Liberalizm çöküşle yüzleşiyor – Bir öz eleştiri

Dr. Ayman Nour
Mısır Liberal Ghad El-Thawra Partisi Genel Başkanı

Dünya, sıradan bir dönüşümün değil, köklü bir hesaplaşmanın eşiğinde. Tartışma artık sistemlerin ayakta kalıp kalamayacağından öte, kendilerini yeniden anlamlandırıp anlamlandıramayacaklarıyla ilgili. Liberalizm bugün yalnızca dışarıdan gelen eleştirilerle değil, kendi performansının yarattığı soru işaretleriyle karşı karşıya. Onu aştığını iddia eden modellerin önemli bir kısmı ise gerçekte onun zaaflarından besleniyor.

Birleşmiş Milletler’in etkisinin zayıflaması, uluslararası düzenin geçici bir arızası değil; yapısal bir çözülmenin işareti. II. Dünya Savaşı sonrası kurulan sistem, hukukun gücü sınırlayabileceği varsayımına dayanıyordu. Bugün ise giderek güç, hukuku yeniden tanımlayan başat unsur haline geliyor. Bu durum, kurumların ortadan kalkması değil, içlerinin boşalması anlamına geliyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşananlar da bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Sorun artık klasik siyasî kutuplaşmanın ötesine geçmiş durumda. Devletin işleyişine, kuvvetler ayrılığına ve anayasal dengeye dair temel ilkeler sorgulanıyor. Metinler yerinde duruyor; ancak onları ayakta tutan ruh giderek aşınıyor.

Aynı dönemde Çin, ideolojik bir meydan okumadan çok pratik bir iddia ile ilerliyor: Meşruiyet, süreçten değil sonuçtan doğar. Bu yaklaşım, liberalizmin yalnızca değerler üzerinden değil, performans üzerinden de kendini yeniden kanıtlama zorunluluğunu ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği ise iç baskılar ve dış krizler arasında yeniden konumlanmaya çalışıyor. Artık model ihraç eden bir yapıdan çok, kendi modelini korumaya çalışan bir aktör görünümünde. Bu da liberal düşüncenin merkezinde dahi ciddi bir kırılmanın yaşandığını gösteriyor.

Burada mesele liberalizmin sona ermesi değil; yönünü kaybetmesidir. Bu bir çöküş değil, bir sınavdır. Ancak en büyük risk dışarıdan değil, içeriden geliyor: Liberalizm ile onun adına yapılan sapmalar arasındaki sınırın bulanıklaşması.

Liberalizm, salt seçim mekanizmalarına ya da serbest piyasa ilkelerine indirgenemez. Esasında güçlerin sınırlandırılması, özgürlüklerin güvence altına alınması ve devlet ile birey arasındaki ilişkinin hukuk temelinde dengelenmesi demektir. Bu çerçevenin dışına çıkan her uygulama, gelişim değil sapmadır.

Günümüzde özellikle Donald Trump ile özdeşleşen siyasî çizgi, liberalizmin bir yorumu değil; onun açık karşıtıdır. Popülist söylem, yürütme gücünün merkezileştirilmesi ve kurumsal denge mekanizmalarının zayıflatılması, liberal düzenin temel prensipleriyle bağdaşmaz.

Yürütmenin yetki alanını genişletme girişimleri, yasama organının etkisizleştirilmesi ve yargının siyasal tartışmaların içine çekilmesi, geçici siyasî manevralar değil; sistemsel bir yön değişiminin göstergeleridir. Bu anlayış, devleti denge üzerine değil, güç yoğunlaşması üzerine kurar.

Özellikle savaş ve dış politika kararlarında görülen şeffaflık eksikliği, anayasal süreçlerin aşındırılması ve denetim mekanizmalarının devre dışı bırakılması, demokratik meşruiyetin temelini sarsmaktadır.

Seçim süreçlerine yönelik müdahaleler ve seçim bölgelerinin yeniden şekillendirilmesi gibi uygulamalar ise demokratik rekabetin özünü zedelemektedir. Seçimler devam etse bile, anlamlarını yitirme riski doğmaktadır.

Batılı düşünce kuruluşlarının değerlendirmeleri bu tabloyu net biçimde ortaya koyuyor: Sorun artık demokratik araçların eksikliği değil, bu araçlara duyulan güvenin aşınmasıdır. Liberalizm, kendi ilkeleri kendi araçlarıyla aşındırıldığında zayıflar.

Tüm bunlar, küresel düzeyde artan istikrarsızlıkla birleşiyor. Orta Doğu’dan Asya’ya uzanan gerilimler, kırılgan ittifaklar ve kısa vadeli politik hesaplar, uluslararası düzeni kalıcı bir belirsizliğe sürüklüyor.

Bu koşullarda liberalizmin önündeki görev yalnızca değerlerini savunmak değildir; aynı zamanda bu değerlerin somut sonuçlar üretebildiğini göstermek zorundadır. Özgürlük ile etkinlik arasındaki bağ yeniden kurulmadıkça, bu tartışma derinleşmeye devam edecektir.

Bunun yolu açık bir öz eleştiriden geçer. Liberalizm adına yapılan hatalarla liberalizmin kendisini ayırmak, yeniden inşa sürecinin ilk şartıdır.

Popülizm ile demokrasi, özgürlük ile düzensizlik, güç ile etkinlik arasındaki fark net biçimde ortaya konulmadıkça, kavramlar anlamını yitirir.

Bu nedenle açıkça ifade etmek gerekir: Trumpizm liberalizm değildir. Demokratik de değildir. Bu yaklaşım, liberal geleneğin bir devamı değil; onun krizinden beslenen bir karşı eğilimdir.

Liberalizmin yeniden güç kazanması, onu savunmaktan ziyade doğru uygulamakla mümkündür. Hukukun üstünlüğünü tesis eden, kurumları güçlendiren ve toplumsal güveni yeniden inşa eden politikalar bu sürecin anahtarıdır.

Bugün yaşanan mücadele, liberalizm ile rakipleri arasında olduğu kadar, liberalizmin kendi özü ile onun çarpıtılmış halleri arasındadır.

Sonuç nettir:
Liberalizm yanlış olduğu için değil, yanlış uygulandığı için zayıflar.
Ve onun adı, ona aykırı politikaları meşrulaştırmak için kullanıldığında, şu cümle kaçınılmaz hale gelir:
“Bizden değiller… Biz de onlardan değiliz.”

Bu Yazıyı Paylaşın

Ayman Abd El Aziz Nour
Ayman Abd El Aziz Nourhttps://en.wikipedia.org/wiki/Ayman_Nour
Dr. Ayman Nour, Mısır’daki Ghad el-Thawra Liberal Partisi Genel Başkanıdır. 1995 – 2005 yılları arasında Mısır Parlamentosu milletvekilliği yapmıştır. 2005 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olmuştur. İstanbul’da yayın yapan Al-Sharq TV kanalının sahibidir.

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

Ayman Abd El Aziz Nour
Ayman Abd El Aziz Nourhttps://en.wikipedia.org/wiki/Ayman_Nour
Dr. Ayman Nour, Mısır’daki Ghad el-Thawra Liberal Partisi Genel Başkanıdır. 1995 – 2005 yılları arasında Mısır Parlamentosu milletvekilliği yapmıştır. 2005 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olmuştur. İstanbul’da yayın yapan Al-Sharq TV kanalının sahibidir.

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et