadar düz bir yapı değildir.
CHP kendi hafızasıyla hareket eder.
Kendi refleksiyle yön değiştirir.
Kendi krizini üretir.
Kendi krizini çözer.
Ve çoğu zaman bunu dışarıdan bakan kimse tam olarak okuyamaz.
Bugün birbirine sert sözler söyleyenlerin yarın aynı karede yer alması…
Dün partiyi ağır biçimde eleştiren isimlerin bugün “parti büyüğü” olarak yeniden merkeze dönmesi…
Bir dönemin muhalifinin başka bir dönemin belirleyicisine dönüşmesi…
CHP dışından bakıldığında çelişki gibi görünür.
CHP’nin içinden bakıldığında ise bunlar siyasî geleneğin doğal sonucudur.
Mutlak butlan kararı sonrasında Genel Başkan Özgür Özel’in yaptığı çağrıya rağmen beklenen kitlesel desteğin oluşmaması; buna karşılık farklı örgüt kümelerinin başka biçimde pozisyon alması da ancak bu iç dinamiklerle açıklanabilir.
Çünkü CHP’de taban sadece seçmen değildir.
Taban karar vericidir.
Taban baskı unsurudur.
Taban denge merkezidir.
Belki de Türkiye’de başka hiçbir siyasi partide örgüt tabanı parti yönetimi üzerinde CHP’de olduğu kadar etkili değildir.
Tam da bu yüzden CHP’de siyaset çoğu zaman ülke gündemine paralel ilerlemez.
Dünya başka bir krizle meşgul olabilir.
Bölge yeniden şekilleniyor olabilir.
Uluslararası dengeler değişiyor olabilir.
Ama CHP kendi iç gündemiyle ülkenin ana siyasi tartışmasını belirlemeye devam edebilir.
Son yıllarda yaşanan tam olarak budur.
Sonuç olarak CHP’yi anlamak; bir siyasi partiyi anlamaktan daha fazlasını gerektirir.
Bu, bir örgütü okumak değil…
Bir siyasi kültürü çözümlemektir.
Bir parti programını incelemek değil…
Bir hafızayı anlamaktır.
Bir yönetimi değerlendirmek değil…
Bir siyasal geleneğin görünmeyen kurallarını kavramaktır.
Bu yüzden CHP hakkında herkes konuşabilir.
Ama CHP’yi herkes anlayamaz.
Çünkü CHP’ye uzaktan bakan yorum yapar.
Yakından bakan ise siyasetin nasıl kurulduğunu görür. Çünkü CHP’yi anlamanın yolu CHP hakkında konuşmaktan değil…
CHP’yi yaşamaktan geçer.
Hasan Kaya

