Serbest Piyasa Kusursuz Değildir ama Alternatiflerinden Çok Daha İyidir

Serbest piyasa ekonomisine yönelik eleştirilerin önemli bir bölümü aslında piyasanın ne olduğunu değil, piyasanın ne olmadığını tartışıyor.

Serbest piyasa; devletin olmadığı, kuralların bulunmadığı, güçlü olanın istediğini yaptığı bir düzen değildir. Tam tersine gerçek anlamda serbest piyasa; mülkiyet hakkının korunduğu, sözleşmelerin güvence altında olduğu, rekabetin bulunduğu, girişimcinin önünün açık olduğu ve devletin herkese aynı kuralları uyguladığı bir hukuk düzenidir.

Bugün serbest piyasanın en büyük rakibi sosyalizm değil, çoğu zaman devlet kapitalizmidir.

Çünkü piyasa ekonomisine yöneltilen birçok eleştirinin temelinde şu varsayım bulunuyor: Piyasa hata yapıyorsa devlet daha iyi karar verir.

Peki devletin her zaman daha iyi karar vereceğini kim garanti ediyor?

Bir girişimci yanlış yatırım yaptığında parasını kaybeder. Bir şirket kötü yönetildiğinde iflas edebilir. Bir yatırımcı yanlış karar verdiğinde bedelini öder.

Ama devlet yanlış ekonomik karar verdiğinde faturayı kim öder?

Vatandaş.

İşte serbest piyasanın temel üstünlüğü burada ortaya çıkar: Piyasa, kararların bedelini mümkün olduğunca kararı verene yükler.

Merkezi ekonomik sistemlerde ise yanlış kararların maliyeti milyonlarca insana yayılabilir.

Bir bürokrat hangi ürünün ne kadar üretileceğini, hangi teknolojinin başarılı olacağını veya insanların yarın ne satın almak isteyeceğini hiçbir zaman milyonlarca tüketici ve üretici kadar iyi bilemez.

Çünkü ekonomi bir bilgisayar programı değildir.

Ekonomi; milyonlarca insanın her gün verdiği milyarlarca kararın toplamıdır.

Bir insan bugün ne satın alacağına, bir çiftçi hangi ürünü ekeceğine, bir girişimci hangi sektöre yatırım yapacağına, bir işçi hangi işte çalışacağına karar verir.

Bu kararların tamamını Ankara’daki, Washington’daki, Pekin’deki veya başka bir başkentteki birkaç kişinin doğru biçimde planlaması mümkün değildir.

Friedrich Hayek’in en büyük katkılarından biri tam da buydu: Bilgi toplumda dağınıktır.

Fiyat mekanizması ise bu dağınık bilgiyi milyonlarca insan arasında taşıyan olağanüstü bir iletişim sistemidir.

Domatesin fiyatı yükseldiğinde çiftçi bir sinyal alır: Daha fazla üret.

Bir ürünün fiyatı düştüğünde üretici başka bir sinyal alır: Kaynaklarını başka yere yönlendir.

Elektrik pahalandığında enerji tasarrufu teşvik edilir.

Bir teknolojiye talep arttığında sermaye o alana akar.

Kimse bütün ekonomiyi merkezden yönetmek zorunda kalmadan, milyonlarca karar aynı anda koordine edilir.

Piyasanın mucizesi budur.

Peki ya eşitsizlik?

Evet, serbest piyasa eşitsizlik üretebilir.

Fakat burada kritik soru şudur: Eşitlik mi istiyoruz, yoksa refah mı?

Çünkü herkesin aynı gelir düzeyinde olması, herkesin zengin olduğu anlamına gelmez.

Sovyetler Birliği’nde gelir farklılıkları bugünkü birçok kapitalist ekonomiden daha sınırlıydı. Fakat bunun karşılığında kıtlık, düşük verimlilik, teknolojik gerilik ve tüketici seçeneklerinin sınırlılığı vardı.

Serbest piyasa ise insanların aynı olmasını değil, daha iyi bir hayat için rekabet etmelerini sağlar.

Bugün kullandığımız akıllı telefonlardan otomobillere, internetten ilaçlara kadar birçok teknolojinin arkasında bu rekabet vardır.

Bir şirket diğerinden daha iyi ürün üretmek zorundadır.

Daha ucuz üretmek zorundadır.

Daha hızlı olmak zorundadır.

Daha yenilikçi olmak zorundadır.

Çünkü tüketicinin cebindeki para, şirketin üzerinde demokratik bir baskıdır.

Tüketici her gün oy kullanır.

Üstelik sadece sandıkta değil, kasada.

Bir şirket tüketiciyi memnun etmezse müşteri başka şirkete gider.

Devlet tarafından korunan tekelde ise vatandaşın böyle bir seçeneği çoğu zaman yoktur.

Serbest piyasaya yönelik bir başka eleştiri de krizlerdir.

“2008 krizini piyasa yarattı.”

“Enflasyonu piyasa yarattı.”

“Finansal krizler kapitalizmin sonucudur.”

Bu iddialar kulağa basit geliyor.

Ama ekonomi bu kadar basit değil.

