Bazı tarihler vardır; üzerinden yıllar geçse de sadece takvimde bir gün olarak kalmaz. Onlar, bir milletin hafızasına kazınan kırılma noktalarıdır. 15 Temmuz da Türkiye için böyle bir tarihtir. O gece yaşananlar, demokratik düzeni silah zoruyla değiştirmeye yönelik bir girişim olarak tarihe geçti. Darbeler, kim tarafından, hangi gerekçeyle ve kime karşı yapılırsa yapılsın; ortak bir gerçeği temsil eder: Halkın iradesinin zor kullanılarak gasp edilmeye çalışılması.
Liberal düşüncenin en temel ilkelerinden biri, siyasal iktidarın meşruiyetini sandıktan almasıdır. İktidarlar seçimle gelir, seçimle gider. Beğenmediğimiz hükümetlerin alternatifi tanklar değil, sandıklardır. Çünkü özgürlüğün temeli, bireyin iradesine duyulan saygıdır. 15 Temmuz bize bir kez daha gösterdi ki, demokrasi kusursuz olmayabilir; ancak onu silahla değiştirmeye çalışmanın bedeli her zaman çok ağırdır. Darbeler yalnızca hükümetleri hedef almaz. Hukuku yaralar, ekonomiyi sarsar, yatırımcı güvenini zedeler, toplumu kutuplaştırır ve en önemlisi insanların geleceğe olan inancını zayıflatır.
Türkiye, yakın tarihinde darbelerin ekonomik ve sosyal maliyetini defalarca yaşamış bir ülkedir. Her darbe, özgürlük alanlarını daraltmış; hukukun üstünlüğünü zedelemiş ve kalkınmayı geciktirmiştir. Özgür piyasa ekonomisinin gelişebilmesi de, girişimciliğin güçlenebilmesi de, uluslararası yatırımın artabilmesi de ancak öngörülebilir hukuk düzeni ve güçlü demokratik kurumlarla mümkündür. Demokrasi ile ekonomik refah arasında güçlü bir bağ vardır. Ancak 15 Temmuz’dan çıkarılacak ders sadece “darbeye karşı olmak” değildir. Aynı zamanda demokrasiyi her gün daha güçlü kılmaktır. Güçlü demokrasi; bağımsız yargıyı, hukukun üstünlüğünü, temel hak ve özgürlükleri, şeffaf kurumları, hesap verebilir yönetimi ve özgür medyayı birlikte gerektirir. Çünkü özgürlüğü koruyan yalnızca seçim sandığı değil; onu çevreleyen kurumsal güvencelerdir.
Liberal demokrasi bize önemli bir uyarıda bulunur: Demokrasi sadece çoğunluğun yönetimi değildir; aynı zamanda azınlık haklarının, ifade özgürlüğünün ve hukuk devletinin güvence altında olduğu bir düzendir. Bu nedenle demokratik düzeni korumak, hem darbe girişimlerine hem de hukukun üstünlüğünü zayıflatabilecek her türlü anlayışa karşı ortak bir sorumluluktur. Bugün 15 Temmuz’u anarken, hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyor; yakınlarına sabır diliyoruz. Aynı zamanda, o gecenin acılarının bir daha yaşanmaması için demokrasiyi, hukuku ve özgürlükleri birlikte güçlendirme iradesini diri tutmamız gerektiğini hatırlıyoruz. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli miras; korkunun değil özgürlüğün, vesayetin değil hukukun, silahın değil sandığın konuştuğu bir Türkiye’dir.
Dileğim odur ki bu ülke artık darbeleri yalnızca tarih kitaplarında okusun. Hiçbir çocuk tank sesleriyle uyanmasın, hiçbir anne evladını demokrasi uğruna toprağa vermek zorunda kalmasın, hiçbir vatandaş geleceğinden endişe etmesin. Çünkü güçlü devlet, vatandaşından korkan devlet değil; vatandaşının özgürlüğünü güvence altına alan devlettir. Ve güçlü demokrasi, sadece darbe gecelerinde değil, her gün hukukla, özgürlükle ve adaletle yaşatılan demokrasidir. 15 Temmuz’un hafızamızdaki yeri, intikamın değil ibretin; kutuplaşmanın değil ortak demokratik bilincin kaynağı olsun. Geleceğe bırakacağımız en büyük miras ise şu cümle olsun: Bu ülke bir daha hiçbir darbeyi yaşamayacak kadar demokratik, hiçbir vesayeti kabul etmeyecek kadar özgür olacaktır.

