Kişisel savunma teknolojilerinin yükselişi, güvenlik araçlarının çeşitlenmesi olduğu kadar çağdaş toplumsal cinsiyet rejiminin yeniden örgütlenmesi olarak da okunmalıdır. Smurf Spray gibi ürünler, bu dönüşümün çarpıcı örneklerinden biridir. Çünkü burada mesele beden, şiddet, görünürlük, tanıklık ve hakikat arasındaki ilişkinin teknolojik olarak yeniden düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Ürünün tanıtım sayfasında belirtildiği üzere Smurf Spray, saldırganı durdurmak ve failin yüzünde mavi boya bırakmak suretiyle suçluluğu beden üzerinde işaretleyip faili görünür kılan ve yıkanmasına rağmen bir hafta boyunca ciltten silinmeyen ve uzun vadede UV ışıklarıyla görünür olmak bakımından mağdurun iddiasını maddi kanıtla desteklemeye yarayan bir spreydir. Aynı zamanda, biber gazının aksine, zehirli madde içermemesi ve solunum yolu riski oluşturmaması sebebiyle güvenilir bir güvenlik teknolojisi ürünüdür.
Foucault’nun (2019; 2023) biyopolitika ve disiplin kavramları, söz konusu teknolojinin mantığını anlamak açısından önemli bir çerçeve sunmaktadır. Foucault perspektifinden düşünüldüğünde, Smurf Spray’in temel işlevi saldırganı acı yoluyla etkisiz hale getirmekten çok, onu ifşa etmektir. Bu anlamda spreyin mavi boyası hem kimyasal bir madde hem de suçluluğun kamusal semiotiğine dönüşümüdür. Böylece işaretlenmiş beden artık anonim değil; okunabilir, teşhir edilebilir ve dolaşıma sokulabilir hale gelmektedir. Bu nedenle Smurf Spray’in biber gazından farklı bir iktidar mantığıyla çalıştığı ifade edilebilir. Biber gazı fiziksel acı üretirken; Smurf Spray görünürlük üretmektedir. Bu fark önemlidir, çünkü, Foucault perspektifinde çağdaş iktidar giderek cezalandırmaktan çok görünürleştirme üzerinden işlemektedir. Bu çerçevede Smurf Spray, suçu, beden üzerinde okunabilir hale getirerek sosyal medya ifşaları, yüz tanıma teknolojileri, dijital gözetim mekanizmaları ve veri kapitalizmi ile aynı mantıksal zemini paylaşır.
Modern devlet uzun süre şiddet tekelini kendi elinde toplamış, bireysel savunma pratiklerini ya kriminalize etmiş ya da sıkı biçimde denetlemiştir. Ancak, alarm sistemleri, panik butonu uygulamaları, GPS takip cihazları, akıllı yüzükler ve özsavunma spreyleri gibi araçların varlığıyla güvenlik artık kolektif bir kamusal hak olmaktan çok bireysel bir hazırlık meselesi olarak düşünülmeye başlamıştır. Brown’ın (2015) vurguladığı gibi çağdaş iktidar rejimi bireyi sürekli risk yönetimi yapmak zorunda olan girişimci bir özneye dönüştürmektedir. Buna temel bir örnek oluşturan Smurf Spray adlı ürünün web sayfasında belirtildiği üzere yaşlılar, çocuklar, uluslararası gezginler ve kadınlar ürünün pazar hedefleri arasında yer almaktadır. Kadınlar da bu rejimin bir tarafı olarak kendi güvenliğinin yöneticisi halindedir. Bu araç üzerinden kadın meselesine özellikle değinilmesinin nedeni, ürüne gelen yorumların sıklıkla “ya kadınlar iftira atarsa?” minvalindeki yorumların hayalî mağduru koruma bakış açısından kaynaklanan patriyarkal şiddetin yapısal niteliğine ayna tutmasıdır.
