Türkiye’de cumhuriyete yönelik olağan bir bağlılığın ötesine geçen ve “cumhuriyetperestlik” olarak adlandırılabilecek bir siyasi tavır ve kültür vardır. Bu anlayışa göre cumhuriyet, insanlığın siyasi gelişmesinin son durağı, medeniyetin temel şartı ve ilerlemenin başlıca göstergesidir. Bir ülkede cumhuriyet ilan edilmesi, o ülkenin uygarlık yolunda büyük bir mesafe katettiği şeklinde yorumlanır. Ancak, tarihî ve güncel gerçekler bu görüşü doğrulamamaktadır. Cumhuriyet adını taşıdığı halde insan hak ve hürriyetlerini tanımayan ve korumayan, tam tersine bastıran yönetimler de vardır. Bu yüzden, kendisine cumhuriyet adını veren bütün rejimleri aynı kategori içinde değerlendirmek yanlıştır. Cumhuriyet, dar anlamda cumhuriyet ve geniş anlamda cumhuriyet olmak üzere iki farklı biçimde ortaya çıkabilmektedir.
Dar anlamda cumhuriyet, siyasi iktidarın bir hanedanın tekelinde bulunmaması demektir. Monarşide iktidar, kural olarak, bir ailenin elinde kalır ve çoğu zaman babadan oğula geçer. Dar anlamda cumhuriyette hanedan ortadan kaldırılmıştır. Ancak, iktidara kimin geleceği ve iktidardan kimin ayrılacağı demokratik, rekabetçi, adil ve eşit seçimlerle belirlenmiyorsa, rejim yalnızca hanedanın bulunmaması bakımından cumhuriyettir.
Rejimin adının cumhuriyet olarak belirlenmesi, devlet başkanının kral, padişah, sultan veya imparator adını taşımaması tek başına demokratik bir rejimin varlığını göstermez. İktidar tek bir kişinin, partinin, askerî bürokrasinin veya dar bir zümrenin elinde toplanabilir. İktidarın barışçı ve olağan yollarla değiştirilmesi mümkün olmayabilir. Böyle bir sistem, teorik olarak monarşi değildir; fakat demokrasi de değildir. Bu rejim ancak dar anlamda cumhuriyet olarak adlandırılabilir.
Geniş ve doğru anlamda cumhuriyet sadece hanedanın kaldırılmasıyla yetinmez. İktidara kimin geleceğini ve iktidardan kimin ayrılacağını halkın tercihlerine ve dolayısıyla rekabetçi seçimlere bağlar. Seçimler düzenli, adil ve eşit şartlarda yapılır. Muhalefetin iktidara gelme ihtimali gerçek ve canlıdır. Siyasi haklar korunur, iktidar hukukla sınırlandırılır ve yönetim halkın rızasına dayanır.
Geniş anlamda cumhuriyet ile demokrasi büyük ölçüde özdeştir. Cumhuriyetin ahlâkî ve siyasi değeri de esas olarak burada ortaya çıkar. Çünkü cumhuriyetin asıl vaadi, yalnızca bir hanedanın kaldırılması değil, siyasi iktidarın toplumun dokunuşuna ve denetimine açılmasıdır.
Dar anlamda cumhuriyetler otoriter veya totaliter olabilir. Otoriter cumhuriyette iktidar tekelleşmiştir ve yönetimin olağan yollarla değiştirilmesi mümkün değildir. Bununla beraber rejim, iktidarı korumakla yetinip, ülkedeki ve toplumdaki her şeyi baştan sona dönüştürme, yeni bir insan ve yeni bir toplum yaratma iddiasıyla özel hayata ve sivil topluma her zaman derin biçimde müdahale etmekten uzak kalabilir.
Totaliter cumhuriyet ise hem iktidarı tek elde toplar hem de bu iktidarı insanı ve toplumu yeniden oluşturmak için kullanır. Eğitimden aile hayatına, dinden kültüre, ekonomiden gündelik yaşayışa kadar her alanı kontrol etmeye çalışır. Yeni bir insan ve yeni bir toplum yaratma sevdasıyla sivil hayatı tasfiye eder ve her bireyi ve kesimi bütünüyle devletin emrine ve güdümüne sokar.
