<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasan Kaya, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/hasankaya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Jul 2026 11:26:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>İktidar Eşiği Korkusu ve Kurucu Parti Paradoksu</title>
		<link>https://hurfikirler.com/iktidar-esigi-korkusu-ve-kurucu-parti-paradoksu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 13:43:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademik Perspektif]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=209324</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Üzerinden Kurumsal Bir Siyaset Teorisi Önerisi Özet Bu çalışma, Türkiye siyasal hayatının merkez aktörlerinden biri olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) siyasal davranışlarını klasik parti teorilerinin ötesinde açıklamayı amaçlamaktadır. Siyaset bilimi literatüründe partiler genellikle Downs’un (1957) rasyonel tercih modeli veya Duverger (1954), Sartori (1976) ve Panebianco (1988) çizgisindeki örgütsel ve rekabetçi parti teorileriyle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iktidar-esigi-korkusu-ve-kurucu-parti-paradoksu/">İktidar Eşiği Korkusu ve Kurucu Parti Paradoksu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cumhuriyet Halk Partisi Üzerinden Kurumsal Bir Siyaset Teorisi Önerisi</strong></p>
<p><strong>Özet</strong></p>
<p>Bu çalışma, Türkiye siyasal hayatının merkez aktörlerinden biri olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) siyasal davranışlarını klasik parti teorilerinin ötesinde açıklamayı amaçlamaktadır. Siyaset bilimi literatüründe partiler genellikle Downs’un (1957) rasyonel tercih modeli veya Duverger (1954), Sartori (1976) ve Panebianco (1988) çizgisindeki örgütsel ve rekabetçi parti teorileriyle analiz edilmektedir. Ancak CHP örneği, bu yaklaşımların açıklama gücünü aşan biçimde, iktidara yaklaşma dönemlerinde yoğunlaşan kurumsal gerilimler üretmektedir.</p>
<p>Bu bağlamda çalışma, “İktidar Eşiği Korkusu”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> kavramını geliştirerek, kurucu partilerin iktidar olasılığı arttıkça yaşadığı kimlik dönüşümü, örgütsel gerilim ve kurumsal parçalanma eğilimlerini açıklayan yeni bir teorik çerçeve önermektedir.</p>
<p><strong>Anahtar Kelimeler</strong></p>
<p>Siyasal partiler, kurucu parti, Türkiye siyaseti, kurumsal teori, parti davranışı, iktidar eşiği korkusu</p>
<p><strong>The Fear of Power Threshold and the Paradox of Being the Founding Party<br />
An Institutional Political Theory Analysis over the Experience of Republican People&#8217;s Party</strong></p>
<p>Abstract</p>
<p>This study aims to explain the political behavior of the Republican People’s Party (CHP), one of the central actors of Turkish political life, beyond the framework of classical party theories. In the political science literature, political parties are generally analyzed through Downs’s (1957) rational choice model or through organizational and competitive party theories developed along the lines of Duverger (1954), Sartori (1976), and Panebianco (1988). However, the case of the CHP produces institutional tensions that exceed the explanatory capacity of these approaches, particularly during periods when the party approaches the possibility of gaining power.</p>
<p>Within this framework, the study develops the concept of “Fear of the Threshold of Power” and proposes a new theoretical framework for explaining the tendencies of founding parties to experience identity transformation, organizational tensions, and institutional fragmentation as their probability of attaining power increases.</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Political parties; Founding party; Turkish politics; Institutional theory; Party behavior; Fear of the Threshold of Power</p>
<ol>
<li><strong> Giriş</strong></li>
</ol>
<p>Siyaset bilimi literatürü, siyasi partileri demokratik rekabetin temel aktörleri olarak ele alır. Downs  partileri rasyonel aktörler olarak tanımlayarak temel motivasyonlarını iktidar kazanma ve oy maksimizasyonu üzerinden açıklar<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>. Sartori ise parti sistemlerini rekabet düzeyi ve sistematik yapı üzerinden sınıflandırır<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> .</p>
<p>Bununla birlikte, Cumhuriyet Halk Partisi bu teorik çerçevelerin tam olarak açıklayamadığı bir davranış örüntüsü sergilemektedir. CHP yalnızca bir seçim partisi değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu siyasal ve kurumsal hafızasının taşıyıcısıdır. Bu durum, partinin davranışlarını klasik rasyonel seçim modellerinden farklılaştıran temel faktördür.</p>
<p>Bu çalışma, bu farklılığı açıklamak üzere “İktidar Eşiği Korkusu” kavramını geliştirmekte ve CHP örneği üzerinden kurucu partilerin iktidar davranışlarını yeniden yorumlamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li><strong> Kuramsal Arka Plan</strong></li>
</ol>
<p>Parti teorileri literatüründe üç ana yaklaşım öne çıkmaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Rasyonel tercih yaklaşımı (Downs, 1957)<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>:</strong> Partileri oy ve iktidar maksimizasyonu yapan aktörler olarak tanımlar.</li>
<li><strong>Örgütsel yaklaşım (Panebianco, 1988; Michels, 1911)<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>:</strong> Parti içi iktidar ilişkilerini ve oligarşik eğilimleri vurgular.</li>
<li><strong>Sistem teorisi (Sartori, 1976):<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></strong> Parti rekabetini sistem düzeyinde analiz eder.</li>
</ul>
<p>Ancak bu literatür, bazı partilerin iktidara yaklaşırken neden içsel olarak destabilize olduğunu yeterince açıklamamaktadır. Özellikle kurucu partilerde gözlenen “iktidar eşiğinde artan iç gerilim” olgusu literatürde boşluk oluşturmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong> İktidar Eşiği Korkusu: Kavramsal Çerçeve</strong></li>
</ol>