Smurf Spray, patriyarkal şiddetin bir yansıması olduğu kadar korunma aracı ve yönetilebilir bir korku yaratması bakımından feminist açıdan da bir paradokstur. Bu anlamda kadın artık korunması gereken pasif özne değildir, sürekli hazırlıklı olması gereken özneye dönüşür. Güçlenme (empowerment) söylemi burada paradoksal bir biçimde işler çünkü ürün bir yandan kadınlara hareket özgürlüğü ve psikolojik güven hissi verirken diğer yandan kamusal alanın kadın için esasen tehlikeli olduğu varsayımını yeniden üretir. Berlant’ın (2011) “cruel optimism” kavramı tam da burada açıklayıcı hale gelmektedir: Özgürlük vaadi sunan araç, aynı zamanda bireyi onu tehdit eden koşullara daha sıkı bağlar, tıpkı Smurf Spray’de olduğu gibi: Kadın özgürleşir fakat çantasında savunma spreyi taşıdığı müddetçe.
Smurf Spray haberlerinin altındaki yorumlara bakıldığında çok tanıdık bir toplumsal refleksle karşılaşılmaktadır: Tartışmanın merkezine kadınların her gün deneyimlediği taciz, takip, saldırı ve güvensizlik değil; henüz gerçekleşmemiş hayalî bir “iftira” senaryosu yerleştirilir. Toplumsal empati şaşırtıcı bir hızla mağdurdan kopar ve “hayalî masum erkek” figürünü koruma refleksine dönüşür.
“Peki ya kadın iftira atıyorsa?” sorusu, hukukî bir hassasiyetten çok, patriyarkal toplumun ahlâkî örgütleniş biçimini açığa çıkarmaktadır, çünkü burada asıl korunmaya çalışılan çoğu zaman kadınların güvenliği değil, erkekliğin toplumsal itibarıdır. Ahmed’in (2004) duyguların politikası üzerine yazdıkları düşünüldüğünde bazı korkular kamusal alanda diğerlerinden daha hızlı dolaşıma girer. Kadınların gündelik korkusu sıradanlaştırılırken varsayımsal erkek mağduriyeti olağanüstü bir ahlâkî panik üretir. Gerçek şiddet vakaları normalleşir fakat gerçekleşmemiş bir yanlış suçlama ihtimali toplumsal tahayyülde merkezî hale gelir. Bunun nedeni yalnızca erkek dayanışması değildir. Sistematik erkek şiddetini kabul etmek, toplumsal yapının kendisini sorgulamayı gerektirir, zira, mağdurla gerçekten empati kurmak; aileyi, hukuku, erkeklik kültürünü, işyerlerini, kamusal alanı ve gündelik dili tartışmaya açmak anlamına gelir. Oysa hipotetik bir iftira senaryosuna odaklanmak çok daha güvenli bir pozisyondur. Böylece sorun yapısal olmaktan çıkarılır ve münferit “kötü kadın” ihtimaline indirgenir, toplumsal sorumluluk askıya alınır.
Kadınların gerçek güvenlik ihtiyacıyla yüzleşmek yerine tartışmayı varsayımsal erkek mağduriyetine kaydırmak, patriyarkal kültürün en eski savunma mekanizmalarından biridir. MacKinnon’ın (1989) hukuk ve cinsiyet ilişkisine dair tartışmaları burada kritik bir lenstir. MacKinnon’a göre hukuk uzun süre erkek deneyimini evrensel insan deneyimi olarak kodlamıştır. Bu nedenle kadınların yaşadığı şiddet ya görünmez ya da kanıtlanması gereken istisnai olaylar gibi ele alınmıştır. Smurf Spray’in “kanıt bırakan” bir teknoloji olarak pazarlanmasına “iftira” ihtimali üzerinden karşı çıkışlar da bu tarihsel bağlamdan ayrı değildir. Özellikle “genel” güvenlik, mülkiyet ya da düzen söz konusu olduğunda ilgili araca dair “ya yanlış kullanılırsa?” sorusu çoğu zaman etik bir paniğe dönüşmez. Örneğin erkek egemen spor kültüründe kullanılan doping testleri, yanlış pozitif sonuçların kötü niyetli biçimde kullanılması durumunda sporcuların kariyerini ve kamusal itibarını zedeleyebilecek bir araca dönüşmesine rağmen toplumsal refleks çoğu zaman masum birinin haksız yere suçlanması ihtimaline karşı sistemin kaldırılması yönünde değil, testlerin daha güvenilir hale getirilmesi yönünde şekillenmektedir. Benzer biçimde birçok erkek, araç kamerası (dashcam) kullanımını “kendimi korumak için delil lazım” diyerek savunur. Bu kameralar yanlış yorumlanabilecek görüntüler üretebilir, bağlamdan koparılabilir ya da özel hayat ihlâllerine yol açabilir, ancak toplumsal refleks çoğunlukla “ya biri iftira için kullanırsa” olmaz çünkü burada “delil üretme” pratiği meşru özsavunma olarak kabul edilir. Kadınların kendilerini korumak için delil bırakabilecek bir teknoloji kullanması ise çok daha hızlı biçimde şüpheyle karşılanır.
