Boşanma, Türkiye’de adeta sosyal çürüme ile eşdeğer kabul edilen konulardan biri. Bunun en önemli sebeplerinden biri, geçmişte boşanma oranlarının görece düşük olması ve boşanmanın istisnai bir durum olmasıydı.
Ancak bugün tablo değişiyor. Aşağıdaki şekilde gösterdiğim gibi boşanma oranları giderek artarken, evliliğin sona ermesi artık daha yaygın bir olgu haline geliyor. Bu değişim, boşanmanın yalnızca duygusal değil, aynı zamanda ekonomik sonuçlarının da daha açık ve dürüst bir şekilde tartışılmasını zorunlu kılıyor. En az 10 yıldır tartışılan süresiz nafaka konusu da çözülemediği için kamuoyunun gündeminden inmiyor.
Şekil 1. Kaba Boşanma Hızı

Kaynak: TÜİK
Neden Çiftler Boşanır?
Evliliğin, eşlerden her birine ekonomik, sosyal ve psikolojik faydalar sağlaması beklenir. Ancak evlilik, bütüncül olarak değerlendirildiğinde dışarıdaki alternatiflere kıyasla yeterli faydayı üretemez hale geldiğinde, işlevselliğini yitirir ve boşanma kaçınılmaz bir seçenek olarak ortaya çıkar.
Bu durum, ekonomik hayattan bir benzetmeyle daha net anlaşılabilir: Bir şirketin varlık nedeni kâr edebilmesidir; yani şirketin çıktılarının girdilerinden daha değerli olması beklenir. Eğer bir şirket sürekli zarar ediyorsa ve bu durumu düzeltme ihtimali zayıfsa, faaliyetini sürdürmek yerine tasfiye edilmesi, şirket sahiplerinin zararını artırmamak açısından daha rasyoneldir. Evlilik de benzer şekilde, eşlere net fayda üretmediği noktada, sürdürülmesi yerine sonlandırılması daha az maliyetli bir tercih haline gelir.
Elbette boşanma arzu edilen bir durum değildir; mümkün olduğunca kaçınılması ve caydırılması gereken bir süreç olarak görülür. Aynı, hiçbir şirket sahibinin tasfiye etmek için şirket kurmayacağı gibi… Ancak tüm bunlara rağmen, boşanma ve tasfiye gerektiğinde başvurulabilen meşru bir çıkış yoludur.
Boşanma ile evlilik ortaklığı sona erdiğinde, aile bireylerinin edindiği mal varlığını ve boşanma ile uğranabilecek zararın nasıl telafi edileceği kaçınılmaz olarak gündeme gelir. Tam da bu noktada nafaka tartışması devreye girer.
Türk Medeni Kanunu’nun 175 ve 176. maddelerinde düzenlenen üç tür nafaka bulunmaktadır: Boşanma davası devam ederken, ekonomik olarak zayıf olan eşin ve varsa çocukların geçimini sağlamak için geçici olarak hükmedilen tedbir nafakası. Boşanma sonrasında çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katkı amacıyla, velayeti almayan ebeveyn tarafından ödenen iştirak nafakası. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olan eşe, diğer eş tarafından ödenen yoksulluk nafakasıdır. Kamuoyunda “süresiz nafaka” olarak tartışılan konu, esasen yoksulluk nafakasıdır.
Genellikle yoksulluğa düşen taraf kadın olduğu için yazının geri kalanında kadınlar nafaka talep eden, erkekler de nafaka ödeyen olarak kategorize edilmiştir.
Boşanma durumunda İslam hukukunda nafaka süresiz değildir, belirli durumlarla sınırlıdır. Kadın, boşanmadan sonra “iddet süresi” boyunca (genellikle yaklaşık 3 ay) nafaka almaya devam eder. Eğer kadın hamileyse, doğuma kadar nafaka hakkı sürer.
Nafakanın Ekonomik Mantığı Nedir?
Öncelikle nafakanın ekonomik mantığını anlamak lazım. Evlilik, yalnızca duygusal değil aynı zamanda ekonomik bir ortaklık ve yatırım ilişkisidir. Eşlerden biri –çoğu zaman kadın– kariyerini yavaşlatıp veya terk edip ev içi emeğe, çocuk bakımına ve görünmeyen bakım yüküne odaklandığında, aslında o evliliğe ciddi bir beşerî sermaye yatırımı yapmış olur. Ancak boşanma gerçekleştiğinde bu yatırım başka bir evliliğe ya da işgücü piyasasına aynı şekilde taşınamaz.
Genellikle erkek tarafı evlilik boyunca ücretli iş hayatında kalmaya devam ettiği için boşanma sonrası gelir üretme kapasitesini korur. Buna karşılık uzun yıllar ev içi emeğe yoğunlaşmış bir kadın, özellikle ekonomik olarak eşine bağımlıysa, boşanma sonrasında ciddi bir yoksulluk riskiyle karşı karşıya kalabilir. Nafaka tam da bu ekonomik kaybın telafisi için vardır; bir ödül ya da ceza mekanizması değil, evlilik içinde yapılan görünmeyen yatırımın karşılığıdır.