Krizlerin ortaya çıkmasında yanlış para politikaları, kötü düzenleme, aşırı borçlanma, siyasi teşvikler, ahlaki riskler ve kamu politikaları da etkili olabilir.

Dolayısıyla her krizi “serbest piyasanın başarısızlığı” olarak tanımlamak, otomobilin kazasını sadece direksiyona bağlamak gibidir.

Üstelik önemli bir ayrımı unutmamak gerekir: Serbest piyasa ile başıboş piyasa aynı şey değildir.

Devletin görevi piyasayı ortadan kaldırmak değil, piyasanın çalışacağı kuralları kurmaktır.

Hukuk.

Rekabet.

Mülkiyet hakkı.

Şeffaflık.

Sözleşme güvenliği.

Tekelleşmenin önlenmesi.

Tüketicinin korunması.

Bilgi asimetrisinin azaltılması.

Bunlar güçlü bir piyasa ekonomisinin düşmanı değil, altyapısıdır.

Devletin iyi yaptığı işlerden biri de budur: Oyunu oynamak değil, oyunun kurallarını adil biçimde belirlemek.

Asıl tehlike ise devletin hakemlikten çıkıp oyuncu olmasıdır.

Çünkü devlet hem kural koyuyor, hem şirket işletiyor, hem kaynak dağıtıyor, hem de bazı şirketleri diğerlerinden daha avantajlı hale getiriyorsa, rekabetin anlamı kalmaz.

İşte burada “serbest piyasa başarısız oldu” demeden önce başka bir soru sormak gerekir: Gerçekten serbest piyasa mı vardı?

Bugün dünyanın en yüksek yaşam standartlarına sahip ülkelerine baktığımızda ortak özelliklerden biri; güçlü hukuk kurumları, mülkiyet hakkı, rekabet, girişimcilik, dış ticaret açıklığı ve piyasa mekanizmalarının önemli ölçüde çalışmasıdır.

Çünkü piyasa yalnızca zenginlik üretmez.

Aynı zamanda seçenek üretir.

Bir zamanlar cep telefonu bir lükstü.

İnternet bir ayrıcalıktı.

Uçakla seyahat etmek toplumun küçük bir kesiminin imkânıydı.

Bugün bunların büyük bölümü geniş kitlelerin ulaşabildiği hizmetler haline geldi.

Peki bunu ne sağladı?

Sadece devlet harcamaları değil.

Rekabet.

Bir şirketin diğerini geçme arzusu.

Bir girişimcinin daha iyi ürün üretme isteği.

Bir yatırımcının yeni fırsat arayışı.

Bir tüketicinin daha kaliteli ve daha ucuz ürünü tercih etmesi.

İşte serbest piyasa bu nedenle önemlidir.

Çünkü insanı yalnızca ekonomik bir aktör olarak değil, tercih yapabilen bir birey olarak kabul eder.

Devlet “Senin için en iyisini ben bilirim” derse bireyin karar alanı daralır.

Piyasa ise seç, dene, yanıl, değiştir der.

Elbette piyasa her zaman doğruyu bulmaz.

Ama önemli olan şudur: Yanlışını düzeltme mekanizmasına sahiptir.

Kötü şirket elenir.

İyi şirket büyür.

Başarısız ürün piyasadan çekilir.

Yeni teknoloji eskisinin yerini alır.

Tüketici tercihi değiştikçe üretici değişmek zorunda kalır.

Bu mekanizma, merkezi planlamanın en büyük açmazlarından birine cevap verir: Hataları sistemin içinde düzeltmek.

Bu yüzden serbest piyasa ekonomisini savunmak, piyasa her şeyi çözer demek değildir.

Tam tersine daha gerçekçi bir şey söylemektir: İnsanlar hata yapar. Devletler de hata yapar. Ama özgür insanların rekabet ettiği ve hataların sonuçlarının görülebildiği bir sistem, hatalarını düzeltme konusunda daha güçlüdür.

Serbest piyasanın alternatifi kusursuz devlet değildir.

Çünkü kusursuz devlet yoktur.

Alternatif çoğu zaman kararların milyonlarca insan arasında dağıldığı bir sistem ile kararların sınırlı sayıda insanın elinde toplandığı bir sistem arasındaki tercihtir.

Ve tarih bize önemli bir ders veriyor: Ekonomik özgürlüğün olduğu yerde yalnızca servet değil, fırsat da büyüyor.

Bu nedenle serbest piyasa ekonomisini savunmak zenginleri savunmak değildir.

Tam tersine, zengin olma fırsatının yalnızca mevcut zenginlere değil, yeni girişimcilere de açık olmasını savunmaktır.

Çünkü gerçek liberalizm, zenginler kazansın demez. Başlamak isteyen herkes yarışa girsin der.

Serbest piyasanın en büyük başarısı belki de budur: Dünyayı kusursuz hale getirmez. Ama insanlara dünyayı değiştirme fırsatı verir.

Ve tarih boyunca ekonomik ilerlemenin en güçlü motorlarından biri de tam olarak bu olmuştur: Özgür insan, rekabet, hukuk, girişimcilik. Geri kalanını ise piyasa, her gün milyonlarca küçük kararla yeniden yazar.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et