<p>Bu çalışmanın merkezinde yer alan “İktidar Eşiği Korkusu” kavramı, CHP’nin siyasal davranışlarını açıklamak üzere geliştirilmiş özgün bir teorik katkıdır. Kavram, yalnızca seçim stratejilerini değil, aynı zamanda kurumsal kimlik, tarihsel hafıza ve iktidar sorumluluğu arasındaki gerilimi açıklamayı hedeflemektedir.</p>
<p><strong>3.1 Kavramın Tanımı</strong></p>
<p><strong>İktidar Eşiği Korkusu Nedir?<br />
<em>İktidar Eşiği Korkusu, bir siyasi partinin muhalefetteyken iktidarı hedeflemesine rağmen, iktidara gerçek anlamda yaklaşmaya başladığında kendi içinde yoğunlaşan çatışmalar, bölünmeler ve yön arayışları yaşaması durumunu ifade eden siyasal bir kavramdır.<br />
Bu korku, seçim kazanma korkusu değildir. Tam tersine, seçim kazanmanın beraberinde getireceği sorumluluklardan, dönüşüm zorunluluğundan ve tarihsel kimliğin aşınması ihtimalinden kaynaklanan kurumsal bir gerilimdir.</em></strong></p>
<p><em>Bu kavramı daha akademik bir tanıma dönüştürmek istersek şöyle formüle edebiliriz:</em></p>
<p><strong><em>İktidar Eşiği Korkusu: Bir siyasi partinin, iktidar olasılığı yükseldikçe artan yönetim sorumluluğu, kimlik dönüşümü ve iç güç paylaşımı baskıları nedeniyle kurumsal bütünlüğünde gerilim ve parçalanma eğilimleri göstermesi durumudur</em></strong><em>.</em></p>
<p>Muhalefette bulunan partiler için siyaset çoğu zaman eleştirmek, ideal hedefler ortaya koymak ve toplumsal talepleri temsil etmek üzerinden yürür. Ancak iktidar, eleştirinin yerini karar almaya; ideallerin yerini öncelik belirlemeye; söylemin yerini uygulamaya bırakır.</p>
<p>İktidar eşiğine yaklaşan partiler şu sorularla yüzleşmek zorunda kalır:</p>
<ul>
<li>İktidara geldiğimizde hangi politikaları uygulayacağız?</li>
<li>Parti içindeki farklı eğilimlerden hangisi belirleyici olacak?</li>
<li>Tarihsel kimliğimizi korurken değişime ne kadar izin vereceğiz?</li>
<li>İktidarın gerektirdiği pragmatizm ile ideolojik ilkeler arasında nasıl bir denge kuracağız?</li>
</ul>
<p>İşte bu soruların yarattığı baskı, bazı partilerde iktidar yolunda birleştirici olmak yerine ayrıştırıcı bir etki yaratabilir.</p>
<p>Bu nedenle İktidar Eşiği Korkusu&#8217;nun temel belirtisi, seçim yenilgilerinden sonra değil, seçim kazanma ihtimalinin güçlendiği dönemlerde ortaya çıkan iç krizlerdir.</p>
<p>Kavramın özü şu cümlede özetlenebilir:</p>
<p>&#8220;Muhalefette kalmanın maliyeti ile iktidar olmanın sorumluluğu arasında sıkışan siyasi örgütlerin yaşadığı kurumsal gerilim.&#8221;</p>
<p>Özellikle kurucu partiler, ideolojik hareketler ve güçlü tarihsel hafızaya sahip siyasi örgütlerde bu durum daha belirgin görülür. Çünkü bu tür partiler için iktidar yalnızca bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda kendi tarihsel kimliklerinin yeniden tanımlanması anlamına gelir.</p>
<p>Bu nedenle İktidar Eşiği Korkusu, bir partinin iktidarı istememesi değil; iktidarın kendi kimliği üzerinde yaratacağı değişimden duyduğu kurumsal kaygıdır.</p>
<p>Bu tanım, kavramın yalnızca bireysel psikolojiye indirgenemeyeceğini, aksine kurumsal hafıza ve tarihsel kimlik ile doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Bunu daha sistematik biçimde ifade etmek gerekirse:</p>
<p>İktidar Eşiği Korkusu, bir siyasi partinin iktidar olasılığı arttıkça yönetim sorumluluğu, örgütsel güç paylaşımı ve kimlik dönüşümü baskıları nedeniyle kurumsal bütünlüğünde gerilim ve parçalanma eğilimleri göstermesidir.</p>
<p><strong>3.2 Teorik Konum</strong></p>
<p>İktidar Eşiği Korkusu üç literatür boşluğunu hedefler:</p>
<ol>
<li>Rasyonel tercih teorilerinin kurumsal kimlik maliyetlerini ihmal etmesi</li>
<li>Örgütsel teorilerin kimlik dönüşümünü ikincil değişken olarak ele alması</li>
<li>Kurucu parti literatürünün iktidar eşiğinde oluşan kırılmaları sistematikleştirmemesi</li>
</ol>
<p>Bu nedenle kavram, mevcut literatüre alternatif değil, <strong>üçüncü bir analitik katman</strong> olarak önerilmektedir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> İktidar Eşiği Korkusunun Kuramsal Temelleri</strong></li>
</ol>
<p>Bu çalışmada önerilen İktidar Eşiği Korkusu kavramı, mevcut parti teorilerine alternatif olmaktan ziyade, onların açıklama kapasitesini tamamlamaya yönelik kavramsal bir öneri niteliği taşımaktadır. Kavram, farklı kuramsal geleneklerden beslenmekle birlikte, bunların hiçbirinin doğrudan açıklayamadığı bir davranış örüntüsünü açıklamayı amaçlamaktadır.</p>
<p>Bu bağlamda kavramın beslendiği ilk teorik alan, tarihsel kurumsalcılıktır. Tarihsel kurumsalcılık, siyasal kurumların yalnızca güncel aktörlerin tercihleriyle değil, aynı zamanda geçmişten devraldıkları kurumsal miras tarafından da şekillendiğini ileri sürmektedir. Douglass North<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>&#8216;un kurumların tarihsel bağımlılığı (path dependence) yaklaşımı, örgütlerin geçmişte geliştirdikleri davranış kalıplarının sonraki dönemlerde de karar alma süreçlerini etkilediğini göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında, CHP&#8217;nin kurucu parti kimliği yalnızca tarihsel bir aidiyet değil, aynı zamanda güncel siyasal davranışlarını etkileyebilecek kurumsal bir miras olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>İkinci teorik dayanak, James G. March ve Johan P. Olsen tarafından geliştirilen &#8220;Uygunluk Mantığı&#8221; (Logic of Appropriateness)<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre kurumlar her zaman maliyet–fayda hesabıyla hareket etmezler; çoğu zaman &#8220;biz nasıl bir kurumuz?&#8221; sorusuna verdikleri cevaba uygun davranışlar geliştirirler. Başka bir ifadeyle, kararlar yalnızca çıkar hesaplarının değil, kurumsal kimliğin de ürünüdür. İktidar Eşiği Korkusu kavramı da bu noktada devreye girmektedir. Çünkü kurucu partiler için iktidar, yalnızca seçim kazanmak değil, aynı zamanda kendi tarihsel kimliklerini yeniden tanımlamayı gerektiren bir süreçtir.</p>
<p>Bu yaklaşım, rasyonel tercih teorisini bütünüyle reddetmemektedir. Aksine, Anthony Downs&#8217;un siyasal partileri oy ve iktidar maksimizasyonu yapan aktörler olarak tanımlayan yaklaşımını,<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> kurumsal kimlik ve tarihsel hafıza değişkenleriyle tamamlamayı önermektedir.</p>
<p>Benzer biçimde Samuel P. Huntington, siyasal kurumların istikrarını yalnızca hukuki düzenlemelerle değil, tarihsel olarak geliştirdikleri kurumsallaşma düzeyiyle açıklamaktadır<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a>.</p>