Otoriter ve totaliter rejimlerin kendilerine cumhuriyet adını vermesi, onları gerçek anlamda cumhuriyet yapmaz. Cumhuriyet kelimesi burada demokratik yönetimi ve temel hak ve hürriyetlerin mevcudiyetini değil, yalnızca bir hanedanın bulunmamasını ifade eder. Geçmişte Suriye ve günümüzde Azerbaycan, Türkmenistan, Mısır gibi ülkeler cumhuriyet adını taşıyan ama otoriter veya totaliter olan ülkelere örnek gösterilebilir. Daha da ilginci, bu ülkelerin bazılarında, hanedanın resmiyette kaldırılmasına ve monarşik unvanlar bulunmamasına rağmen, iktidarın rekabetçi seçimlerle el değiştirmesinin söz konusu olmaması ve iktidarın babadan oğula geçebilmesidir. Azerbaycan’da ve Türkmenistan’da siyasi iktidarın babadan oğula geçmesi, fiiliyatta, komik şekilde, “cumhuriyetçi hanedan” olarak adlandırılabilecek ilginç bir yapılanma ortaya çıkarmıştır. Monarşi resmen yoktur; fakat iktidar fiilen monarşide olduğu gibi aynı aile içinde kalmaktadır.
Türkiye de cumhuriyet olarak kurulduğunda başlangıçta dar anlamda bir cumhuriyetti. Hanedan kaldırılmıştı; fakat iktidarın demokratik seçimlerle el değiştirmesine imkân veren çoğulcu ve rekabetçi bir siyasi düzen kurulmamıştı. Tek parti yönetimi altında siyasi iktidar tekelleşmişti, rekabete kapatılmıştı. Bu cumhuriyetin otoriter yüzüydü. Türkiye Cumhuriyeti’nin totaliter yüzü ise insanı ve toplumu yukarıdan aşağıya ve çoğu zaman kamu zoruna ve baskılarına dayanan uygulamalarla ve dayatmalarla dönüştürmeye çalışılmasında ortaya çıktı. Türkiye’nin otoriter-totaliter nitelikteki dar anlamda cumhuriyetten geniş anlamda cumhuriyete, yani demokratik cumhuriyete yönelmesi, ancak çok partili hayata ve serbest seçimlere geçişle mümkün oldu.
Bu ayrım hem genel olarak hem de Türkiye’deki cumhuriyet tartışmaları bakımından son derece önemlidir. Cumhuriyeti savunmak, onun bütün tarihî biçimlerini sorgusuz sualsiz kabul etmek, övmek ve yüceltmek anlamına gelmemelidir. Cumhuriyetin adı değil, niteliği önemlidir. Bir rejimin cumhuriyet olarak adlandırılması, onun özgürlükçü, demokratik ve medeni olduğunu göstermez. Otoriter ve totaliter cumhuriyetler, mutlak monarşilerden daha baskıcı ve daha zalim olabilir. Buna karşılık, anayasal ve demokratik bir monarşi, insanlara ve topluma dar anlamda bir cumhuriyetten daha özgürlük sağlayabilir.
Bu sebeple, cumhuriyeti gerçekten önemseyenlerin dar anlamda cumhuriyeti değil, geniş anlamda cumhuriyeti savunması gerekir. Değer verilmesi gereken şey yalnızca hanedanın bulunmaması değil, iktidarın seçimle gelmesi, seçimle gitmesi, hukukla sınırlandırılması ve özgür bir toplumun varlığıdır. Türkiye’deki siyasi kültür ne yazık ki bu ayrımı yeterince yapamamaktadır. Cumhuriyet çoğu zaman özelliklerinden bağımsız olarak kutsallaştırılmakta ve dar anlamdaki cumhuriyetin bütün uygulamaları sahiplenilmektedir. Bu tutum cumhuriyetseverlik değil, cumhuriyetperestliktir.
Cumhuriyetseverlik, cumhuriyeti demokrasi, hukuk devleti ve özgürlükle birlikte savunmaktır. Cumhuriyetperestlik ise cumhuriyet adını taşıyan her rejimi, otoriter ve totaliter özellikler taşısa dahi, sorgulamadan üstün görmek ve yüceltmektir. Doğru olan, cumhuriyetin adına değil, mahiyetine bakmaktır. Gerçek anlamda savunulmaya değer cumhuriyet, dar anlamda cumhuriyet değil, geniş anlamda cumhuriyet, yani demokratik cumhuriyettir.