Anlaşıldığı üzere sorun yalnızca prosedürel adalet değil, kimin güvenlik talebinin meşru görüldüğüdür. Bu anlamda Smurf Spray de çağdaş toplumun güvenlik, cinsiyet ve hakikat arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğunu açığa çıkaran kültürel bir semptomdur. Eğer bir şiddet ya da taciz tartışmasında zihnin ilk refleksi mağdurun yaşadığı deneyimi anlamaya çalışmak değil de erkeğin başına gelebilecek varsayımsal bir haksızlığı düşünmekse, orada ciddi bir ahlâkî kırılma vardır fakat bu noktada meseleye yalnızca feminist eleştiri içinden yaklaşmak ya da liberal teorinin sunduğu itirazları tamamen göz ardı etmek de mümkün değildir çünkü “ya iftira ise?” sorusu yalnızca patriyarkal refleksin değil, modern hukuk düşüncesinin temel kaygılarından birine de temas eder: Keyfî suçlamalara karşı bireyin korunması ve güvenlik-özgürlük gerilimi.
Liberal hukuk geleneği tarihsel olarak bireyleri şiddetten koruma amacı doğrultusunda onları keyfî suçlama, toplumsal damgalama ve hukukî prosedür dışı cezalandırmadan korumayı da amaçlamıştır. Bu nedenle “ya iftira ise?” sorusunu bütünüyle irrasyonel ya da bütünüyle kötü niyetli görmek teorik olarak eksik kalır çünkü bu soru, modern hukuk devletinin merkezindeki masumiyet karinesi ilkesine temas eder.
Mill’in (1859) klasik liberalizmi açısından düşünüldüğünde, bireyin kamusal olarak zarar görmesi yalnızca fiziksel şiddetle sınırlı değildir. Bir kişinin toplumsal itibarının geri döndürülemez biçimde zedelenmesi de ciddi bir özgürlük ihlâli olarak görülebilir. Bu nedenle liberal gelenek, suçluluğun kamusal kanaatle değil, adil prosedürlerle belirlenmesi gerektiğini savunur. Smurf Spray’in mantığı ise tam burada bir karmaşıklığa neden olur. Ürün yalnızca saldırıyı engellemekle kalmaz fail olduğu düşünülen kişiyi görünür biçimde işaretleyerek onu hukukî süreçten önce toplumsal dolaşıma sokar ve kınar. Rawls’un (1971) adalet teorisi açısından bakıldığında da benzer bir problem ortaya çıkmaktadır. Rawls nezdinde adalet yalnızca doğru sonuçlara ulaşmak değil, adil prosedürler üretmektir. Liberal hukuk tam da bu nedenle aceleci toplumsal yargılardan kaçınmaya çalışır. Fakat Smurf Spray gibi teknolojiler, hukukî değerlendirme gerçekleşmeden önce bedeni suç göstergesine dönüştürmektedir. Liberal yaklaşım bakımından sorun burada başlar: Toplumsal görünürlük, hukukî muhakemenin yerine geçmeye başladığında adalet duygusu cezalandırıcı bir kamusal hisse dönüşebilir.