<p>Son olarak, Alexis de Tocqueville&#8217;in demokrasi analizleri de bu çalışmanın teorik zeminini desteklemektedir. Tocqueville, demokratik kurumların yalnızca anayasal düzenlemelerle değil, tarihsel alışkanlıklar ve siyasal kültür tarafından da şekillendiğini vurgulamaktadır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a></p>
<p><strong>4.1 Liberal Kurumsal ve Klasik Liberal Yaklaşımın Katkısı</strong></p>
<p>İktidar Eşiği Korkusu kavramı yalnızca kurumsal ya da örgütsel teori literatürüne değil, aynı zamanda klasik liberal siyaset düşüncesine de temas eden bir açıklama düzeyi sunmaktadır.</p>
<p>Friedrich Hayek<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a>, siyasal ve ekonomik düzenin merkezi planlama yerine kendiliğinden oluşan kurumsal süreçler üzerinden geliştiğini savunur. Bu yaklaşım, siyasal partilerin de yalnızca stratejik aktörler değil, aynı zamanda tarihsel olarak oluşmuş kurumsal reflekslere sahip yapılar olduğunu ima eder.</p>
<p>Karl Popper<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a>, açık toplum içinde iktidarın sürekli denetlenebilir olması gerektiğini vurgular.</p>
<p>Alexis de Tocqueville, demokratik davranışın siyasal kültür ve tarihsel alışkanlıklarla şekillendiğini ileri sürer.</p>
<p>Türkiye liberal düşünce geleneğinde Atilla Yayla<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a>, devlet merkezli yapının siyasal rekabeti sınırladığını savunur.</p>
<p>Bu yaklaşım hattı, İktidar Eşiği Korkusu kavramını yalnızca örgütsel bir problem değil, aynı zamanda devlet, özgürlük ve kurumsal dönüşüm ilişkisi içinde okunabilecek daha geniş bir siyaset teorisi problemi haline getirmektedir.</p>
<p><strong>4.2.  Kurucu Parti Paradoksu</strong></p>
<p>Kurucu partiler, sıradan seçim partilerinden farklı olarak devletin kuruluş sürecine doğrudan bağlı tarihsel aktörlerdir. İsmet İnönü döneminde şekillenen CHP kurumsal yapısı, partiyi yalnızca siyasal rekabet alanına değil, devletin süreklilik hafızasına da yerleştirmiştir.Bu durum, partiyi iki farklı rol arasında konumlandırmaktadır:</p>
<ul>
<li>Demokratik rekabet aktörü</li>
<li>Kurucu devlet hafızasının taşıyıcısı</li>
</ul>
<p>Bu ikili yapı, iktidar süreçlerinde yapısal bir gerilim üretmektedir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Tarihsel Örüntü ve Ampirik Gözlem</strong></li>
</ol>
<p>CHP’nin tarihsel davranışları incelendiğinde, iç gerilimlerin özellikle iktidar ihtimalinin yükseldiği dönemlerde yoğunlaştığı görülmektedir.</p>
<ul>
<li>1960’lar: Koalisyon ve kurumsal yeniden konumlanma</li>
<li>1970’ler: İdeolojik dönüşüm ve kadro çatışmaları</li>
<li>1990’lar: Örgütsel parçalanma ve yeniden yapılanma</li>
<li>2000 sonrası: Liderlik ve kimlik tartışmaları</li>
</ul>
<p>Bu örüntü, klasik örgütsel rekabet teorilerinin ötesinde bir yapısal davranış modeline işaret etmektedir.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Koalisyon Davranışı: 1999 Örneği</strong></li>
</ol>
<p>1999 yılında CHP, Bülent Ecevit liderliğinde kurulan azınlık hükümetine katılmamış ancak dışarıdan destek vermiştir. Bu durum, klasik koalisyon teorilerinin öngördüğü tam katılım modelinden sapma göstermektedir.</p>
<p>Bu tercih, yalnızca stratejik değil, aynı zamanda kurumsal sorumluluk riskinin minimize edilmesine yönelik bir davranış olarak değerlendirilebilir.</p>
<ol start="7">
<li><strong> İktidar Eşiği: 2015 Koalisyon Süreci</strong></li>
</ol>
<p>2015 seçimleri sonrası oluşan parlamenter tablo, Türkiye siyasetinde nadir bir koalisyon ihtimali üretmiştir. Ahmet Davutoğlu ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında yürütülen görüşmeler, bu ihtimalin somutlaştığı bir süreçtir.</p>
<p>Ancak koalisyonun kurulmamış olması, yalnızca politik uyumsuzlukla değil, kurumsal kimlik ve iktidar sorumluluğu arasındaki gerilimle de ilişkilendirilebilir.</p>
<ol start="8">
<li><strong> Sonuç</strong></li>
</ol>
<p>Bu çalışma, CHP’nin siyasal davranışlarının yalnızca seçim performansı ile açıklanamayacağını, aynı zamanda kurucu kimlikten kaynaklanan yapısal bir gerilim içerdiğini göstermektedir.</p>
<p>Bu bağlamda temel sonuç şudur:</p>
<p>CHP’nin temel sorunu iktidar olamamak değil, iktidarın kurucu kimlik üzerinde yaratacağı dönüşümün kurumsal olarak yönetilememesidir.</p>
<p>İktidar Eşiği Korkusu, bu durumu açıklamak üzere geliştirilen ve kurucu partilerin modern demokrasi içindeki davranışlarını yeniden düşünmeye imkân veren yeni bir teorik çerçevedir.</p>
<p>Bu çalışma, bu boşluğu şu öneriyle doldurur:</p>
<p>Kurucu partiler için iktidar, yalnızca yönetim değişimi değil, aynı zamanda kurumsal kimliğin yeniden inşasıdır.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ul>
<li>Downs, A. (1997). <em>Demokrasinin Ekonomik Teorisi</em>. Ankara: Liberte Yayınları.</li>
<li>Hayek, F. A. (2004). <em>Özgürlüğün Anayasası</em>. Ankara: Liberte Yayınları.</li>
<li>Huntington, S. P. (2006). <em>Değişen Toplumlarda Siyasal Düzen</em>. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları.</li>
<li>March, J. G., &amp; Olsen, J. P. (2011). <em>Kurumları Yeniden Keşfetmek</em>. Ankara: Liberte Yayınları.</li>
<li>Michels, R. (2014). <em>Siyasal Partiler: Oligarşinin Demir Yasası</em>. Ankara: Yetkin Yayınları</li>
<li>North, D. C. (2005). <em>Kurumlar, Kurumsal Değişim ve Ekonomik Performans</em>. Ankara: Liberte Yayınları.</li>
<li>Panebianco, A. (2009). <em>Siyasal Partiler: Örgüt ve İktidar</em>. Ankara: Liberte Yayınları.</li>
<li>Popper, K. R. (2010). <em>Açık Toplum ve Düşmanları</em>. İstanbul: Remzi Kitabevi.</li>
<li>Sartori, G. (1996). <em>Demokrasi Teorisine Geri Dönüş</em>. Ankara: Yetkin Yayınları</li>
<li>Tocqueville, A. de. (2022). <em>Amerika’da Demokrasi</em>. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.</li>
</ul>
<p>Yayla, A. (2012). <em>Liberalizm</em>. Ankara: Liberte Yayınları.</p>
