CHP, Mutlak Butlan Tartışmaları ve Yeni Parti Arayışları: Değişimin Meşruiyet Arayışı

Türk siyaseti son dönemde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile ilgili çıkması muhtemel “mutlak butlan” kararına kilitlenmiş görünmektedir. Kamuoyunda tartışmalar çoğunlukla bu hukukî sürecin olası sonuçlarına odaklansa da, perde arkasında daha derin ve uzun vadeli siyasi hesapların yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Sol ve merkez siyaseti kapsayacak yeni parti arayışlarının hızlanması, çeşitli açıklamalar ve satır aralarına yansıyan mesajlar birlikte değerlendirildiğinde, bu sürecin yalnızca mutlak butlan ihtimaline bağlı olmadığı görülmektedir.

Aslında yeni parti arayışlarının, sanıldığı gibi sadece mutlak butlan kararına endeksli olmadığı açıktır. Böyle bir karar çıkmasa dahi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden partinin başına dönmemesi ve mevcut yönetimin görevine devam etmesi halinde dahi yeni bir siyasi oluşumun gündeme geleceği yönünde güçlü işaretler mevcuttur. Hatta mutlak butlan tartışmaları başlamadan önce dahi bu yönde çalışmaların başladığı bilinmektedir. Bu durum, CHP içerisindeki değişim talebinin yalnızca güncel krizlere değil, yapısal sorunlara dayandığını göstermektedir.

Ekrem İmamoğlu’nun liderliğini yaptığı “değişim” hareketinin, başından itibaren yeni bir parti kurarak seçime girme fikrini değerlendirdiği yönündeki yorumlar da bu bağlamda anlam kazanmaktadır. Bunun temelinde iki önemli neden bulunmaktadır.

1. CHP’nin Oy Potansiyeli ile Sandık Sonucu Arasındaki Uçurum

Birinci neden, CHP’nin uzun yıllardır yaşadığı kronik bir sorundur: Parti ne yaparsa yapsın, anketlerde ne kadar yükselirse yükselsin, seçim günü bu destek tam anlamıyla sandığa yansımamaktadır. CHP belirli dönemlerde kamuoyunda umut yaratmakta, iktidara alternatif olarak görülmekte; ancak seçim sonuçları beklentilerin altında kalmaktadır.

Bu durumun arkasında sosyolojik, tarihsel ve psikolojik birçok sebep bulunmaktadır. Türkiye toplumunun belirli bir kesimi, hatta önemli bir çoğunluğu, mevcut iktidardan memnun olmasa dahi tercihini CHP’den yana kullanmamaktadır. Bunun nedenleri arasında CHP’nin tarihsel bagajı, tek parti dönemi algısı, elitist siyaset eleştirileri, muhafazakâr seçmenle kurulamayan duygusal bağ ve parti kimliğinin toplumun tamamına hitap edememesi sayılabilir.

Nitekim yaklaşık 105 yıllık siyasi geçmişi bulunan CHP, çok partili hayat dikkate alındığında genel seçimlerden yalnızca üç kez birinci parti olarak çıkabilmiştir.

1961 Genel Seçimleri: 27 Mayıs darbesi sonrasında yapılan seçimlerde CHP %36,7 oy almış ve 173 milletvekili çıkarmıştır. Ancak tek başına hükümet kuracak çoğunluğa ulaşamamış, Adalet Partisi ile koalisyon kurmak zorunda kalmıştır.

1973 Genel Seçimleri: CHP, 1972 yılında Bülent Ecevit’in Genel Başkan olması ve kadrolarını yenilemiş bir parti olarak girdiği ilk seçimde % 33 oy oranı ile 185 milletvekilliği kazanarak 1. Parti olmuş ve Milli Selamat Partisiyle ortak hükümet kurmuştur.

1977 Genel Seçimleri: Bülent Ecevit liderliğinde, “Karaoğlan” rüzgârının estiği dönemde CHP tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşmış ve %41 oy almıştır. Buna rağmen Meclis çoğunluğunu sağlayamamış, yine tek başına iktidar olamamıştır.

Bu tablo, CHP’nin tarihsel olarak güçlü bir muhalefet geleneği üretmesine rağmen, iktidar olma kapasitesinde kalıcı sorunlar yaşadığını göstermektedir. Bu nedenle bazı siyasetçiler ve siyaset bilimciler, mevcut parti kimliğiyle seçim kazanmanın zorlaştığı kanaatindedir.

2. Yeni Bir Siyasi Marka Arayışı

İkinci neden ise siyasette “yeni marka” ihtiyacıdır. Türkiye’de seçmen davranışı yalnızca kadrolara değil, sembollere, geçmişe ve algıya da bağlıdır. CHP gibi köklü, Cumhuriyet’i kuran ve Atatürk’ün emaneti olarak görülen bir partinin varlığı, yeni bir merkez-sol oluşum için hem avantaj hem de büyük bir engeldir.

