Asıl Suçlu Kim?
Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti örneğindeki çocuk çeteler sorunu ile Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları yeni nesil bir ergen şiddetine ve sınıfsal bir ayrışmaya işaret ediyor olabilir.
1. Soruna Kriminolog Gibi Bakabilmek
Ülkemiz çocuklarının şiddetin hem failleri hem de mağdurları olmasından canımız fena halde yanmaktadır. Yetişkin yaş öncesinde ve ağırlıklı olarak ergenlikte şiddet suçuna bulaşmak ve bunun yaygın örneklerini görmek sosyolojik suç eğilimi analizine konu edilmelidir. Konu tek başına suçun faillerini ve mağdurlarını ilgilendirmemektedir. Burada sosyolojik bir eğilim göze çarpmaktadır.
İki tür ergen suç eğilimi, iki farklı sınıf ve iki farklı sosyalleşme modeli öne çıkmaktadır. Bu sınıflandırma modelinde esas alınan kaynaklar yakın zamanda yaşanan adli olaylara ve yapılmış bazı akademik ve olay bazlı araştırmalara dayanmaktadır. Sınıfsal ve mekansal ayrışmayı içeren yeni tip ergen suç modelinin ilki sanal ortamda başlayan ve inceller örneğindeki gibi sanal suç gruplarından oluşmaktadır. İkincisi ise çocuk çeteler diye tabir edilen üyelerini genelde erken ergenlik ve gençlik dönemindeki bireylerin oluşturduğu organize suç örgütleridir. Her iki suç dinamiği bize ergenlerde şiddet temelli bir gelişim bozukluğu olduğuna işaret etmektedir.
2. Ergenlik Değil Ebeveyn Olamama Sorunu
12 yıllık zorunlu eğitim, disiplinsiz okul sistemi, kimi liyakatsiz öğretmen ve idarecilerden oluşan Türk eğitim sisteminin okullarda görülen “amaçsız” şiddet sorunuyla doğrudan bağlantılı olduğunu düşünmüyorum. Saydığım sorunlar genel olarak eğitim sistemimizin hastalıklarıdır. Genel olarak ülkemizin eğitim sorunlarına her ilde bir ya da birden fazla üniversite açmayla başlayan ancak gençlere hiçbir yetenek eklemeden diploma basan üniversite sistemimizi de dahil edebilirsiniz.
Eğitim sisteminin bu ve bundan fazla sorunu olabilir. Ancak ailelerin sorumluluk bilinci veremediği ve değer yükleyemediği çocuklara değer aktarmasını eğitim sisteminden beklememek gerekir. Belli bir hazır bulmuşluğu olmayan çocuklar ve gençler için eğitim kurumlarında değer aktarımı yapmak pek olası görülmemektedir. Eğitim sisteminden, ailelerin temel attığı belli değerler üzerine bilgi, donanım, ülke sevgisi, sosyal bağ kurma ve üretime katkı yapma gibi konularda çocuklarımıza katkı sağlaması beklenmelidir. Bebeklikten itibaren üzerine “aşırı” titrenilerek fetişleştirilen, hiçbir disiplin, kural uygulanmadan ve terbiye edici yol ve yöntemlere başvurulmadan anne ve babasından “itaat” edilecek varlık gibi muamele gören bir çocukta sorumluluk bilinci ve ödev ahlakı oluşmasını beklemek safdillik olur. Disiplin, kural ve terbiye ahlak ve pratiğinden bihaber bir çocuğun ailesinden değer almayı bırakın anne ve babası ile doğru düzgün iletişim kurması da mümkün görünmemektedir. Bu bakımdan böylesi bir çocuğun okuldan alabileceği çok bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bu konu özelinde Türkiye’nin eğitim sisteminin ve okulların sorumlu gibi hedefe konması doğru değildir.
Sorun çok yanlış bir yerde aranmaktadır. Hanesi içinde sorun haline gelmiş bir çocuk çözülmemiş psikolojik rahatsızlıklarını temas ettiği sosyal gruplara yansıtmaktadır. Okul çağında ve okula devam etmekte olan ergenlerin dışlanmışlık duygularıyla ya da sanal alemin zihinlerini kirletmesi yüzünden şiddeti kendi okullarında sergilemeleri normaldir. Burada çocuğun saldırıda bulunduğu okul ya da okul yönetimini sorumlu tutmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Çocuklar tedavi edilmemiş psikiyatrik rahatsızlıklarıyla okula gönderiliyorlarsa yanlışın birincil muhatapları bakım yükümlülüğü olan kişilerdedir.
Ülkemizde geçtiğimiz yıl devlet tarafından aile yılı ilan edilmiştir. Nüfus artış hızının düşmesi, evlilik yaşının ertelenmesi, boşanmaların artması ve sorunlu aile yapılarının çoğalmasıyla ülkemiz “demografik kıyamet” belirtileri veren ülkelerden biri haline gelmiştir. Önümüzdeki 10 yıllarda nüfusun hızla yaşlanması ve sosyal güvenlik ve sağlık sistemini zorlayacak zorlukların karşımıza çıkması olasıdır.