<p><strong>Dipnotlar </strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Kaya, Hasan, Star Gazaetesi Açık Görüş  <a href="https://www.star.com.tr/acik-gorus/chp-ve-iktidar-esigi-korkusu-kurucu-partinin-bitmeyen-paradoksu-haber-2022838/">CHP ve iktidar eşiği korkusu: Kurucu partinin bitmeyen paradoksu</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Downs, A. (1957). <em>An Economic Theory of Democracy</em>.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Sartori, G. (1976). <em>Parties and Party Systems</em>.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Downs, a.g.e.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Robert Michels (1911); Angelo Panebianco (1988).</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Sartori, a.g.e</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Douglass North (1990).</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> James G. March &amp; Johan P. Olsen (1989).</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Anthony Downs (1957).</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Samuel P. Huntington (1968).</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Alexis de Tocqueville (1835).</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Hayek, Friedrich. <em>The Constitution of Liberty</em>.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Popper, Karl. <em>The Open Society and Its Enemies</em>.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Yayla, Atilla. <em>Liberalizm</em>.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iktidar-esigi-korkusu-ve-kurucu-parti-paradoksu/">İktidar Eşiği Korkusu ve Kurucu Parti Paradoksu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP’yi Anlamak İçin CHP’yi Yaşamak Gerekir &#8211; CHP’yi Dışarıdan Okuyan Yanılır</title>
		<link>https://hurfikirler.com/chpyi-anlamak-icin-chpyi-yasamak-gerekir-chpyi-disaridan-okuyan-yanilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 03:56:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=209139</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çünkü CHP yalnızca bir siyasi parti değil; kendi siyaseti-sosyolojisi, kendi hafızası, kendi dili ve kendi kuralları olan başlı başına bir siyasal evrendir. Cumhuriyet Halk Partisi, Türk siyasetinin en tartışmalı, en dinamik ve çözülmesi en zor yapılarından biridir. Sadece seçim sonuçlarıyla değerlendirilemeyecek kadar etkili; yalnızca parti teşkilatıyla açıklanamayacak kadar derin bir siyasal organizasyondur. Türkiye’de gündem değişir; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chpyi-anlamak-icin-chpyi-yasamak-gerekir-chpyi-disaridan-okuyan-yanilir/">CHP’yi Anlamak İçin CHP’yi Yaşamak Gerekir &#8211; CHP’yi Dışarıdan Okuyan Yanılır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çünkü CHP yalnızca bir siyasi parti değil; kendi siyaseti-sosyolojisi, kendi hafızası, kendi dili ve kendi kuralları olan başlı başına bir siyasal evrendir.</strong></p>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi, Türk siyasetinin en tartışmalı, en dinamik ve çözülmesi en zor yapılarından biridir. Sadece seçim sonuçlarıyla değerlendirilemeyecek kadar etkili; yalnızca parti teşkilatıyla açıklanamayacak kadar derin bir siyasal organizasyondur.</p>
<p>Türkiye’de gündem değişir; aktörler değişir, krizler değişir, ittifaklar değişir. Ama siyasetin merkezindeki tartışma çoğu zaman yine aynı yere çıkar:</p>
<p>CHP.</p>
<p>Bu tesadüf değildir.</p>
<p>CHP yalnızca muhalefetin ana gövdesi değil; Türkiye’de siyasal gündem üretme kapasitesi en yüksek yapılardan biridir. İktidar olamasa bile ülke siyasetini belirleyebilmesi, tam da buradan gelir.</p>
<p>4–5 Kasım 2023 kurultayından bu yana geçen süre bunun açık kanıtıdır.</p>
<p>Bu yıllar içinde bölgemiz ve dünya tarihsel kırılmalara sahne oldu. İsrail-Filistin savaşı, İran-İsrail- ABD savaşı, ABD’nin bölgesel müdahaleleri, Suriye’de değişen dengeler… Dünya yeniden şekillenirken Türkiye’nin iç siyasetinde ekranlara yansıyan ana tartışma çoğu zaman yine CHP oldu.</p>
<p>Kurultay…</p>
<p>Mutlak butlan…</p>
<p>Parti içi dengeler…</p>
<p>CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalar…</p>
<p>Liderlik tartışmaları…</p>
<p>CHP’nin kendi iç meselesi defalarca Türkiye’nin birinci gündemine dönüştü.</p>
<p>Bu durum CHP’nin etkisini gösteriyor.</p>
<p>Ancak CHP’nin etkisini anlamak kadar zor olan bir başka mesele daha var:</p>
<p>CHP’yi anlamak.</p>
<p>Çünkü CHP üzerine çok konuşuluyor.</p>
<p>Ama CHP gerçekten çok az biliniyor.</p>
<p>Bugün ekranlarda, köşe yazılarında, siyasi analizlerde CHP adına söz söyleyen birçok isim var. Ancak bu yorumların önemli bir bölümü eksik kalıyor. Çünkü CHP’ye dışarıdan bakıyorlar.</p>
<p>Oysa CHP dışarıdan bakılarak anlaşılabilecek bir yapı değildir.</p>
<p>Siyaset bilimi eğitimi almak…</p>
<p>Parti tarihi okumak…</p>
<p>CHP muhabirliği yapmak…</p>
<p>Milletvekilleriyle yakın ilişki kurmak…</p>
<p>Genel merkez kulislerinde bulunmak…</p>
<p>Bunların hiçbiri tek başına CHP’yi anlamaya yetmez.</p>
<p>Çünkü CHP’nin görünen yüzüyle gerçek siyasal işleyişi çoğu zaman aynı şey değildir.</p>
<p>CHP vitrininden izlenerek çözülemez.</p>
<p>CHP mutfağından öğrenilir.</p>
<p>Bir restorana girdiğinizde size gelen tabak kusursuz olabilir. Servis eksiksiz, sunum etkileyici olabilir. Garson profesyoneldir; siparişinizi alır, yemeğinizi getirir, hesabınızı bırakır.</p>
<p>Ama siz mutfağı görmezsiniz.</p>
<p>Yemeğin hangi aşamalardan geçtiğini…</p>
<p>Hangi krizle yeniden yapıldığını…</p>
<p>Kimin hangi kararı verdiğini…</p>
<p>Hangi tarifin neden değiştiğini bilmezsiniz.</p>
<p>CHP de tam olarak böyledir.</p>
<p>Dışarıdan servis görünür.</p>
<p>İçeride ise bambaşka bir siyaset işler.</p>
<p>Bu nedenle CHP’de milletvekili olmak da, MYK üyesi olmak da, hatta genel başkan olmak bile CHP siyasetinin bütün kodlarına hâkim olmak anlamına gelmez.</p>
<p>Özellikle son yıllarda parti yönetiminde tepeden gelen isimlerin artmasıyla birlikte örgüt ile yönetim arasındaki mesafe daha görünür hale gelmiştir. Bu mesafe yalnızca siyasî değil; sosyolojik bir ayrışmadır.</p>
<p>Çünkü CHP’de siyaset kürsüde başlamaz.</p>
<p>Örgütte başlar.</p>
<p>Mahallede başlar.</p>
<p>Delegede başlar.</p>
<p>İlçe kongresinde başlar.</p>
<p>Kapı kapı üye çalışmasında başlar.</p>
<p>Liste savaşlarında başlar.</p>
<p>Anahtar listede başlar.</p>
<p>Bazen de anahtar listenin arkasındaki görünmeyen dengelerde başlar.</p>