Sorunun kilit noktası ise, evliliğe yatırım yaptığı için boşanmayla dezavantajlı duruma düşen kadınların ne sürede tazmin edileceğidir. Medeni kanunun 175. maddesi süresiz olarak nafaka istemeye hak veriyor. Yani, süresiz nafaka uygulaması aslında bu zararın hiçbir sınırlı zamanda tazmin edilemeyeceğini varsayıyor. Bu da aslında farkında olunsa da olunmasa da kadının etken değil de edilgen olarak görülmesiyle uyumlu. Her ne kadar 176. madde toptan ödemeye izin veriyor da olsa, çoğunlukla hakimler nafakanın aylık ödenmesini hükme bağlıyor.
Özellikle kısa süreli evlilikler sonrasında ömür boyu ödeme yükümlülüğü, bu konudaki eleştirileri artırıyor. Bazı durumlarda bu nafaka türü, eşler arasında ekonomik bir baskı aracı veya gelir kapısı gibi algılanabiliyor ve bu durum uygulamada sorunlar oluşturuyor. Süresiz nafaka, ihtiyaç sahibi eş için bir güvence sağlarken, diğer taraf için ömür boyu süren ve öncelikli alacak olduğu için cezası hapis olabilen bir yükümlülük anlamına gelebiliyor.
Her ne kadar mevzuat, nafakanın sona ermesine imkân tanıyan çeşitli haller öngörse de, bu şartların uygulamada hayata geçirilmesi çoğu zaman mümkün değil. Özellikle alacaklı tarafın (genellikle kadınların) evlenmeden fiilen evli gibi yaşaması, “haysiyetsiz hayat sürmesi” ya da yoksulluğunun ortadan kalkması gibi durumların mahkemede ispatı oldukça güç ve somut delillere dayanmayı gerektirir. Bu da nafakanın kaldırılmasına ilişkin süreçleri teknik olarak zorlaştırırken, taraflar arasında ciddi uyuşmazlıklara ve hukuki çekişmelere neden oluyor.
Pratikte tablo daha da karmaşık. Kadın örgütleri nafaka miktarlarının çoğu zaman temel ihtiyaçları karşılamaya yetmediğini vurguluyor ve birçok araştırma da bu tespiti destekliyor. Öte yandan, zaman geçtikçe nafaka yükümlüsü erkeklerin ödeme motivasyonu zayıflayabiliyor; bu da gelirin düşük gösterilmesi ya da ödemeden kaçınma girişimleri gibi sorunları beraberinde getirebiliyor.
Sonuç olarak süresiz nafaka, ne çoğu durumda yoksulluğu ortadan kaldıran etkili bir araç haline geliyor ne de taraflar arasındaki gerilimi azaltıyor; aksine, yıpratıcı bir ihtilaf alanı üretme zemini oluşturuyor.
Süresiz nafakanın uzun vadede başka yan etkiler üretmesi de kaçınılmaz.
Süresiz Nafakanın Evlenmeye Etkisi
Daha önce bahsetmiştik, insanlar evlenirken aslında birlikte bir ‘hayat yatırımı’ yaparlar. Ancak her ortaklık gibi evlilikler de her zaman başarılı olmayabilir. İşte tam bu noktada sistemin nasıl tasarlandığı belirleyici hale gelir.
Eğer bir şirket zarar ediyorsa ama o şirketi kapatmak, yani tasfiye etmek aşırı maliyetli ve uzun vadeli yükümlülükler doğuruyorsa, girişimciler yeni şirket kurma konusunda daha temkinli davranır, hatta tamamen vazgeçebilir. Çünkü risk sadece başarısızlık değil; başarısızlık sonrası bitmeyen bir mali yük haline gelir.
Süresiz nafaka tartışması da tam olarak burada devreye giriyor. Evlilik sona erdiğinde, özellikle kısa süreli birlikteliklerde dahi süresiz bir ödeme yükümlülüğü ihtimali, bazı bireyler için evliliği ekonomik açıdan ‘yüksek riskli’ bir sözleşmeye dönüştürebiliyor. Bu durum, evliliğe adım atmadan önce ‘ya olmazsa?’ sorusunu daha ağır bir mali sonuçla birlikte düşündürüyor.
Elbette nafakanın tamamen ortadan kaldırılması değil mesele. Nafaka, evlilik içinde yapılan fedakârlıkların ve özellikle görünmeyen emeğin telafisi için önemli bir mekanizma. Ancak tıpkı bir şirketin tasfiye sürecinde olduğu gibi, burada da dengeli ve öngörülebilir bir sistem kurulması gerekiyor. Aksi halde, iyi niyetli bir koruma mekanizması, uzun vadede evlenme kararını zorlaştıran bir faktöre dönüşür.
