Türkiye’nin Yeni Yüzyılı Başlıyor mu?

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin belki de en kritik eşiklerinden birine doğru ilerliyor. Önümüzdeki dönemde TBMM’nin gündemine gelmesi beklenen anayasal ve yasal düzenlemeler yalnızca hukuk metinlerinden ibaret olmayacak; aynı zamanda Türkiye’nin gelecek elli yılını şekillendirecek yeni bir toplumsal sözleşmenin de temelini oluşturabilecek.

Bu sürecin en önemli yönü ise yıllardır güvenlik ekseninde tartışılan Kürt meselesinin, ilk kez kalıcı biçimde siyaset, hukuk ve demokratik temsil zemini üzerinden çözülebilme ihtimalidir.

Türkiye, yaklaşık yarım asırdır terörün ekonomik, sosyal ve psikolojik maliyetini ödüyor. Binlerce insan hayatını kaybetti. Milyarlarca dolarlık kaynak güvenlik harcamalarına ayrıldı. Bölgeler arasında gelişmişlik farkı derinleşti. Yatırımlar gecikti. Gençler umutlarını başka şehirlerde veya başka ülkelerde aradı.

Bugün ise tarih farklı bir kapıyı aralıyor.

Silahların değil, siyasetin konuştuğu bir Türkiye…

Kimliklerin çatışma değil zenginlik olarak görüldüğü bir Türkiye…

Devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin yeniden inşa edildiği bir Türkiye…

İşte asıl mesele budur.

Liberal demokrasiler bize önemli bir gerçeği öğretmiştir: Devletler, farklılıkları bastırarak değil; özgürlük alanlarını genişleterek güçlenir. Güçlü devlet ile özgür toplum birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, eşit vatandaşlık ve demokratik temsil güçlendikçe devletin meşruiyeti de güçlenir.

Eğer Meclis’e gelecek düzenlemeler bu ilkeler doğrultusunda hazırlanırsa, yalnızca Kürt vatandaşların değil, Türkiye’deki herkesin demokrasiye olan güveni artacaktır. Çünkü özgürlükler bir gruba tanındığında değil, herkese güvence altına alındığında gerçek anlamına kavuşur.

Terörün tamamen sona erdiği bir Türkiye’nin ekonomik etkileri çoğu zaman yeterince konuşulmuyor.

Oysa güvenlik riskinin ortadan kalkması;

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya doğrudan yabancı yatırımları artırabilir.

Tarım, sanayi, turizm ve lojistik sektörleri büyük ivme kazanabilir.

Bölgenin genç nüfusu üretimin önemli bir parçası hâline gelebilir.
Kamu kaynakları güvenlik harcamalarından eğitim, teknoloji ve inovasyona yönlendirilebilir.

Özellikle Irak Kalkınma Yolu Projesi, Orta Koridor ve Türkiye’nin lojistik üs olma hedefi düşünüldüğünde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu artık güvenlik sorunlarıyla anılan bölgeler değil; Asya ile Avrupa arasında ekonomik köprüler hâline gelebilir.

Şırnak’tan Mardin’e, Hakkâri’den Diyarbakır’a kadar uzanan hat, yalnızca sınır illeri değil; küresel ticaretin yeni merkezlerinden biri olma potansiyeline sahiptir.

Barışın en büyük getirisi yalnızca huzur değildir. Barış aynı zamanda yatırımdır, İstihdamdır, İhracattır ve Refahtır.

Türkiye’deki Kürt vatandaşların büyük çoğunluğu bu ülkenin asli unsuru olarak yaşamaktadır. Aynı bayrağın altında, aynı kaderi paylaşmaktadır. Sorun, yıllarca terör ile vatandaşın birbirine karıştırıldığı dönemlerde derinleşti. Oysa demokratik devletin temel ilkesi açıktır:

Suç bireyseldir.

Kimlikler suçlanamaz.

Bir etnik köken, birkaç örgütün eylemleri nedeniyle mahkûm edilemez. Tam tersine, demokratik siyaset güçlendikçe, şiddetin toplumsal zemini daralır. Devlet vatandaşına güvenirse, vatandaş da devletine güvenmeye başlar. İşte kalıcı barışın gerçek temeli budur.

Bugün dünya yeni ticaret yolları arıyor.

Kızıldeniz krizleri…

Süveyş Kanalı’ndaki belirsizlik…

Karadeniz’deki savaş…

Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi…

Bütün bu gelişmeler Türkiye’yi yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte stratejik bir aktöre dönüştürüyor. Fakat jeopolitik avantajın ekonomik güce dönüşebilmesi için içeride istikrar şarttır. Yatırımcıların baktığı ilk gösterge yalnızca vergi oranları değildir.

Hukukun üstünlüğü…

Öngörülebilirlik…

Toplumsal huzur…

Siyasi istikrar…

İşte bunlar Türkiye’nin önümüzdeki on yıllardaki rekabet gücünü belirleyecek temel unsurlardır.

Terörün tamamen sona erdiği, demokratik güven ortamının oluştuğu bir Türkiye; yalnızca bölgesinin değil, Avrasya’nın en güçlü üretim ve lojistik merkezlerinden biri olabilir.

Elbette Meclis’e gelecek her düzenleme ayrıntılarıyla tartışılmalıdır. Anayasa değişiklikleri geniş toplumsal mutabakatla yapılmalı; temel hak ve özgürlükler evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda güvence altına alınmalıdır. Farklı görüşlerin dile getirilmesi, demokratik sürecin doğal bir parçasıdır. Önemli olan, bu tartışmaların şiddet yerine siyaset ve hukuk zemininde yürütülmesidir.

Gerçek başarı, bir tarafın diğerine üstünlük sağlaması değil; toplumun tamamının kendisini ortak geleceğin parçası olarak hissedebilmesidir.

Yani, Türkiye’nin önünde belki de yüz yılın en önemli fırsatı duruyor.

Bu fırsat yalnızca yeni yasalar çıkarmak değildir.

Yeni bir güven inşa etmektir.

Yeni bir demokrasi kültürü oluşturmaktır.

Yeni bir ekonomik sıçrama gerçekleştirmektir.

Ve en önemlisi;

Çocukların silah seslerini değil, okul zillerini duyduğu…

Yatırımcıların risk raporlarını değil, fırsat raporlarını okuduğu…

Kimliklerin ayrışma nedeni değil, ortak zenginlik olarak görüldüğü…

Dünyaya güven veren, kendi vatandaşına umut veren güçlü bir Türkiye inşa edebilmektir.

Çünkü büyük devletler yalnızca sınırlarını koruyarak değil, vatandaşlarının gönlünü kazanarak büyür. Belki de Türkiye’nin gerçek yükselişi, silahların sustuğu gün değil; hukukun, özgürlüğün ve demokrasinin herkes için eşit şekilde konuşmaya başladığı gün başlayacaktır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et