<p>CHP’yi anlamak isteyenin önce bu örgüt sosyolojisini anlaması gerekir.</p>
<p>Mahallenin siyasî ağırlığını…</p>
<p>İlçenin sınıfsal yapısını…</p>
<p>Delegelerin davranış biçimini…</p>
<p>Örgüt refleksini…</p>
<p>Kırgınlıkların nasıl ittifaka dönüştüğünü…</p>
<p>Dünün kavgasının yarının uzlaşmasına nasıl evrildiğini bilmeden CHP üzerine yapılan analiz eksik kalır.</p>
<p>Bu yüzden Barış Yarkadaş, Savcı Sayan ya da Mehmet Sevigen gibi isimlerin CHP değerlendirmeleri zaman zaman daha isabetlidir. Çünkü CHP’yi yalnızca izlemediler; yaşadılar.</p>
<p>Buna karşılık birçok yorumcu CHP’yi teori üzerinden açıklamaya çalışıyor.</p>
<p>Fakat CHP teoriyle açıklanacak kadar düz bir yapı değildir.</p>
<p>CHP kendi hafızasıyla hareket eder.</p>
<p>Kendi refleksiyle yön değiştirir.</p>
<p>Kendi krizini üretir.</p>
<p>Kendi krizini çözer.</p>
<p>Ve çoğu zaman bunu dışarıdan bakan kimse tam olarak okuyamaz.</p>
<p>Bugün birbirine sert sözler söyleyenlerin yarın aynı karede yer alması…</p>
<p>Dün partiyi ağır biçimde eleştiren isimlerin bugün “parti büyüğü” olarak yeniden merkeze dönmesi…</p>
<p>Bir dönemin muhalifinin başka bir dönemin belirleyicisine dönüşmesi…</p>
<p>CHP dışından bakıldığında çelişki gibi görünür.</p>
<p>CHP’nin içinden bakıldığında ise bunlar siyasî geleneğin doğal sonucudur.</p>
<p>Mutlak butlan kararı sonrasında Genel Başkan Özgür Özel’in yaptığı çağrıya rağmen beklenen kitlesel desteğin oluşmaması; buna karşılık farklı örgüt kümelerinin başka biçimde pozisyon alması da ancak bu iç dinamiklerle açıklanabilir.</p>
<p>Çünkü CHP’de taban sadece seçmen değildir.</p>
<p>Taban karar vericidir.</p>
<p>Taban baskı unsurudur.</p>
<p>Taban denge merkezidir.</p>
<p>Belki de Türkiye’de başka hiçbir siyasi partide örgüt tabanı parti yönetimi üzerinde CHP’de olduğu kadar etkili değildir.</p>
<p>Tam da bu yüzden CHP’de siyaset çoğu zaman ülke gündemine paralel ilerlemez.</p>
<p>Dünya başka bir krizle meşgul olabilir.</p>
<p>Bölge yeniden şekilleniyor olabilir.</p>
<p>Uluslararası dengeler değişiyor olabilir.</p>
<p>Ama CHP kendi iç gündemiyle ülkenin ana siyasi tartışmasını belirlemeye devam edebilir.</p>
<p>Son yıllarda yaşanan tam olarak budur.</p>
<p><strong>Sonuç olarak CHP’yi anlamak</strong>; bir siyasi partiyi anlamaktan daha fazlasını gerektirir.</p>
<p>Bu, bir örgütü okumak değil…</p>
<p>Bir siyasi kültürü çözümlemektir.</p>
<p>Bir parti programını incelemek değil…</p>
<p>Bir hafızayı anlamaktır.</p>
<p>Bir yönetimi değerlendirmek değil…</p>
<p>Bir siyasal geleneğin görünmeyen kurallarını kavramaktır.</p>
<p>Bu yüzden CHP hakkında herkes konuşabilir.</p>
<p>Ama CHP’yi herkes anlayamaz.</p>
<p>Çünkü CHP’ye uzaktan bakan yorum yapar.</p>
<p>Yakından bakan ise siyasetin nasıl kurulduğunu görür. Çünkü CHP’yi anlamanın yolu CHP hakkında konuşmaktan değil…</p>
<p><strong>CHP’yi yaşamaktan geçer.</strong></p>
<p><strong>Hasan Kaya</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chpyi-anlamak-icin-chpyi-yasamak-gerekir-chpyi-disaridan-okuyan-yanilir/">CHP’yi Anlamak İçin CHP’yi Yaşamak Gerekir &#8211; CHP’yi Dışarıdan Okuyan Yanılır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Muhalif Mahallenin Aynası: Alevilik Üzerinden Üretilen Ayrımcı Dil ve Demokratik Tutarsızlık</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyede-muhalif-mahallenin-aynasi-alevilik-uzerinden-uretilen-ayrimci-dil-ve-demokratik-tutarsizlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 08:05:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=209078</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de siyaset dili uzun süredir sertleşiyor. Ancak son yıllarda yaşanan bazı tartışmalar, meselenin yalnızca siyasî kutuplaşma olmadığını; toplumun derinlerinde taşınan önyargıların kriz anlarında nasıl açığa çıktığını da gösteriyor. Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde kullanılan bazı ifadeler, yalnızca bir siyasî liderin performansına dönük eleştiri sınırlarını aşmış; doğrudan kimlik merkezli, dışlayıcı ve ayrımcı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyede-muhalif-mahallenin-aynasi-alevilik-uzerinden-uretilen-ayrimci-dil-ve-demokratik-tutarsizlik/">Türkiye’de Muhalif Mahallenin Aynası: Alevilik Üzerinden Üretilen Ayrımcı Dil ve Demokratik Tutarsızlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de siyaset dili uzun süredir sertleşiyor. Ancak son yıllarda yaşanan bazı tartışmalar, meselenin yalnızca siyasî kutuplaşma olmadığını; toplumun derinlerinde taşınan önyargıların kriz anlarında nasıl açığa çıktığını da gösteriyor. Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde kullanılan bazı ifadeler, yalnızca bir siyasî liderin performansına dönük eleştiri sınırlarını aşmış; doğrudan kimlik merkezli, dışlayıcı ve ayrımcı bir dile dönüşmüştür.</p>
<p>Merdan Yanardağ “Alevilerin haini çok olur”, Orhan Bursalı “Aleviler siyaseti cemaati oluştu”, Fikri Sağlar “Kılıçdaroğlu 13 yıl boyunca Alevileri sömürerek işbaşında kaldı” gibi kamuoyunda etkili olan bazı sol aydın ve siyasî isimlerin kullandığı söylemler bu açıdan dikkat çekicidir. Benzer şekilde Mine Kırıkkanat’ın kullandığı <strong>“kılıç artığı”</strong> ifadesi de Türkiye’de kimlikler üzerinden kurulan üstünlük ve dışlama dilinin ne kadar kolay dolaşıma sokulabildiğini göstermiştir. Toplumsal hafızada etnik ve mezhepsel imaları çağrıştıran bu tür ifadeler, Türkiye’nin demokratikleşme sorununu açık biçimde ortaya koymaktadır. Çünkü bu ülkede insanlar çoğu zaman fikirleriyle değil, kökenleriyle; siyasî tutumlarıyla değil, aidiyetleriyle yargılanmaktadır.</p>
<p><strong>Kılıçdaroğlu Eleştirisi Meşrudur, Kimliği Üzerinden Saldırı Değildir</strong></p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu elbette eleştirilebilir. Hatta sert biçimde eleştirilmelidir. Sonuçta siyaset kurumu başarı, başarısızlık, strateji ve sonuç üzerinden değerlendirilir. Seçim kaybetmiş bir liderin performansının sorgulanması kadar doğal bir durum yoktur.</p>
