Gazze Soykırımı’ndan dolayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin haklarında tutuklama kararı çıkardığı Binyamin Netenyahu ve Yoav Gallant gibi savaş suçluları hakkında bir yaptırım kararı yokken, bazı AB politikacılarının Türkiye Adalet Bakanı’na yaptırım uygulamayı tartışması yalnızca gülünçtür. Bu, yaptırımların seçici olduğunu, başka bir ifadeyle insan hakları ya da demokrasi gibi ilkelerden hareket etmediğini, siyasal saiklere dayandığını bir kez daha teyit etmektedir.
Dış yaptırım en çok soykırım, savaş suçları, ırk ayrımcılığı rejimi (apartheid) gibi uygulamalar karşısında anlamlı olur. İsrail bütün bunları uygularken, üstelik bu uygulamalar Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi merciiler tarafından tespit edilmişken, İsrail’li devlet görevlilerine AB tarafından hiçbir yaptırım kararı verilmedi. Türkiye Adalet Bakanı’na ise sadece demokratik süreçleri sekteye uğratan yargı kararlarındaki rolü sebebiyle yaptırım uygulanması tartışmaya açılıyor. Bir yanda insan onurunu en ağır şekilde ihlal eden uygulamalar görmezden gelinirken, diğer yanda siyasal mücadelenin taraflarından biri diğer tarafa haksızlık etti diye cezalandırılmak isteniyor.
Vurgulamak gerekir ki AB’nin, özellikle de Gazze soykırımından sonra, kendine vehmettiği gibi bir ahlâkî itibarı kalmamıştır. O yüzden bu tür yaptırım kararları insan hakları ve demokrasi kavramlarına zarar vermekten ve bunları savunanların işini zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Seçici olduğu konusunda herkesin mutabık olduğu bu tür yaptırımlar, hedef aldığı kişi ya da grubu iç siyasal mücadelede güçlendirmekten başka bir sonuç da doğurmaz.
Elbette ki bu söylenenler, 19 Mart ve 21 Mayıs süreçlerinin dış aktörler tarafından eleştirilemeyeceği anlamına gelmez. Özellikle (sözde de olsa) bir ortaklık pazarlığına girdiğimiz ve çeşitli platformlarında temsil edildiğimiz Avrupa’da bu tür vakaların politikacılar tarafından eleştirilmesi doğaldır. Ancak yaptırım, müdahale etmek anlamına gelir. Temelsiz dış müdahale, en çok da müdahalenin hedefindeki kişi/grupla siyasal mücadele yürütenlere zarar verir. Yaptırım fikrini dillendiren AB politikacıları kendilerini kurtarıcı rolünde tasavvur ediyor olabilir ama Türkiye’de siyasal mücadele yürüten hiç kimsenin AB yaptırımlarına ihtiyacı yoktur. Velhasıl, gölge etmeyin…