Avantajdır; çünkü CHP tabanı örgütlüdür, seçmeni sadıktır ve tarihsel bir aidiyet taşır. Engeldir; çünkü yeni bir hareket, CHP’nin gölgesinde büyümekte zorlanır. Seçmen “Madem CHP var, neden yeni parti?” sorusunu sormaktadır. İşte bu nedenle yeni bir partinin başarılı olabilmesi için yalnızca yeni isimler ya da genç kadrolar yetmez; güçlü bir meşruiyet zemini gerekir.

Mutlak Butlan: Kriz mi, Fırsat mı?

Tam da bu noktada mutlak butlan tartışmaları yeni bir anlam kazanmaktadır. CHP yönetimi tarafından eleştirilse de, aslında bu süreç değişim hareketi açısından önemli bir çıkış kapısı yaratabilir. Çünkü siyasî tarih göstermektedir ki, sağlam gerekçelere dayanmayan, yalnızca kişisel hırslarla kurulan partilerin seçmen nezdinde kalıcı başarı elde etmesi son derece zordur.

Yeni bir partinin başarı şansı, ancak haklı ve anlaşılır bir gerekçeye dayanması halinde artar. Eğer CHP’de mutlak butlan kararıyla mevcut yönetim tasfiye edilir ve parti yeniden eski kadrolara dönerse, değişim hareketi kendisini şu şekilde konumlandırabilir:

“Biz CHP içinde mücadele ettik. Değişimi savunduk. Parti yönetimini demokratik yollarla kazandık. Ancak hukukî ve siyasî müdahalelerle yeniden eski düzene dönüldü. Bu nedenle artık siyaset yapma imkânı kalmadı ve yeni bir yola çıktık.”

Bu söylem, hem CHP tabanını hem de kararsız seçmeni ikna etme açısından güçlü bir zemin oluşturabilir. Çünkü burada ayrılık kişisel değil, ilkesel bir tercih olarak sunulacaktır.

AK Parti Örneği ve Meşruiyetin Gücü

Türkiye siyasî tarihinde bunun benzeri bir örnek daha önce yaşanmıştır. 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) kuruluşu yalnızca yeni bir parti doğuşu değil, meşruiyet temelli bir yeniden yapılanmaydı. Fazilet Partisi içerisindeki yenilikçi hareket, parti içinde mücadele etmiş; ancak istediği dönüşümü sağlayamamıştı. Sonrasında Fazilet Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılınca, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül öncülüğündeki kadrolar yeni bir siyasî parti kurarak yollarına devam ettiler.

Buradaki kritik nokta şuydu: Ayrılanlar mevcut yapıyı terk etmiş değil, kapatılan bir partinin ardından yeni bir zemin inşa etmişlerdi. Bu durum seçmende mağduriyet, yenilik ve meşruiyet duygusunu aynı anda üretti. Sonuç olarak AK Parti 2002 seçimlerinde tek başına iktidara geldi.

Bugün CHP içindeki değişim hareketi açısından mutlak butlan kararı benzer bir psikolojik ve siyasi zemin yaratabilir.

Özgür Özel’in “Burada Kalacağız” Söylemi Ne Anlama Geliyor?

Özgür Özel’in sık sık dile getirdiği “Parti kurmayacağız, burada kalıp mücadele edeceğiz” söylemi de bu çerçevede yeniden okunmalıdır. Bu açıklama yalnızca parti içi kararlılık mesajı değildir; aynı zamanda stratejik bir pozisyon alışıdır. Çünkü değişim hareketi, kendisini önce CHP içinde demokratik mücadele veren taraf olarak göstermek istemektedir.

Böylece olası bir kopuş yaşanırsa, “Biz ayrılmadık, bizi ayrılmaya zorladılar” anlatısı kurulabilecektir. Siyasette mağduriyet ve meşruiyet duygusunun ne kadar etkili olduğu düşünüldüğünde, bu stratejinin son derece bilinçli olduğu söylenebilir.

Sonuç

CHP’de yaşanan mutlak butlan tartışmaları yalnızca hukukî bir mesele değil, aynı zamanda Türk muhalefetinin geleceğini şekillendirebilecek stratejik bir dönemeçtir. Yeni parti arayışları bu karara indirgenemez; çünkü mesele daha derindir. CHP’nin seçim kazanma sınırları, toplumdaki algısı ve değişim taleplerinin mevcut yapı içinde karşılanıp karşılanamayacağı sorusu uzun süredir masadadır.

Eğer mutlak butlan kararı çıkarsa, bu durum yalnızca bir kriz değil; CHP içindeki değişim hareketi açısından yeni bir siyasî başlangıcın meşru gerekçesi haline gelebilir. Çıkmazsa bile, yeni arayışların sona ereceğini düşünmek gerçekçi değildir. Çünkü görünen o ki tartışma artık kişiler arasında değil, siyasi model ve gelecek vizyonu arasındadır.

Seyit Cuma

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et