Liberal hukuk teorisinin ortaya koyduğu kaygıyla feminist eleştirinin işaret ettiği yapısal eşitsizlik arasındaki gerilimin görünür hale geldiği Smurf Spray meselesinde masumiyet karinesinin korunup korunmamasından ziyade bu ilkenin toplumsal gerçeklik içinde nasıl işletildiği önemli bir sorun teşkil etmektedir. Liberal teori açısından herhangi bir bireyin hukukî süreç tamamlanmadan kamusal olarak damgalanması ciddi bir özgürlük problemidir. Ancak feminist teori, bu prosedürel hassasiyetin pratikte çoğu zaman eşit dağılmadığını özellikle kadınların tanıklığı söz konusu olduğunda seçici biçimde devreye girdiğini göstermektedir. Başka bir ifadeyle sorun, masumiyet karinesinin varlığı değil; bu karinenin neden çoğunlukla erkek itibarını korumak için yoğun biçimde mobilize edildiğidir. Böylece teorik olarak evrensel olması gereken hukukî ilke, toplumsal cinsiyet rejimi içinde farklı bedenler için farklı biçimlerde işlemeye başlamaktadır. Kadınların gerçek ve sistematik şiddet deneyimleri olağanlaştırılırken varsayımsal erkek mağduriyeti çok daha hızlı bir etik hassasiyet üretmektedir. Bu nedenle feminist eleştirinin hedefi liberal ilkelerin kendisi değil, bu ilkelerin toplumsal dolaşımıdır çünkü sorun “iftira ihtimalinin” tartışılması değil; bu ihtimalin neden gerçek şiddetten daha büyük bir ahlakî paniğe dönüştüğüdür.
Dikkat çekici olan nokta, Smurf Spray’in yalnızca kadınlar için tasarlanmış bir ürün olmamasına rağmen “iftira” tartışmasının neredeyse bütünüyle kadınlar üzerinden kurulmasıdır. Ürün yaşlılar, çocuklar, turistler ve genel savunmasız gruplar için de pazarlanmasına rağmen toplumsal korkunun ağırlık merkezi, kadınların bu teknolojiyi “kötüye kullanma” ihtimaline kaymaktadır. Bu da meselenin yalnızca prosedürel adalet kaygısıyla değil, kadınların güvenlik talebine duyulan yapısal şüpheyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Nitekim hikâye tersine çevrildiğinde, bu argümanın ne kadar seçici işlediği daha görünür hale gelir. Erkeklerin araç kamerası, güvenlik kaydı ya da dijital delil üretme pratikleri çoğu zaman “kendini koruma hakkı” olarak meşrulaştırılırken; kadınların kendilerini korumaya yönelik benzer bir teknolojiyi kullanması çok daha hızlı biçimde “iftira” ihtimali üzerinden tartışmaya açılmaktadır. Eğer bir toplumda kadınların somut güvenlik sorunu karşısında gösterilmeyen duyarlılık, varsayımsal erkek mağduriyeti söz konusu olduğunda birdenbire aşırı biçimde tezahür eden bir hale geliyorsa, burada nötr bir hukuk refleksinden değil, toplumsal olarak cinsiyetlenmiş bir empati rejiminden söz etmek gerekir.
Kaynakça
Ahmed, S. (2004), The cultural politics of emotion. Edinburgh: Edinburgh University Press.
Berlant, L. (2011), Cruel optimism. Durham: Duke University Press.
Brown, W. (2015), Undoing the demos: Neoliberalism’s stealth revolution. New York: Zone Books.
Foucault, M. (2019), Hapishanenin doğuşu (8. Bs.), (Çev. M. A. Kılıçbay), İstanbul: İmge Kitabevi Yayınları.
Foucault, M. (2023), Cinselliğin tarihi (10. Bs), (Çev. H. Uğur-Tanrıöver), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
MacKinnon, C. A. (2020), Feminist bir devlet kuramına doğru, (Çev. S. Yücesoy, T. Yöney). İstanbul: Metis Yayınları.
Mill, J. S. (2012), Hürriyet üstüne (2. Bs.), (Çev. M. A. Dostel). Ankara: Liberte Yayınları.
Rawls, J. (2024), Bir adalet teorisi (5. Bs.), (Çev. V. A. Coşar). Ankara: Phoenix Yayınevi.
Smurf Spray. “Pepper Spray Alternative: Why SmurfSpray Is the Better Choice.”

