ÖSYM: Özürlülere sorun yaratma merkezi

 

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), son zamanlarda Üniversite ve Kamu Personeli Seçme sınavlarındaki kopya, şifre, başkasının yerine sınava girme, sınav sonuçlarının yanlış hesaplanması gibi skandallar ve iddialar ile kamuoyunun gündeminde ve daha da gündemde kalacak gibi. 
Bir ülkenin ve ülkede de yaşayan vatandaşlarının ekonomik, bilimsel, sosyal ve hatta siyasal geleceğini belirleyecek nesillerin alacakları eğitimin en önemli kurumlardan biri olan ÖSYM ’nin bu kadar bariz hatalar yapması ya da bunları önleyememesi gelecek adına kaygı verici. 

Temel bir insan hakkı olan ‘eğitim hakkı’nın korunması, geliştirilmesi, eğitimde fırsat eşitliği için adil seçme yarışlarının yapılması bakımından önemli bir görev üstlenen ÖSYM ’nin 2012 Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı (ÖSYS) kılavuzunda engellilerle ilgili çarpıcı maddeler var.

Eğitim hakkı Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi Madde 26. belirtildiği gibi, ‘Herkes eğitim hakkına sahiptir’ diyerek, engelli bireylerin de bu hak kapsamında olduğuna vurgu yapılıyor. 
ÖSYS’nin ‘2012 Yükseköğretim ve Programları Kılavuzu’ 2.1.2 Özürlü Adayların Tercihlerini Yaparken Göz Önünde Tutacağı Hususlar’ başlığı altında sıraladığı maddeler de insan hakları kavramının gelişimi ve kapsamı açısından ÖSYM ’nin durduğu noktayı gösteriyor. Zaten maddenin başlığında ‘göz önünde bulundurulması gereken hususlar’ derken, ‘görme engelli’ bireyi dışlıyor. Kılavuzda, “Görme özürlü adayların, özürleri yüzünden başarılı olamayacakları yükseköğretim programlarını tercih etmemeleri gerekir. Bu adayların, başarılı olabilmeleri için, büyük ölçüde dile dayanan veya işitme gerektiren sosyal, iktisadi ve beşeri bilimler alanlarındaki yükseköğretim programlarını tercih etmeleri beklenir” deniyor. ÖSYM , bu açıklamasıyla sorumluluktan kurtulacağını varsayıyor, biz size demiştik demeye getiriyor. Bu maddeyi kaleme alanların ‘engellilik’ ve ‘engelliler’ hakkında hiçbir şey bilmedikleri ortada. Aydınlanma ve çağdaşlaşmanın merkezi olarak kabul edilen, sorunların ve çözümlerin akla, bilgiye ve bilime uygun olarak yapıldığını varsaydığımız bu kurumlarda, ‘engelli bireyin hak ve özgürlüklerinin savunulması ve korunması’ açısından akademik camianın ne kadar ‘önyargılı’ ve gerçeklerden uzak bir görüşe bu açıklamayla kesinlik kazanıyor. 

Demek ki, bunları yazanlar televizyon bile seyretmiyor. Eğer seyretmiş olsalardı, 15 Mayıs 2012’de Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı R. Tayyip Erdoğan’ın, ‘ Türkiye Engelliler Günü’nde, 5 yaşındayken bir kaza sonucunda, iki kolunu da kaybeden ressam Ayşe Işık’ın yapmış olduğu resimlerden oluşan resim sergisini gezerken, duymuş olduğu hayranlığı gözlerinden anlayabilirlerdi. Eğer bu ressam arkadaşımız, Güzel Sanatlar Bölümüne başvursa ve resim bölümünde okumak için genel yetenek sınavına girmek isteseydi, kesinlikle ellerini kullanamadığı için kabul edilmeyecekti. Büyük ihtimalle bu maddeleri yazanlar, dünyanın en büyük müzik dehalarından biri olan Beethoven’dan da bibaher. Zihinsel yetisinden başka hiçbir organını kullanamayan Steven Hawking’den bahsetmeye gerek bile yok. 
Ayrıca bu, ‘Özürlü adayların, yükseköğretim programları tercihlerini belirlerken üniversitelerin özürlüler ile ilgili birimlerinden yükseköğretim programları konusunda bilgi almaları yararlarına olacaktır’ diyerek, topu taça atmaktır. 

01/07/2005 tarih ve 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 15. Maddesine dayanılarak, ‘Özürlü çocuklara, gençlere ve yetişkinlere, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, bütünleştirilmiş ortamlarda ve özürlü olmayanlarla eşit eğitim imkânı sağlanır’ diyerek kurulan ya da kurulması öngörülen ‘Özürlüler Danışma ve Koordinasyon Birimleri’nin ve bu birimlerden sorumlu personelin engellilik konusunda bilgileri, uzmanlık alanları, yetkileri ve yaptırımı da işlevsel değil. Birçok üniversitede bu birimler sadece kağıt üzerinde var. Maalesef bunu denetleyen ve yaptırım uygulayan bir anlayışta henüz gelişmedi. 

Eğitim hakkı, engelli bireyin de hakkıdır 
BMEİHB’nin madde 26 son paragrafı, ‘Yüksek öğretim, yeteneklerine göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır’ diyor. Daha baştan engelli bireyin fiziki durumuna göre neyi yapacağı neyi yapmayacağına karar vermek, insan hakları açısından kabul edilemez. 

2007’de ülke olarak altına imza koyduğumuz, ‘BM Engelli İnsanın Hakları Sözleşmesi’, eğitim hakkı konusunda bağlayıcı ve yaptırıma dayalı hükümler içeriyor. Bütün haklar gibi ‘eğitim hakkı’ da uluslararası insan hakları hukuku kapsamında ve ülkemizde de Anayasa ’da düzenleniyor ve korunuyor. Engelliler eşit, adil, şeffaf bir seçme ve değerlendirme sonucunda yapılacak yarışmalar neticesinde çıkacak sonuca elbette ki saygılılar, ama daha baştan sürecin dışında bırakılmalarına seyirci ve sessiz kalamazlar. Üzücü olan taraf, engelli üniversite öğrencilerinin eğitim hakkının savunulması/korunması konusunda en yetkili ve etkili bir kurum olması gereken YÖK ’ün bu konuda etkisiz ve sessiz kalması. 

Engelliler, ‘ne ayrıcalık ne de ayrımcılık” istiyor, imza koyduğumuz uluslararası sözleşmelere uyulması ve Anayasası’nın 90. Maddesi gereğinin uygulanmasını talep ediyorlar. Her şeyi ben bilirim ‘paternalist’ anlayışının terk edilmesi, hak ve özgürlüklere saygılı/dayalı, bireyin kendi iradesi, dışında oluşan engelleri kaldıran bir anlayışın içselleştirmesi gerek. Ve en kısa zamanda, ÖSYM , özürlülere sorun yaratma merkezi olmaktan çıkmalı. 

Radikal, 10.08.2012

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et