Yönünü Kaybetmeyen İnsan

İnsan hayatı çoğu zaman iki büyük yanılgının arasında sıkışıp kalır: Kontrol edebileceğini sandığı olaylar ve kontrol edemediği sonuçlar. Birincisi kibri ikincisi ise umutsuzluğu doğurur. Oysa gerçek bilgelik, ikisinin de ötesinde saklıdır. Hayatın en büyük öğretmeninin zaman olduğu ise aşikârdır. Bugün menfi gibi görünen bir olay, yıllar sonra en büyük kazancımız olabilir. Büyük bir sevinçle sarıldığımız bir fırsat ise farkında olmadan bizi en değerli şeylerimizden uzaklaştırabilir. İnsan, yaşadığı anın dar penceresinden yani cüzî pencereden küllî bir hayatı temaşa edemez. Bu yüzden başına gelen her olaya mutlak bir hüküm vermesi çoğu zaman acelecilikten başka bir şey değildir. Belki de bu yüzden olgun insanlar ne zafer sarhoşu olurlar ne de yenilginin esiri! Çünkü bilirler ki hayat henüz son hamlesini yapmamıştır.

Her bitiş yeni bir başlangıcın, her başlangıç da yeni bir imtihanın habercisidir. Sabır, yalnızca beklemek değil anlamını henüz bilmediğin bir hikâyeye güvenebilmektir. Fakat yalnızca kadere teslim olmak da yeterli değildir. İnsan, yürüdüğü yolun nedenini bilmiyorsa en doğru adımlar bile onu doğru yere ulaştıramaz. Amacı olmayan bir ömür, pusulasız bir gemi gibidir. Dalgalar onu sürekli hareket ettirir; fakat hiçbir limana vardıramaz. Modern dünyanın en büyük paradoksu da budur. İnsanlar hiç olmadığı kadar meşgul, fakat hiç olmadığı kadar da hedefsizdir. Yani herhangi bir mefkûresi olmayan sayısız insan yaratmıştır, modernite.  Günümüz insanı günlük rutininde sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyor ancak bütün bu telaşın içinde kendisine şu soruyu sormayı unutuyor: “Ben gerçekten nereye gidiyorum? Benim bu hayattaki amacım ne? Bir mefkûreye sahip olmak, yalnızca kariyer planı yapmak ya da maddi hedefler belirlemek değildir. Amaç sabah kalkmayı anlamlı kılan, zor zamanlarda insanı ayakta tutan ve başarıyı yalnızca kazançla ölçmeyen içsel bir pusuladır. Yönü olmayan hız, insanı yalnızca daha hızlı kaybettirir. Belki de hayatın dengesi tam burada kuruluyor. Sonuçlara teslim olmadan çalışmak, çalışırken de sonuçların yalnızca bize ait olmadığını unutmamak. Elimizden geleni yapmak, gerisini ise sükûnet ve sabırla karşılamak… Çünkü insan iradesiyle yol alır fakat kaderinin tamamını yönetemez. En güçlü insanlar, her istediğini elde edenler değildir. En güçlü insanlar, elde edemedikleri karşısında öfkelenmeyen, kaybettiklerinde yıkılmayan ve kazandıklarında kibirlenmeyenlerdir. Onlar bilir ki hayat, yalnızca hedefe ulaşmak değil hedefe giderken nasıl bir insana dönüştüğümüzdür. Belki de gerçek mutluluk, her şeyin istediğimiz gibi olması değil; olan her şeyin bizi daha olgun, daha güçlü ve daha bilinçli bir insana dönüştürmesine izin verebilmektir. Çünkü insanın kaderi yalnızca başına gelenlerle değil, başına gelenlere verdiği tepkilerle de şekillenir.

Ve günün sonunda geriye tek bir soru kalır:

Bugünün edimleri bizi hayat gayemizden uzaklaştırdı mı? Yoksa bizi aslında olmamız gereken insana biraz daha yaklaştırdı mı?

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et