PKK Muhaliflerinin Eleştirel Açmazları

PKK muhalifleri başlıca iki kategoriye ayrılır. Birinci kategoride olanlar PKK’li olmadığı halde PKK’yi eleştirenler. İkinci kategoride olanlar eski (bir dönem PKK’li olup da ayrılanlar) PKK’lilerdir. Birinci kategoride olanların eleştirileri genellikle ideolojik, politiktir. Buna Kürt solundan ve Türk solundan birçok yazar gazeteci ve siyasetçiyi dahil edebiliriz.

İkinci kategoride olanlar yani benim gibi bir dönem PKK’de kalmış olanların eleştirileri genellikle örgütsel sorunlardan kaynaklı eleştirilerdir. Bu eleştirilerin odağında PKK’den daha çok Abdullah Öcalan vardır. Bu yazımda ikinci kategoride olanların handikapları üzerinde duracağım. PKK gibi Stalinist Apocu bir örgütte sorunlar yaşayarak ayrılmak çok mühim zor ve cesaretli bir tutumdur. “Ayrılmak” diyorum ama bu ayrılmanın “ayrılan” için sonuçlarının nasıl bir şey olduğunu bu süreçleri yaşayanlar anılarında anlatıyorlar. İşin bu kısmının trajik boyutunu geçeyim. PKK’yi eleştiren eski PKK’lilere “PKK muhalifi” denilir mi, bundan tam emin değilim. Büyük çoğunluğu PKK’yi, onun ideolojisini, politikasını değil, sadece Abdullah Öcalan’ı eleştiriyorlar. Çatışmalarda yaşamını kaybetmiş PKK yöneticilerini (örneğin Diyarbakır cezaevinde yaşamını yitiren örgüt yöneticisi konumunda olanları) eleştirmedikleri gibi onlara “devrim şehidi” diyerek sahip çıkıyorlar. Böyle yaparak eleştirdikleri Abdullah Öcalan’la benzer düşündüklerini gizleyemiyorlar. Abdullah Öcalan’ın en çok kullandığı şey de “Diyarbakır zindan direnişi şehitleri” söylemidir. Hatta birçok konuşmasında PKK’nin gerçek sahiplerinin ölen bu “zindan direnişçileri” olduğunu söyler. Eski PKK’li muhaliflerin ilk yanılgısı burada başlıyor. (Geçen yıl vefat eden eski bir PKK’li Şükrü Gülmüş tam olarak böyle birisiydi) Onlara göre Abdullah Öcalan kötü, devrim şehitleri iyidir.

İkinci handikapları PKK’nin geçmişine dair yaklaşımlarında ortaya çıkıyor. Yine bu muhaliflere göre eski PKK iyi, daha sonraki Abdullah Öcalan’ın tek adam olduğu PKK kötüdür. Bu da sorunlu bir yaklaşım biçimidir. PKK her zaman aynı PKK’dir. Abdullah Öcalan’ın dışında başka bir PKK hiç olmadı.

PKK’den ayrılmış olanların çok önemli açmazlarından biri de şiddet karşıtı olmamalarıdır. PKK’de Abdullah Öcalan’ın şiddetine karşı olup da onu eleştirenler, Türkiye’deki diğer radikal sol örgütlerin şiddetini eleştirmiyorlar. Bu da onların ilkesel olarak şiddete karşı olmamalarından ve halen “devrimci şiddeti” savunuyor olmalarından kaynaklanıyor.

