İran ile Amerika arasındaki gerilim bir gün tamamen sona erecek. Ortadoğu yeniden sakinleşecek.
Petrol fiyatları düşecek. Küresel piyasalar rahatlayacak. Ancak son yıllarda yaşanan krizler, devletlerin zihninde çok güçlü bir korku bıraktı:
“Başka ülkelere bağımlı olmak.”
Pandemiyle birlikte maskeye ulaşamayan ülkeler…
Rusya-Ukrayna savaşıyla enerji krizine giren Avrupa…
Kızıldeniz’de aksayan ticaret yolları…
Çin-ABD geriliminde kırılan tedarik zincirleri…
Tüm bunlar devletleri korumacılığa itti. Bugün artık sadece Çin değil, Amerika ve Avrupa bile kendi sanayisini korumaya çalışıyor. Gümrük duvarları yükseliyor, devlet teşvikleri artıyor, stratejik sektörlere müdahaleler çoğalıyor. Fakat burada çok kritik bir soru var:
Korumacılık gerçekten ülkeleri uzun vadede güçlendiriyor mu?
Tarih bize bunun cevabını çok net veriyor:
Hayır.
Çünkü dünya tarihinde refahı artıran, teknolojiyi geliştiren ve insanlığı zenginleştiren temel güç; kapalı ekonomi değil, serbest ticaret olmuştur. Bugün dünyanın en gelişmiş ekonomilerine baktığımızda bunu açık şekilde görüyoruz. ABD’nin küresel güç olmasının temelinde yalnızca askeri gücü yoktur. Açık piyasa sistemi, girişimcilik kültürü ve küresel ticaret ağlarını yönetebilme kapasitesi vardır. Avrupa’nın refahı; sınırların yıkılması, ortak pazar ve ticaret entegrasyonu sayesinde oluşmuştur. Asya Kaplanları olarak bilinen Güney Kore, Singapur ve Tayvan gibi ülkeler ise dış ticaret sayesinde fakirlikten teknoloji devlerine dönüştü. Hiçbir ülke dünyadan koparak zenginleşmedi. Tam tersine; içine kapanan ekonomiler zamanla hantallaştı, rekabet gücünü kaybetti ve vatandaşlarını fakirleştirdi. Çünkü rekabet olmayan yerde kalite düşer.
Dışa kapalı sistemlerde inovasyon yavaşlar.
Korunan şirketler verimsizleşir.
Devlet destekli konfor alanı üretimi tembelleştirir.
Bugün birçok devlet “milli ekonomi” söylemiyle korumacılığı artırıyor. Ancak burada çok ince bir çizgi var. Stratejik sektörleri korumak başka şeydir; ekonomiyi tamamen duvarların arkasına saklamak başka şey. Eğer korumacılık ölçüsüz hale gelirse, kısa vadede bazı sektörleri koruyabilir ama uzun vadede tüketiciyi cezalandırır. Çünkü korumacılık çoğu zaman: Daha pahalı ürün, Daha düşük kalite, Daha az rekabet, Daha düşük verimlilik ve daha yavaş büyüme anlamına gelir.
Oysa iyi işleyen bir ekonomik düzenin temel mantığı şudur:
“En iyi üreten kazansın.”
İşte insanlığı ileri taşıyan dinamizm de tam olarak budur. Bugün kullandığımız teknolojilerin büyük kısmı küresel rekabet sayesinde ortaya çıktı.
Akıllı telefonlardan otomobillere, yapay zekâdan lojistik sistemlere kadar her alanda inovasyonu hızlandıran şey; serbest piyasanın rekabet baskısı oldu. Elbette devlet tamamen piyasadan çekilmemelidir.
Enerji, savunma, gıda ve kritik teknolojiler gibi alanlarda belli ölçüde stratejik planlama gerekir. Ancak bu durum serbest ticaret fikrinin yanlış olduğu anlamına gelmez.
Tam aksine…
Bugünkü krizler bize liberal sistemin önemini daha fazla gösteriyor. Çünkü ticaret yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir.
Aynı zamanda ülkeler arasında bağımlılık oluşturarak savaş ihtimalini azaltan bir mekanizmadır. Birbirine ticaretle bağlı ülkeler, savaşın maliyetini daha fazla hisseder. Bu nedenle serbest ticaret yalnızca zenginlik üretmez; aynı zamanda küresel istikrar üretir.
Bugün dünya yeni bir yol ayrımında.
Bir tarafta korkular üzerinden yükselen ekonomik milliyetçilik…
Diğer tarafta rekabeti, girişimciliği ve küresel entegrasyonu savunan liberal ekonomik düzen…
Kısa vadede korumacılık siyasi olarak cazip görünebilir. Çünkü insanlara “yerli üretim”, “milli ekonomi” ve “bağımsızlık” söylemleri güçlü gelir.
Ancak uzun vadede refah üreten şey sloganlar değil; üretkenliktir.
Üretkenliği artıran şey ise rekabettir.
Rekabeti büyüten şey ise serbest ticarettir.
İran-Amerika gerilimi yarın bitebilir.
Ama dünyadaki asıl mücadele artık başka bir noktadadır:
Devletler korkularına teslim olup ekonomik duvarlar mı örecek? Yoksa kontrollü ama açık bir küresel sistemi mi koruyacak?
Çünkü tarih bize şunu açık şekilde gösteriyor:
Duvarlar devletleri büyütmez.Ticaret büyütür.
Kapanan ekonomiler güç üretmez. Özgürleşen ekonomiler üretir.
Ve insanlık, refahı her zaman korkudan değil; özgür ticaretten kazandı.