Geleneksel aile sistemi içeriden ve dışarıdan maruz kaldığı saldırılarla sınanmaktadır. Kentleşme, modernleşme ve batılılaşmayla birlikte çocuklarını ihmal eden ya da kendi ihtiyaçlarını düşünmeyi bırakıp çocuklarının ihtiyaçlarının kölesi haline gelen hastalıklı aile yapıları ortaya çıkmıştır. Alt gelir gruplarında çok çocuklu anne ve babanın çok uzun saatlerde ev dışında çalışması nedeniyle ihmal edilmiş çocukların büyüdüğü aileler kırsal bölgeleri ve kentlerin çeperlerini kuşatmıştır. Orta ve üst sınıflarda sözüm ona Batı tipi “özgür” çocuk yetiştirme ideolojisine teslim olmuş, çocuklarına hayır diyemeyen, disiplin uygulamayan, sınır koyamayan ve tek derdi çocuğun bir dediğini iki etmeyen aile modelleri yaygındır. Teşbihte hata olmaz, bebeklikten itibaren çocuklarına tapınılacak ulu bir varlık muamelesi yapan bir anne ve babanın çocuğun odasını toplamamasından ve ev işlerine yardım etmemesinden şikâyet hakkı yoktur. Dolayısıyla kendimi de işin içine katarak söylemeliyim ki kimse kusura bakmasın ama suç ve şiddet üreten mekanizma suça itilen çocuklarımız değil, asıl suçlular bebeklikten itibaren çocuklarına böyle davranan biz anne ve babalarız. Dolayısıyla suça itilen diye tabir edilen çocuklarımızı bu hali neden değil sonuçtur. Böyle bakılan ve yetiştirilen bir çocukta sorumluluk bilinci ve başkasına karşı ödev ahlakı oluşur mu?
Nasıl bir çelişkili cilvedir ki bu tip velilerin çoğu, ev ortamında sorumluluk almayan kendilerine su ve çay hizmeti bile yapmayan, ev, market ve pazar gibi ailenin ortak işlerine yardım etmeyen çocuklarından bîzar ve şikayetçi iken, okul ortamında öğrencilerine disipline etmeye, terbiye vermeye ve sorumluluk bilinci kazandırmaya çalışan idareci ve öğretmenlerin karşısında çocuklarına “öf” bile denilmesini istemeyen “canavar velilere” dönüşmektedirler. Bu tip aile modelleri bir dizi sosyal hastalık üretmektedir. Yeni nesilde farklı aile modellerinden ve farklı yetiştirme biçimlerinden kaynaklanan sorunlar benzer bir suç dalgasına zemin hazırlamaktadır: Nedensiz ve kutsanan bir şiddetin tatbik edilmesi.
3. “Emredersin Evladımcı” Orta Sınıf Aile Modeli
Babası emniyet müdürü annesi ise öğretmen olan Kahramanmaraş saldırısını gerçekleştiren katil çocuk tam da batılı eğitim modelini taklit eden orta sınıf bir ailede yetişmiş izlenimi vermektedir. Basına yansıyan bilgilerden hareketle ailesi tarafından sınır konulmadan büyütülen, sosyal medyada ve sanal oyunlarda ne yaşadığı takip edilmeyen bir çocuktan bahsediyoruz. Sosyal medya arkadaşları tarafından cinsel kimlik karmaşasına sürüklendiği anlaşıldığı için “yeniden erkek yapmak amacıyla” yasalara aykırı şekilde polis babası tarafından poligonda silah talimi yaptırılan bir çocuk.
Dışarıdan bakıldığında güvenlikçi bir baba ve eğitimci bir annenin evladı, klasik bir orta sınıf aile çocuğu olan bu kişinin böylesine insanlık dışı bir eylemi gerçekleştirme motivasyonu tam olarak anlaşılamayacaktır. Halen ailesinin bile böyle bir olayın nasıl yaşandığına ilişkin sağlıklı bilgilere sahip olduğunu düşünmüyorum. Çocuğun göstermiş olduğu bazı psiko-patolojik belirtilerin de doğru okunamadığını, ailesi tarafından bir kısmının doğuştan ve bir kısmının da ergenlik kaynaklı geçici sorunlar olarak telakki edildiğini anlamaktayız. Bilebildiğimiz kadarıyla okul ve ev dışında bir hayatı olmayan bu çocuk, dışarıdan bakıldığında bu kadar normal ve sağlıklı görünen bir aile yapısı içerisinde nasıl canavarlaşmıştır? Sorunu tanımlarken basitleştirirsek iki faktörün etkili olduğunu görürüz. Sosyoekonomik durumu nispeten iyi olan ailenin çocuğun maddi ihtiyaçlarını olabildiğince karşılamış olduğu anlaşılmaktadır. Ancak çocuğun karakter gelişiminde ihtiyaç duyduğu değer aktarımı, birlikte zaman geçirme, karakter gelişimine katkı sağlayacak sınır koyma ve yönlendirme konusunda ailenin üzerine düşeni yapmadığı anlaşılmaktadır. Maddi ihtiyaçları ailesi tarafından aşırı şekilde karşılanmışken manevi ihtiyaçları eksik bırakılmış ve çocuğun psikososyal gelişimi yaralanmıştır.