<p>Ancak Türkiye’de özellikle bazı çevrelerde dikkat çeken nokta şudur: Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştiriler çoğu zaman siyasî başarısızlığı, örgütsel tercihleri ya da liderlik kapasitesi üzerinden değil; Alevi kimliği üzerinden şekillenmiştir. Açık ya da örtük biçimde “toplum onu kabul etmez”, “Türkiye buna hazır değil”, “mezhep gerçeği var” gibi cümleler kurulmuştur. Bazı yorumcular daha ileri giderek seçim sonucunu doğrudan onun mezhebî kimliğine bağlamıştır.</p>
<p>Bu yaklaşım iki açıdan sorunludur. Birincisi, milyonlarca yurttaşın eşit vatandaşlık hakkını zedelemektedir. İkincisi ise siyasî başarısızlığın gerçek nedenlerini tartışmayı engellemektedir. Çünkü bir liderin hatalarını analiz etmek yerine, yenilgiyi kimliğe bağlamak kolaycı ama tehlikeli bir yoldur.</p>
<p><strong>Sorun Yalnızca Muhafazakâr Kesimde Değil</strong></p>
<p>Türkiye’de uzun yıllar Alevilere yönelik önyargıların yalnızca İslamcı ya da muhafazakâr Sünnî çevrelerde bulunduğu varsayıldı. Oysa son tartışmalar gösterdi ki mesele bundan çok daha geniştir. Kendini laik, seküler, Atatürkçü, ilerici, solcu ya da özgürlükçü olarak tanımlayan bazı kesimlerde de benzer refleksler güçlü biçimde yaşamaktadır.</p>
<p>Normal şartlarda bu çevrelerin çoğulculuğu, laikliği, yurttaşlık eşitliğini ve kimlikler karşısında devlet tarafsızlığını savunması beklenir. Ancak kriz anlarında aynı çevrelerden gelen bazı söylemler, bu ilkelerin ne kadar yüzeysel içselleştirildiğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Çünkü söz konusu Aleviler olduğunda, bazı kesimlerin bilinçaltındaki önyargılar hızla devreye girmektedir. “Bizden biri ama fazla öne çıkmasın”, “toplum buna hazır değil”, “lider olabilir ama aday olmasın” gibi cümleler, modern ve seküler bir dille yeniden üretilmiş ayrımcılıktan başka bir şey değildir.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye’de ayrımcılığı yalnızca sağ-muhafazakâr blokla açıklamak eksik kalır. Solun, merkez muhalefetin ve entelektüel çevrelerin de kendi içindeki mezhepsel ve kültürel önyargılarla yüzleşmesi gerekir.</p>
<p><strong>Türk Solu ve Aydınlarının Tarihsel Kör Noktası</strong></p>
<p>Türkiye solu tarihsel olarak emek, eşitlik, özgürlük ve adalet söylemleri üretmiştir. Ancak kimlik meselelerinde her zaman tutarlı bir sınav verdiğini söylemek zordur. Kürt meselesinde, başörtüsü meselesinde, dindar kesimlerle ilişkilerde ve Alevilik konusunda zaman zaman vesayetçi ya da seçici bir özgürlük anlayışı sergilenmiştir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/alevilerin-sorunlarini-cozmek-cok-mu-zor/">Aleviler</a> de bu seçiciliğin önemli örneklerinden biridir. Alevi yurttaşlar çoğu zaman “laik cephe”nin doğal müttefiki olarak görülmüş; fakat özne olarak değil, destek kitlesi olarak değerlendirilmiştir. Onların kimlik talepleri, inanç özgürlüğü sorunları, cemevlerinin statüsü ya da temsil meseleleri çoğu zaman ikinci plana itilmiştir.</p>
<p>Daha çarpıcı olan ise, Alevi bir siyasetçi sistemin en üst makamına talip olduğunda ortaya çıkan rahatsızlıktır. Bu noktada bazı çevreler, yıllarca savundukları eşit yurttaşlık ilkesini bir kenara bırakmış ve seçilebilirlik bahanesiyle ayrımcı dili meşrulaştırmıştır.</p>
<p><strong>Kimlik Üzerinden Eleştiri, Demokratik Kültürü Çürütür</strong></p>
<p>Bir insanı siyasî tercihleri, performansı veya söylemleri üzerinden eleştirmek meşrudur. Ancak onu mezhebi, etnik kökeni ya da inancı üzerinden mahkûm etmek demokratik kültürü zedeler. Çünkü bu yöntem, bireyi özne olmaktan çıkarır ve ait olduğu kategoriye hapseder.</p>
<p>Bugün Alevilere yönelik kullanılan bu dil, yarın başka bir kimliğe yöneltilebilir. Kürtlere, Sünnilere, dindarlara, sekülerlere, göçmenlere ya da başka toplumsal gruplara… Ayrımcı dilin en büyük tehlikesi, normalleştiğinde herkesi tehdit eder hale gelmesidir.</p>
<p>Üstelik bu söylem yalnızca hedef alınan topluluğa zarar vermez; kamusal tartışmanın kalitesini de düşürür. Çünkü siyaset fikirlerin yarıştığı alan olmaktan çıkar, kimliklerin çatıştığı zemine dönüşür.</p>
<p><strong>Laiklik ve Özgürlük Sadece Slogan Olamaz</strong></p>
<p>Türkiye’de bazı çevreler laiklik, özgürlük ve çağdaşlık kavramlarını sıklıkla kullanmaktadır. Ancak bu kavramların gerçek anlamı, yalnızca yaşam tarzını korumak değil; kendisinden farklı olanın da eşit haklara sahip olmasını savunabilmektir.</p>
<p>Eğer bir kişi seküler yaşam tarzını savunurken Alevi kimliğini küçümseyebiliyorsa, laiklik anlayışı eksiktir. Eğer bir entelektüel özgürlükten söz ederken mezhepsel önyargıları yeniden üretiyorsa, özgürlük söylemi samimiyet testinden geçemez. Eğer bir Atatürkçü yurttaşlık eşitliğini savunup aday söz konusu olduğunda “ama Alevi” diyorsa, burada ciddi bir tutarsızlık vardır.</p>
<p><strong>Sonuç: Türkiye’nin Gerçek İhtiyacı Yüzleşmedir</strong></p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu tartışması gelip geçecektir. Seçimler kaybedilir, liderler değişir, partiler dönüşür. Ancak bu süreçte ortaya çıkan bir gerçek kalacaktır: Türkiye’de Alevilere yönelik önyargılar yalnızca belli mahallelerin değil, çok daha geniş kesimlerin zihninde yaşamaktadır.</p>
<p>Bu nedenle mesele sadece bir siyasetçiye yapılan haksızlık değildir. Mesele, eşit yurttaşlık ilkesinin ne kadar içselleştirildiğidir. Türk solu, aydınları, sanatçıları, sekülerleri ve Atatürkçüleri de kapsayan geniş muhalif çevrelerin kendi içlerindeki ayrımcı reflekslerle yüzleşmesi gerekmektedir.</p>
<p>Gerçek demokratlık, yalnızca iktidarı eleştirmek değil; kendi mahallesindeki haksızlıkları da cesaretle sorgulayabilmektir. Türkiye ancak bu yüzleşmeyi başarabilirse daha özgür, daha eşitlikçi ve daha huzurlu bir topluma dönüşebilir. Aksi halde savunulan değerlerle kullanılan dil arasındaki çelişki büyür, inandırıcılık zedelenir ve toplumsal barış her kriz anında biraz daha yara alır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyede-muhalif-mahallenin-aynasi-alevilik-uzerinden-uretilen-ayrimci-dil-ve-demokratik-tutarsizlik/">Türkiye’de Muhalif Mahallenin Aynası: Alevilik Üzerinden Üretilen Ayrımcı Dil ve Demokratik Tutarsızlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İktidar, İlke ve Tutarlılık: Liberal Kimliğin Ölçütü</title>
