Demokratik Cumhuriyet: Eşit Yurttaşlık, Çoğulculuk ve Liberal Demokratik Bir Yönetişim Modeli

Türkiye uzun yıllardır yalnızca bir Kürt sorunu değil, aynı zamanda bir demokrasi, vatandaşlık ve birlikte yaşama sorunu yaşamaktadır. Sorunun merkezinde bir etnik grubun taleplerinden çok daha derin bir mesele bulunmaktadır: Devlet ile toplum arasındaki ilişkinin hangi ilkelere dayanacağı, vatandaşlığın nasıl tanımlanacağı ve farklı kimliklerin ortak bir siyasal topluluk içinde nasıl eşit biçimde var olacağı meselesi.

Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı olan yalnızca Kürt sorununa ilişkin yeni bir çözüm süreci değil; dışlayıcı değil, kapsayıcı; ayrıştırıcı değil, birleştirici; tekçi değil, çoğulcu yeni bir demokratik cumhuriyet anlatısıdır. Böyle bir yaklaşım yalnızca Kürtleri değil; aynı zamanda Türkleri, Ermenileri, Arapları, Süryanileri, Rumları, Sünnileri, Alevileri, Ezidileri, kadınları, gençleri, engellileri ve toplumun tüm farklı kesimlerini kapsamak zorundadır.

Çünkü demokratik bir toplumun temel ölçütü, çoğunluğun kendisini ne kadar özgür hissettiği değil; en farklı, en azınlıkta kalanın ve en kırılgan olanın kendisini ne kadar eşit ve güvende hissettiğidir.

Türkiye’de uzun yıllar boyunca eşitlik ile benzeşme birbirine karıştırıldı.

Oysa gerçek eşitlik insanların aynı olması değil, farklılıklarıyla eşit kabul edilmesidir.

Türkiye’nin Demokratikleşme Sorunu

Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Yeni Bir Toplumsal Sözleşme

Modern demokrasiler yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Jürgen Habermas’ın ifade ettiği gibi demokrasi, farklı toplumsal kesimlerin eşit biçimde katıldığı sürekli bir kamusal müzakere sürecidir. Devletin görevi vatandaşları belirli bir kimliğe benzetmek değil, farklılıkların özgürce yaşayabileceği ortak bir kamusal alan yaratmaktır.

Türkiye’nin temel sorunu da tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Cumhuriyet, tarihsel olarak önemli modernleşme kazanımları üretmiş olsa da uzun süre boyunca kültürel çeşitliliği tanımaktan çok homojen bir ulus yaratma amacıyla hareket etmiştir. Bu durum yalnızca Kürtleri değil, farklı etnik, dinsel ve kültürel toplulukları da etkileyen bir vatandaşlık krizine yol açmıştır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, Cumhuriyeti demokrasi, insan hakları ve çoğulculuk temelinde yeniden yorumlamaktır.

 Demokratik Cumhuriyet Kavramı

Bu teorik çerçeve dikkate alındığında, bu çalışmada kullanılan “Demokratik Cumhuriyet” kavramı, yalnızca anayasal bir isimlendirmeyi ya da belirli bir siyasal geleneğin kavramsallaştırmasını ifade etmemektedir. Aksine, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, bağımsız ve tarafsız yargı, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, serbest ve adil seçimler, hesap verebilir yönetim, şeffaflık ve çoğulcu siyasal rekabet gibi liberal demokratik ilkelerle güçlendirilmiş bir yönetişim modelini ifade etmektedir.

Bu nedenle bu makalede savunulan Demokratik Cumhuriyet anlayışı, yalnızca devletin adında ‘demokratik’ ibaresinin bulunmasını veya seçimlerin yapılmasını yeterli gören biçimsel bir demokrasi anlayışından ayrılmaktadır. Demokratik Cumhuriyet ancak liberal anayasal düzenin sağladığı kurumsal güvencelerle birlikte anlam kazanan; bireysel özgürlükleri, eşit yurttaşlığı, çoğulculuğu ve insan haklarını merkeze alan kapsayıcı bir siyasal düzen önerisidir. Dolayısıyla burada savunulan Demokratik Cumhuriyet modeli, hem çoğunluğun iradesini hem de azınlıkların haklarını güvence altına alan, özgürlük ile eşitlik arasında denge kuran, liberal demokratik değerlerle tahkim edilmiş çağdaş bir anayasal yönetişim anlayışını ifade etmektedir.