4. “Evden Uzakta Büyüsün” Alt Sınıf Aile Modeli
Çocuk suçluluğuna karışan “Daltonlar” ve “Casperlar” gibi çetelerin ve bu çetelere mensup ergenlerin işlediği şiddet suçları da alt sınıf ailelerden kaynaklanan bir sosyal soruna işaret ediyor gibi görünmektedir. Ahmet Minguzzi cinayetini işleyen çocukların yargılama sürecinde sergiledikleri küstah ve saldırgan tavır, organize suç-aile ilişkisini işaret etmiştir. Devletin en üst makamlarında ağırlandığı halde mağdur aileye yönelik taciz ve tehdit girişimleri sürmüştür. Minguzzi ailesi yurtdışındaki bir kabadayının avukatı tarafından temsil edilmeye başlandıktan sonra katil çocukların yakınları ve çete mensupları tarafından rahat bırakılmıştır. Çeteler hukuk ve adalet sisteminden ziyade sokaktaki hiyerarşiden çekiniyor gibi görülmektedir.
Bu tip çeteler Doğu ve Güneydoğu illerinden İstanbul’a göç etmiş, şehrin dezavantajlı mahallerinde yaşayan, çok çocuklu hanelerden insan kaynağı temin etmektedir. Çocuğunun bir dediğini iki etmeyen ancak ona disiplin ve kural uygulamayan, değer ve manevi bilinç aşılamaktan yoksun aileler ne kadar başarısızsa, çocuğunun maddi manevi hiçbir ihtiyacıyla ilgilen(e)meyen, küçük yaştan itibaren çocuklarını sokakta çalıştırarak büyüten umursamaz aileler de bir o kadar sorumludur. Çocuğun maddi ve manevi ihtiyaçlarını ihmal eden aileler, bu ihtiyacın sokaktan karşılanmasına göz yumuyor hatta bunu teşvik ediyor gibi görünmektedir. Torbacılık gibi gayri meşru faaliyetlerden gelir elde eden küçük yaştaki çocukların aileleri bu durumdan şikayetçi gibi görünmemektedir. Bu bize çocuklar özelinde görülen ancak aileler düzeyinde ortaya çıkan toplumsal bir yozlaşma yaşadığımızı işaret etmektedir.
Son dönemde özellikle radikal siyasal faaliyetlerin içerisinde yer almış ailelerin çocuklarında gelir getirici suç faaliyetlerine yönelme eğilimleri göze çarpmaktadır. Etnik ya da mezhepsel radikal grupların içinde yetişen çocuklar, siyasal radikalizm aktivizmini kaybettiklerinde organize suç faaliyetlerinde yer almaya başlamışlardır. Özellikle Kolombiya örneğinde radikal terör örgütleri ile uyuşturucu kartelleri arasında benzer eleman geçişkenlikleri gözlenmiştir. Bizde de ne yazık ki bu türden yeni bir sosyal dinamiğin izlerine rastlanmaktadır. Büyükşehirlerin doğu ve güneydoğu illerinden göç alan mahallelerinin rehabilitasyonuna ayrıca özen gösterilmelidir.
5. Çıkarılacak Dersler
Bilinmelidir ki yaşanan hadiseler ne ilk ne de son olacaktır. ABD’de bu tip saldırılar trafik kazaları gibi başa gelmesi muhtemel sıradan facialar haline gelmiştir. Bizde de benzer ergen failler kaynaklı saldırıların Allah korusun yoğunlaşarak devam edeceği neredeyse kesin gibidir. Zira sanal ortamın emzirdiği, anne ve babanın sınır koymadığı ve hiçbir değer aktaramadığı, şiddet dışında kutsalı olmayan zombileşmiş bir nesil karşımızdadır.
Bugünden yarına çocuklarımızda yaşanan zihinsel ve psikolojik tahribatı düzeltmek mümkün görünmemektedir. Bu nedenle çocukların sanal ortamda daha az zaman geçirecekleri bir aile ortamını yaratmak hepimizin sorumluluğudur. Dezavantajlı bölgelerde çocukların ve gençlerin faydalı aktiviteler yapabilecekleri sosyal donatı alanlarının oluşturulması gerekmektedir. Devletin önleyici tedbirlerine anne babaların çocuklarına dikkat kesilerek destek olmaları gerekmektedir.
Anne-babalar ne çocuklarının kölesi olmalı ne de büyütülmeleri için çocuklarını sokağa emanet etmelidir. Çocukların ebeveyni sanal medya ve sokak değil anne-babalarıdır.
—
Yazı görseli: Mülteciler Derneği Çocuk Dayanışma Etkinliği