		<link>https://hurfikirler.com/iktidar-ilke-ve-tutarlilik-liberal-kimligin-olcutu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 10:26:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208746</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giriş Liberal Düşünce Topluluğu’na yöneltilen eleştirilere katkı niteliğinde değerlendirmemdir. Bir düşünürün, aydının, sanatçının ya da kanaat önderinin savunduğu değerler; onun hangi iktidarın yanında konumlandığıyla değil, hangi ilkelere bağlı kaldığıyla değerlendirilmelidir. Özellikle liberal gelenek açısından belirleyici olan, bireyin kendisini “liberal” olarak tanımlaması değil; hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, sınırlı devlet, kuvvetler ayrılığı ve bireysel haklar gibi temel [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iktidar-ilke-ve-tutarlilik-liberal-kimligin-olcutu/">İktidar, İlke ve Tutarlılık: Liberal Kimliğin Ölçütü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Liberal Düşünce Topluluğu’na yöneltilen eleştirilere katkı niteliğinde değerlendirmemdir.</p>
<p>Bir düşünürün, aydının, sanatçının ya da kanaat önderinin savunduğu değerler; onun hangi iktidarın yanında konumlandığıyla değil, hangi ilkelere bağlı kaldığıyla değerlendirilmelidir. Özellikle liberal gelenek açısından belirleyici olan, bireyin kendisini “liberal” olarak tanımlaması değil; hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, sınırlı devlet, kuvvetler ayrılığı ve bireysel haklar gibi temel ilkeleri bulunduğu konumda ne ölçüde savunduğu ve hayata geçirmeye çalıştığıdır.</p>
<p>Bu makale, liberal kimliğin ölçütünün öznel beyan değil, ilkesel sadakat olduğunu savunmakta; liberal bir bireyin iktidar içinde ya da dışında hangi sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini normatif liberal teori bağlamında tartışmaktadır.</p>
<p><strong>Liberal Kimlik: Beyan mı, İlkesel Bağlılık mı?</strong></p>
<p>Klasik liberal düşüncenin kurucu isimlerinden John Locke, siyasal otoritenin meşruiyetini bireyin doğal haklarına saygı koşuluna bağlar. Locke’a göre devlet, yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarını koruduğu sürece meşrudur. Bu yaklaşım, liberal kimliğin özünü açıkça ortaya koyar: Devlete sadakat değil, haklara sadakat.</p>
<p>Benzer şekilde John Stuart Mill, <em>On Liberty</em>’de ifade özgürlüğünü yalnızca bireysel bir hak değil, toplumsal ilerlemenin epistemik koşulu olarak temellendirir. Mill’e göre çoğunluğun baskısı da en az devlet baskısı kadar tehlikelidir. Dolayısıyla liberal olmak, yalnızca otoriter devletlere karşı değil, popüler çoğunluk baskısına karşı da özgürlükçü bir duruş sergilemeyi gerektirir.</p>
<p>Bu bağlamda, bir kişinin kendisini liberal olarak tanımlaması yeterli değildir. Liberal kimlik, retorik değil; normatif tutarlılık meselesidir. Eğer bir kişi ifade özgürlüğünü yalnızca kendi görüşleri için savunuyor, muhalif görüşler söz konusu olduğunda sınırlamaları meşrulaştırıyorsa, bu tutum liberal değil araçsaldır.</p>
<p><strong>İktidar İçinde Liberal Olmak: Sadakat Kime?</strong></p>
<p>Liberal bir bireyin iktidarda görev alması başlı başına bir çelişki değildir. Nitekim anayasal liberalizm, devletin tamamen ortadan kaldırılmasını değil, sınırlandırılmasını savunur. Ancak burada temel soru şudur: Liberal bir aktör, bulunduğu makamda iktidarın ideolojik yönelimlerine mi sadık kalmalıdır, yoksa savunduğu evrensel ilkelere mi?</p>
<p>Friedrich Hayek, <em>The Constitution of Liberty</em>’de hukukun üstünlüğünü, keyfiliğe karşı temel güvence olarak tanımlar. Hayek’e göre hukuk; kişilere, gruplara ya da güncel siyasal amaçlara göre şekillenmemeli, genel ve soyut kurallar bütününe dayanmalıdır. Bu perspektiften bakıldığında, bir liberalin iktidar içinde üstlendiği görev, siyasal sadakati değil, kurumsal tarafsızlığı ve hukukî genelliği güçlendirmek olmalıdır.</p>
<p>Benzer biçimde Karl Popper, <em>The Open Society and Its Enemies</em>’te siyasal sistemlerin değerini “iyi yöneticiler üretme kapasitesiyle” değil, “kötü yöneticileri barışçıl biçimde görevden alabilme kapasitesiyle” ölçer. Poppercı anlamda liberal bir tutum, iktidarın kendi denetim mekanizmalarını zayıflatmasına sessiz kalmayı değil; eleştirel aklı kurumsallaştırmayı gerektirir.</p>
<p>Dolayısıyla liberal bir aktör için sadakat hiyerarşisi nettir:</p>
<ol>
<li>Önce evrensel hak ve özgürlük ilkeleri,</li>
<li>Sonra anayasal çerçeve ve hukukun üstünlüğü,</li>
<li>En son olarak siyasal aidiyetler.</li>
</ol>
<p>Bu sıralamanın tersine çevrilmesi, liberalizmin içinin boşaltılması anlamına gelir.</p>
<p><strong>Liberalizmin Asgari İlkeleri ve Tutarlılık Sorunu</strong></p>
<p>Çağdaş liberal teoride John Rawls, adaletin iki temel ilkesini ortaya koyar: Eşit temel özgürlükler ve adil fırsat eşitliği. Rawls’a göre temel özgürlükler, ekonomik ya da siyasal fayda gerekçesiyle askıya alınamaz. Bu yaklaşım, liberal tutarlılığın sınırlarını belirler: Eğer bir liberal, “daha yüksek bir amaç” adına ifade özgürlüğünü ya da hukuk güvenliğini askıya almayı meşru görüyorsa, Rawlsçu çerçevede liberal adalet anlayışından sapmaktadır.</p>
<p>Türkiye bağlamında liberal düşünceyi savunan isimlerden Atilla Yayla da liberalizmi, devletin sınırlandırılması ve bireysel hakların önceliği üzerinden tanımlar. Yayla’ya göre liberalizm, “devletin iyi niyetine” değil, kurumsal sınırlamalara dayanır. Bu nedenle liberal bir entelektüelin, iktidarın niyetlerine değil; uygulamalarının hak ve özgürlüklerle uyumuna odaklanması gerekir.</p>
<p>Burada kritik ölçüt şudur:</p>
<ul>
<li>Liberal olduğunu söyleyen kişi, ifade özgürlüğünü kendi ideolojik çevresi için mi savunuyor?</li>
<li>Hukukun üstünlüğünü yalnızca muhalefetteyken mi talep ediyor?</li>
<li>Devletin sınırlanmasını yalnızca “öteki” iktidar döneminde mi önemsiyor?</li>
</ul>
<p>Eğer ilkeler konjonktüre göre esnetiliyorsa, bu liberalizm değil; siyasal pragmatizmdir.</p>
<p><strong>İlkesel Eleştiri Kültürü ve Liberal Aydın Sorumluluğu</strong></p>
<p>Liberal gelenek, eleştiriyi ihanet olarak değil; kamusal aklın zorunlu unsuru olarak görür. Mill’in “yanlış fikirlerin bile bastırılmaması gerektiği” yönündeki argümanı, yalnızca epistemolojik değil, siyasal bir savdır: Hakikat, otoriteyle değil, tartışmayla güçlenir.</p>