Burada vurgulanan “Demokratik Cumhuriyet” kavramı, devletin resmî adını değil; demokratik yönetimin anayasal ve kurumsal niteliğini ifade etmektedir. Nitekim günümüzde resmî adında “demokratik” veya “demokratik cumhuriyet” ibaresini taşıyan bazı devletler, uygulamada özgürlükçü ve çoğulcu demokratik sistemler olarak değerlendirilmemektedir. Örneğin Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore), tek parti yönetimi ve temel hak ve özgürlüklerin ciddi biçimde sınırlandırılması nedeniyle uluslararası literatürde otoriter bir rejim olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde Demokratik Kongo Cumhuriyeti, anayasal olarak çok partili bir sisteme sahip olmakla birlikte uzun yıllardır siyasal istikrarsızlık, zayıf kurumlar ve hukuk devleti sorunlarıyla karşı karşıyadır. Tarihsel olarak Alman Demokratik Cumhuriyeti (Doğu Almanya) da adına rağmen tek parti yönetimi altında varlığını sürdürmüştür. Bu örnekler, demokratik bir siyasal düzenin yalnızca kavramsal veya sembolik isimlendirmelerle değil; hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması, çoğulculuk, serbest ve adil seçimler ile hesap verebilir yönetim ilkelerinin hayata geçirilmesiyle mümkün olacağını göstermektedir. Bu nedenle bu çalışmada kullanılan “Demokratik Cumhuriyet” kavramı, yalnızca anayasal bir tanımlamayı değil; liberal demokratik ilkelerle güçlendirilmiş, eşit yurttaşlığı esas alan kapsayıcı bir yönetişim modelini ifade etmektedir. Aynı değerlendirme, resmî adında farklı ideolojik nitelendirmeler bulunan devletler için de geçerlidir. Örneğin Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti ile Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti, adlarında sırasıyla “Sosyalist Cumhuriyet” ve “Demokratik Halk Cumhuriyeti” ifadelerini taşımalarına rağmen, uluslararası siyaset bilimi literatüründe tek partili siyasal sistemler olarak ele alınmaktadır. Bu durum, devletlerin demokratik niteliğinin resmî adlarından değil; anayasal kurumların işleyişi, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlüklerin korunması, siyasal rekabet ve çoğulculuk düzeyinden anlaşılması gerektiğini bir kez daha göstermektedir.

Kürt Sorunu ve Demokratikleşme İlişkisi

Türkiye’de sıkça yapılan yanlışlardan biri Kürt sorununu yalnızca güvenlik ya da yalnızca etnik haklar meselesi olarak ele almaktır. Oysa Kürt sorunu, Türkiye’nin genel demokratikleşme düzeyiyle doğrudan bağlantılıdır.

Siyasal bilimci Arend Lijphart’ın çoğulcu demokrasiler üzerine yaptığı çalışmalar, derin toplumsal farklılıkların bulunduğu ülkelerde istikrarın ancak kapsayıcı kurumlarla sağlanabileceğini göstermektedir. Belçika, İsviçre ve Kanada gibi örnekler farklı kimliklerin eşit tanınmasının devletleri zayıflatmadığını, aksine güçlendirdiğini ortaya koymaktadır.

Bu nedenle yalnızca Kürtleri kapsayan bir çözüm modeli yeterli olmayacaktır. Çünkü demokratikleşme bir grubun ayrıcalığı değil, tüm toplumun ortak kazanımıdır.

Kürtlerin anadil, kültür ve siyasal temsil talepleri ne kadar meşruysa; Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri, kadınların eşitlik mücadelesi, engellilerin erişilebilirlik hakkı ve farklı inanç gruplarının özgürlük talepleri de aynı derecede meşrudur.

Bir grubun özgürlüğü diğer grupların özgürlüğünden bağımsız düşünülemez.

Çoğulculuk ve Eşit Yurttaşlık

Kanadalı siyaset kuramcısı Charles Taylor, modern demokrasilerin en önemli meselesinin “tanınma siyaseti” olduğunu belirtmektedir. İnsanlar yalnızca ekonomik haklar değil, kimliklerinin saygı görmesini de talep ederler.