Süresiz Nafakanın Kadın İstihdam Oranlarına Etkisi
Süresiz nafaka, kadınların işgücü piyasasına girme motivasyonunu zayıflatması beklenir. Çünkü boşanma halinde kalıcı bir gelir akışı beklentisi oluştuğunda, bazı kadınlar “nasıl olsa bir güvencem olacak” diye düşünerek çalışmayı hiç gündeme almayabilir. Hatta çalışsalar bile nafakanın kesilmemesi için kayıt dışı işlere yönelebilirler. Bu durum, kadının ekonomik bağımsızlığını güçlendirmek yerine onu kalıcı bir bağımlılık ilişkisine itebilir.
Bir diğer mesele de evlilik sırasında yapılan tercihlerdir. Süresiz nafakanın sistem içinde var olduğunu bilen bir kadın, evliliği süresince kariyerine, mesleki becerilerine ve kişisel gelişimine yeterince yatırım yapmayabilir. Çünkü boşanma halinde de olsa bir gelir desteği alacağını düşünebilir. Nafakanın süreli hale gelmesi ise bu rahatlığı ortadan kaldırır ve kadınları olası bir boşanma durumuna karşı daha baştan hazırlıklı olmaya zorlar. Zaten birçok araştırma, boşanma oranları arttıkça kadın istihdamının da arttığını gösteriyor. Bu nedenle kadınların iş hayatında daha güçlü olmasını savunup aynı zamanda süresiz nafakayı desteklemek ciddi bir çelişkidir.
Sürekli Nafaka Feminizm ile Bağdaşmaz
Süresiz nafaka, kadın ile erkeğin ekonomik olarak eşit ve bağımsız bireyler olması gerektiğini savunan feminist yaklaşım ile bağdaşmaz. Çünkü bu tür bir düzenleme, kadını sürekli korunması gereken taraf olarak konumlandırarak, eşitlikten ziyade kalıcı bir bağımlılık ilişkisi ile temellendirilebilir. Bu ise kanaatimce kadını küçülten ve eski eşi önünde asalak duruma düşüren bir bakıştır. Eşitlikçi bir perspektifin, nafakanın istisnai ve geçici bir dengelenme aracı olarak kullanıldığı bir modeli daha çok benimsemesi beklenir.
Sürekli Nafaka Liberalizm ile Bağdaşmaz
Liberal bakış açısıyla boşanma meselesine baktığımızda temel olarak bireysel özgürlük ve sözleşme ilişkisine odaklanmak gerekir. Bu açıdan, evlilik iki bireyin kendi rızalarıyla kurduğu bir birliktelik olarak görülür; dolayısıyla bu birliktelik sürdürülemez hale geldiğinde, tarafların ayrılabilme hakkı da doğal kabul edilir. Yani liberal bakış açısına göre insanlar, kendilerine zarar veren ya da artık fayda üretmeyen bir ilişkide kalmaya zorlanmamalıdır.
Liberalizm bireylerin kendi kararlarının sonuçlarını ve sorumluluklarını üstlenmesi gerektiğini savunan bir ideolojidir. Bütün dünyada yaklaşık boşanmaların %70’inin kadınlar tarafından başlatıldığı bilinmektedir. Türkiye’de de uzun yıllar boşanma avukatlığı yapmış kişilerin gözlemleri bu minvaldedir. Buradan hareketle, boşanmayı başlatan taraf olarak kadınların da sınırlı bir nafaka döneminden sonra tekrar kendi hayatlarının sorumluluğunu alması beklenir.
Süreli nafakanın sınırlandırılacağı ve süresinin evlilik süresiyle orantılı olarak belirleneceğine dair kanun taslakları zaman zaman basına yansıyor. Bu noktada daha dengeli bir yaklaşım, nafaka süresinin ve miktarının tarafların işgücü piyasasındaki konumunu da dikkate almasıdır. Örneğin eğitim seviyesi düşük olan kadınların iş bulma ihtimali daha sınırlı olduğu için nafakanın eğitim seviyesiyle ters orantılı olarak belirlenmesi daha isabetli olabilir. Benzer şekilde, yaşı ilerlemiş ve evlilik süresi uzun olan bireylerin yeniden istihdama katılması daha zor olduğundan, bu durumlarda nafakanın yaş ve evlilik süresiyle doğru orantılı olarak artırılması makul bir çözüm sunabilir.
Nafaka ile ilgili sorunlar çözülemediği ölçüde kaçınılmaz olarak Türkiye’de de ABD’de olduğu gibi insanların bir evliliğe girmeden evlilik sözleşmeleri yapmaları yaygınlaşacaktır. Bugüne kadar ailenin sevgi ve merhamet yönüne vurgu yapan kültürümüz böyle bir durumdan çok daha evliliğe çıkarcı ve güvensiz bir şekilde yaklaşacağını düşündüğüm için bu yolun iyi bir çözüm olduğunu düşünmüyorum.
Devletin boşanan kadınların yoksulluğa düşmesi gibi bir kaygısı varsa, bu sorunu çözmenin en iyi yolu makul bir nafaka süresinden sonra bu kadınlara sosyal yardım sağlanmasıdır. Elbette, böyle bir sosyal yardım olması, boşanmayı teşvik edici bir mekanizma olarak da işlev görecektir.