Eski PKK’li muhaliflerin PKK eleştirileri bu haliyle geçmişle yüzleşmeye ve barışa hizmet etmiyor. Abdullah Öcalan – PKK son 35 yılda dört defa ateşkes ilan etti. Ama PKK muhalifleri hız kesmeden eleştirilerini devam ettirdiler. Normalde Abdullah Öcalan ve PKK’den bir beklentisi olmayan insanın PKK’nin silahsızlanmasını desteklemesi gerekir. Eğer silahlı eylem yapan bir PKK’nin Kürtlere ve bu ülkeye zarar verdiğini düşünüyorsa, bu durumda PKK’nin silahsızlanması girişimlerini desteklemesi lazım. Desteklemiyorsa bile köstek olmaması lazım. Bunlar bu ayrımı bu dengeyi kuramadılar. PKK savaşsa da barışsa da eleştirileri hiç hız kesmeden devam etti. Şimdiki benim dördüncü ateşkes dönemi dediğim bu dönem, eleştirdiğim bu konu için tam bir ayna işlevi görüyor. PKK iki yıldır eylem yapmıyor, silahtan vazgeçme kararı almaya çalışıyor. Bizim kronik PKK muhalifleri iki yıldır eleştirileriyle adeta şaha kalktı. Gece gündüz demeden PKK aşağı PKK yukarı eleştiriyorlar. İnsanın hayırdır kardeşim diyesi geliyor. PKK savaşıyor terör eylemleri yapıyor eleştiriyorlar, PKK silah bırakıyor yine eleştiriyorlar. Bu tutum normal değil. Bir durup düşünmek gerekmiyor mu?

Yukarıda sıraladığım eski PKK’li muhaliflerin tutumlarını daha da ayrıntılandırabilirim ama gerek yok. Bu tutumda olanların temel sorunu içinden geldikleri örgütle ve kendileriyle yüzleşmemiş olmalarıdır. Yukarıda sorun olarak gördüğüm ve eleştirdiğim şeylerin muhasebesini ve yüzleşmesini yıllar önce yaptığım için eleştiri konusu yaptığım pratiklerin hiçbirini yapmıyorum. Mesela Abdullah Öcalan’la örgütü ayırmıyorum, PKK tümüyle yanlıştır diyorum. Böyle baktığım için de PKK’nin silahsızlanmasını istediğim için de örgütün yaptığı tüm ateşkes süreçlerini destekledim, şu anki de dahil olmak üzere. PKK şiddetini eleştirirken diğer radikal sol örgütlerin şiddetini de eleştiriyorum ve bu konuda ayrım yapmıyorum. Şiddetin her türü kötüdür, örgütlerin “devrimci şiddeti” daha da kötüdür çünkü örgütlenmiş üzerinde çalışılmış şiddettir. Böyle bir şiddet türü de şiddetin en saldırgan ve yıkıcı olanıdır.

Konuyu özetleyecek olursam; PKK soğuk savaş dönemi mağduru bir örgüttür. PKK benzeri örgütler dünyanın başka ülkelerinde kendilerini kapattılar. Ama ne hikmetse kendi örgütlerini kapatan Batılı ülkeler bizdeki PKK ve radikal sol örgütleri desteklemeye devam ettiler. İşte bu destek PKK gibi örgütlerin ömrünü uzattı. Oysa bu örgütün varlığının ne kendilerine ne de başkalarına bir yararı geçmişte de yoktu; bugün de yoktur. Kimseye yararı olmayan bu örgütün kapanması kendini bitirmesi yakın tarihin en anlamlı gelişmesi olacaktır. PKK’nin silahsızlandırılması sürecinde emeği geçen herkese teşekkürler.

Şimdi birileri çıkıp yine “Peki Kürt meselesi ne olacak? Devlet adım atacak mı?” Bu soru çok yanlış bir sorudur. PKK ayrı Kürt meselesi ayrıdır. PKK’nin öncelik gündemi ve derdi hiç bir zaman Kürtler olmadı, örgütün tek derdi önceleri (1990 öncesi) sosyalizmdi, bugün ise Abdullah Öcalan’dır. Eğer aksi olsaydı bugünkü sürecin önceliği Abdullah Öcalan değil, Kürtlerin hakkı hukuku derlerdi. Kürtlerin talepleriyle ilgili bir şey duyduk mu örgütten, hayır duymadık. Bana bazen barışı soruyorlar, onlara. Şiddetten uzak durduğumuz her yer barıştır. Barışın iyiliği üzerimizde olsun…

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et