AK Parti için Sınav: Fon Skandalında Kim Kazandı, Kim Denetlemedi?

Son dönemde kamuoyunu sarsan borsa ve fon soruşturması, yalnızca mağdur edilen yatırımcılar veya fon yöneticilerinin olası sorumluluğu üzerinden ele alınmaktadır. Oysa cevaplanması gereken çok daha önemli bir soru var: Bu süreç nasıl bu noktaya kadar geldi ve kimler bundan önceden haberdar oldu?

Başsavcılığın ilgili fonların kayıtlarını istemesi bu açıdan önemli. Özellikle Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarındaki fon hareketlerinin ayrıntılı biçimde incelenmesi; son bir-üç ayda ve özellikle soruşturmanın gündeme gelmesinden hemen önce fondan çıkanların kimler olduğunun ortaya çıkarılması gerekiyor.

Elbette bir fondan para çekmenin, hisse almanın veya satmanın tek başına suç olduğunu iddia etmiyorum. Ancak ortada gerçekten bir manipülasyon varsa ve bazı kişiler bu manipülasyonu diğer yatırımcılardan önce öğrenerek pozisyon aldıysa, meselenin artık yalnızca bir yatırım tercihi olmaktan çıktığı açıktır. Hele bu kişiler arasında siyasetçiler veya bürokratlar varsa, hukuki sorumluluğun yanında siyasi ve etik sorumluluk da tartışılmalıdır.

Asıl üzerinde durulması gereken ikinci mesele ise düzenleyici ve denetleyici kurumların durumudur.

SPK, BDDK, MASAK ve diğer ilgili kurumlar bu süreçte neredeydi? Bu kurumlar piyasadaki hareketliliği görmedi mi? Gördüyse neden zamanında müdahale edilmedi? Riskler biliniyorduysa neden gerekli tedbirler alınmadı? Yoksa kurumların hareket etmesini engelleyen siyasi veya başka bir baskı mı vardı?

Bunların hiçbirini peşinen doğru kabul etmemeliyiz. Fakat hepsini araştırmak zorundayız. Bütün süreç fon yöneticilerinin tutuklanması sürecine indirgenmemelidir.

Çünkü milyarlarca liralık bir piyasayı denetlemekle görevli kurumlar varsa ve buna rağmen büyük bir finansal manipülasyon iddiası ortaya çıkıyorsa, bütün sorumluluğu birkaç şirket yöneticisinin üzerine bırakmak kolaycılık olur.

Mehmet Şimşek’in geçtiğimiz yıl piyasalardaki bazı manipülasyonların farkında olduklarına ilişkin açıklaması da bu nedenle yeniden hatırlanmalıdır. Eğer devlet gerçekten bazı risklerin farkındaysa, neden etkin bir müdahale gerçekleşmediği sorusu mutlaka cevaplanmalıdır.

Burada mesele yalnızca “kim dolandırdı?” değildir. Kim gördü? Kim bilerek veya bilmeyerek göz yumdu? Kim denetleyemedi? Kim bundan yararlandı? Soruşturmanın bu soruların tamamına cevap vermesi gerekir.

Özellikle fonlardan erken çıkanlar arasında siyasi aktörler veya bürokratlar varsa, bunların kim olduğu ve işlemlerini hangi bilgiye dayanarak yaptığı araştırılmalıdır. Bu kişilerin suçlu olduğunu peşinen söylemek elbette doğru değildir. Fakat kamu gücü kullanan insanların, kamuya açıklanmamış bir bilgiye erişerek ekonomik avantaj sağlayıp sağlamadıkları mutlaka incelenmelidir.

Eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa, siyasi sorumluluk da doğar. Ben burada özellikle AK Parti’nin tavrını önemli buluyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğer kendi partisiyle ilişkili siyasetçilerin veya bürokratların bu süreçte etik dışı bir ilişkisinin veya haksız bir ekonomik avantajının bulunduğu ortaya çıkarsa, bunlara karşı da gereken siyasi iradeyi göstermelidir.

Geçmişte başka siyasi ve ekonomik ilişkiler nedeniyle insanlara çok ağır sonuçlar uygulandı. Bank Asya meselesi bunun toplumdaki en güçlü örneklerinden biridir. O halde bugün de aynı ilke herkes için geçerli olmalıdır: Hukuk kişiye göre değişmemeli, siyasi yakınlık kimseye dokunulmazlık sağlamamalıdır.

AK Parti açısından mesele bundan daha da önemlidir.

Çünkü bu olay, partinin kuruluş döneminde öne çıkardığı liyakat, adalet, kul hakkı, şeffaflık ve hesap verebilirlik anlayışının bugün ne ölçüde yaşatıldığını da sorgulatıyor.

AK Parti’nin ihtiyacı olan şey, yalnızca fon yöneticilerine neşter vurmak değildir. Eğer gerçekten bir yapı varsa, neşterin siyasi ve bürokratik bağlantılara da uzanması gerekir. Denetim kurumlarında ihmal varsa bunun hesabı sorulmalı; siyasi nüfuz kullanılmışsa ortaya çıkarılmalı; kamu görevi kişisel menfaat için kullanılmışsa gereği yapılmalıdır.

Ancak bütün bunlar delile ve hukuka dayalı bir soruşturmayla yapılmalıdır. Kimse yalnızca siyasi kimliği nedeniyle suçlu ilan edilmemeli; fakat siyasi kimliği nedeniyle de korunmamalıdır.

Bence bu soruşturmanın en önemli sınavı buradadır.

Türkiye’nin ihtiyacı birkaç şirket yöneticisini cezalandırıp dosyayı kapatmak değil; paranın, bilginin ve siyasi gücün nasıl birbirine bağlandığını ortaya çıkarmaktır.

Eğer bu süreç gerçekten kapsamlı biçimde araştırılırsa, yaşanan mağduriyetlerin ötesinde bir fırsata da dönüşebilir: AK Parti’nin kendi içerisindeki güç ilişkilerini sorgulaması, kuruluş dönemindeki adalet ve hesap verebilirlik iddiasını yeniden hatırlaması ve bir anlamda kendi içinde bir arınma ve yeniden inşa sürecini başlatması.

Çünkü asıl mesele yalnızca fonlardan kimin para kazandığı değildir.

Asıl mesele, devletin kimleri denetlediği ve kimleri denetlemediğidir.

Ve şimdi sorulması gereken soru şudur:

Neşter yalnızca görünen aktörlere mi vurulacak, yoksa gerçekten sorumluluğu olan herkese mi?

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et