Demokratik Cumhuriyet anlayışı da tam olarak bunu gerektirir:

Devlet hiçbir etnik kimliğin devleti olmamalıdır.

Hiçbir din ya da mezhep kamusal alanda üstün konumda bulunmamalıdır.

Hiçbir dil ya da kültür diğerlerinden daha değerli kabul edilmemelidir.

Hiçbir vatandaş doğuştan sahip olduğu özellikler nedeniyle avantajlı ya da dezavantajlı olmamalıdır.

Gerçek eşitlik, farklılıkların inkâr edilmesi değil; farklılıkların eşit değerde kabul edilmesidir.

Bu yaklaşımın özü “tek tip vatandaş” yaratmak değil, “eşit vatandaşlar topluluğu” oluşturmaktır.

Demokratik Cumhuriyetin Kurucu İlkeleri

Yeni demokratik cumhuriyet anlayışı en az beş temel sütun üzerine inşa edilmelidir:

  1. Eşit Yurttaşlık

Vatandaşlık etnik kökene, mezhebe, dile veya kültüre göre değil; anayasal aidiyete göre tanımlanmalıdır.

  1. Güçlü Yerel Demokrasi

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, vatandaşların karar alma süreçlerine daha fazla katılmasını sağlayacaktır. Bu yaklaşım ayrışma değil, demokratik katılım anlamına gelir.

  1. Kültürel Çoğulculuk

Anadilin korunması, kültürel hakların geliştirilmesi ve kültürel çeşitliliğin kamusal alanda görünür olması demokratik toplumun gereğidir.

  1. Hukukun Üstünlüğü

Kimliğe göre değişmeyen, herkese eşit uygulanan bağımsız bir hukuk sistemi olmadan hiçbir demokratik dönüşüm kalıcı olamaz.

  1. Katılımcı Demokrasi

Demokrasi yalnızca sandık günü değil; yılın her günü vatandaşların karar süreçlerine katılabildiği bir yönetişim modelidir.

Birlikte Yaşamanın Demokratik Sosyolojisi

Alman filozof Hannah Arendt’in belirttiği gibi siyaset, farklı insanların ortak bir dünyayı paylaşma sanatıdır.

Türkiye’nin geleceği de tam olarak burada yatmaktadır.

Birlikte yaşamak, herkesin birbirine benzemesi anlamına gelmez. Tam tersine, farklılıklarımızı koruyarak ortak bir gelecek kurabilme kapasitesidir.

Türklerin Kürtleşmesine, Kürtlerin Türkleşmesine, Alevilerin Sünnileşmesine ya da herhangi bir grubun diğerine benzemesine ihtiyaç yoktur.

İhtiyaç duyulan şey, herkesin kendi kimliğiyle eşit ve özgür biçimde yaşayabileceği ortak demokratik zemindir.

Sonuç
Demokratik Cumhuriyet: Ortak Geleceğin Anayasal Zemini

Türkiye’nin ikinci yüzyıldaki en büyük görevi yeni bir toplumsal sözleşme oluşturmaktır. Bu sözleşme ne çoğunluğun tahakkümüne ne de kimlikler arasında sıfır toplamlı bir mücadeleye dayanabilir.

Kürt sorununun kalıcı çözümü ancak daha geniş bir demokratikleşme projesinin parçası olduğunda mümkün olabilir. Çünkü mesele yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye’de yaşayan herkesin nasıl bir ülkede yaşayacağı sorusudur.

Demokratik Cumhuriyet, farklılıkların tehdit olarak değil zenginlik olarak görüldüğü; eşit yurttaşlığın anayasal güvence altına alındığı; devletin tüm kimliklere eşit mesafede durduğu yeni bir siyasal ufuktur.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yeni bir düşmanlık dili değil, yeni bir ortaklık dilidir.

Yeni bir ayrışma değil, yeni bir demokratik birlikteliktir.

Ve belki de Cumhuriyetin ikinci yüzyılındaki en büyük görev, hiç kimsenin kendisini dışarıda hissetmediği bir ülkeyi birlikte kurabilmektir.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et