<p>Bu nedenle liberal bir aydının temel sorumluluğu, bulunduğu mevki ne olursa olsun, güce karşı mesafesini korumaktır. Liberalizmin özü, iktidarın merkezine yakınlaşmak değil; iktidarı sınırlayan ilkelere sadık kalmaktır. Bir liberal, iktidar içinde görev alabilir; ancak liberalliği, iktidarın söylemine uyumuyla değil, iktidarın sınırlarını hatırlatma cesaretiyle ölçülür.</p>
<p><strong> Sonuç: Liberal Kimlik Bir Pozisyon Değil, Bir İlke Rejimidir</strong></p>
<p>Sonuç olarak liberal kimlik:</p>
<ul>
<li>Bir parti aidiyeti değildir.</li>
<li>Bir iktidar tercihi değildir.</li>
<li>Bir ideolojik etiket değildir.</li>
</ul>
<p>Liberal kimlik, hukukun üstünlüğünü, ifade özgürlüğünü, bireysel hakları ve sınırlı devleti hangi koşulda olursa olsun savunma iradesidir. İktidarda ya da muhalefette olmak, bu ilkelere bağlılığın ölçütü değildir; fakat o ilkelere sadakat, her pozisyonda sınanır.</p>
<p>Bir kişi kendisini liberal olarak tanımlayabilir; ancak onun liberalliği, ilkelere ne kadar bağlı kaldığı ve onları ne ölçüde kurumsallaştırmaya çalıştığıyla değerlendirilmelidir. Liberal teori açısından asıl soru şudur:</p>
<p>“Hangi iktidarın yanında durdun?” değil,<br />
“Bulunduğun yerde özgürlüğü ne kadar savundun?”</p>
<p>Bu ölçüt, liberal eleştirinin hem etik hem de siyasal temelini oluşturur hem de samimiyet göstergesidir. Liberal bir bakış açısı, kişileri değil; ilkeleri merkeze alır. Ve bu ilkesel tutarlılık, liberalizmin hem teorik hem pratik varlık koşuludur.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-toplulugunun-son-donemi-uzerine-bir-muzakere/">Liberal Düşünce Topluluğu’nun Son Dönemi Üzerine Bir Müzakere, Abdülkadir Pekel</a></p>
<div class="td_block_wrap tdb_title tdi_49 tdb-single-title td-pb-border-top td_block_template_1" data-td-block-uid="tdi_49">
<div class="tdb-block-inner td-fix-index">
<p class="tdb-title-text"><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-topluluguna-elestirel-bir-bakis-hakkinda/">Liberal Düşünce Topluluğu’na “Eleştirel bir Bakış” Hakkında,</a> <a class="tdb-author-name" href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-topluluguna-elestirel-bir-bakis-hakkinda/">Atilla Yayla</a></p>
</div>
</div>
<div class="td_block_wrap tdb_title tdi_49 tdb-single-title td-pb-border-top td_block_template_1" data-td-block-uid="tdi_49">
<div class="tdb-block-inner td-fix-index">
<p class="tdb-title-text"><a href="https://hurfikirler.com/34-yilinda-liberal-dusunce-toplulugu-son-doneme-elestirel-bir-bakis/">34. Yılında Liberal Düşünce Topluluğu: Son Döneme Eleştirel Bir Bakış, Abdülkadir Pekel</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ldtnin-son-donemi-tartismasina-dair-notlarim/">LDT’nin Son Dönemi Tartışmasına Dair Notlarım, Harun Kaban</a></p>
</div>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/nerede-duruyorsun-ya-da-hangi-ilkeye-dayaniyorsun-oguz-turan-yayla/">“Nerede duruyorsun?” ya da “Hangi ilkeye dayanıyorsun?” – Oğuz Turan Yayla</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iktidar-ilke-ve-tutarlilik-liberal-kimligin-olcutu/">İktidar, İlke ve Tutarlılık: Liberal Kimliğin Ölçütü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Poppercı ve Türk Liberal Perspektiflerle Eleştirel Analiz</title>
		<link>https://hurfikirler.com/popperci-ve-turk-liberal-perspektiflerle-elestirel-analiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 11:33:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208682</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özet Bu makale, gazetecilerin, akademisyenlerin ve genel olarak entelektüellerin siyasal iktidarla kurdukları yakın ilişkileri, liberal siyaset teorisi, özellikle Karl Popper’ın açık toplum anlayışı ve Türkiye’den Atilla Yayla gibi liberal düşünürlerin bakış açısı çerçevesinde eleştirel biçimde analiz etmektedir. Çalışma, entelektüel özerkliğin liberal demokrasinin kurucu unsurlarından biri olduğunu; iktidarla kurulan aşırı yakınlığın ise eleştirel kamusal aklı zayıflatarak açık [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/popperci-ve-turk-liberal-perspektiflerle-elestirel-analiz/">Poppercı ve Türk Liberal Perspektiflerle Eleştirel Analiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özet</p>
<p>Bu makale, gazetecilerin, akademisyenlerin ve genel olarak entelektüellerin siyasal iktidarla kurdukları yakın ilişkileri, liberal siyaset teorisi, özellikle Karl Popper’ın açık toplum anlayışı ve Türkiye’den Atilla Yayla gibi liberal düşünürlerin bakış açısı çerçevesinde eleştirel biçimde analiz etmektedir. Çalışma, entelektüel özerkliğin liberal demokrasinin kurucu unsurlarından biri olduğunu; iktidarla kurulan aşırı yakınlığın ise eleştirel kamusal aklı zayıflatarak açık toplumun kurumsal ve epistemik temellerini aşındırdığını savunmaktadır. Analiz, Popper’ın yanlışlanabilirlik ilkesi ile siyasal eleştiri arasındaki paralellik üzerinden normatif bir çerçeve geliştirmekte ve Türk liberal düşüncesiyle örtüşen bir perspektif sunmaktadır.</p>
<p>Anahtar Kelimeler: entelektüel özerklik, liberalizm, açık toplum, Popper, Atilla Yayla, eleştirel mesafe</p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Modern liberal demokrasilerde entelektüeller, yalnızca bilgi üreticileri değil, aynı zamanda kamusal aklın taşıyıcılarıdır. Gazeteciler, yazarlar ve akademisyenler, iktidarın uygulamalarını görünür kılan, politik kararları eleştirel süzgeçten geçiren ve kamusal tartışmayı besleyen aktörler olarak demokratik sistemin epistemik altyapısını oluştururlar. Bu nedenle entelektüel özerklik, yalnızca mesleki bir norm değil; siyasal düzenin işleyişine dair kurucu bir ilkedir (Popper, 2018, s. 45).</p>
<p>Ancak entelektüellerin siyasal iktidarla kurdukları yakın ilişkiler, liberal teori açısından normatif sorunlar yaratır. Bu yakınlık, her zaman baskı veya çıkar ilişkisiyle açıklanamaz; ideolojik özdeşleşme, tarihsel misyon duygusu veya düzen kurucu bir projeye katılma arzusu da belirleyici olabilir. Hangi saikle ortaya çıkarsa çıksın, eleştirel mesafenin aşınması, liberal demokrasinin temel varsayımlarını tartışmaya açar (Popper, 2018, s. 112).</p>
<p>Bu makalenin amacı, söz konusu sorunu Poppercı açık toplum kuramı ve Türk liberal düşünce perspektifi temelinde ele alarak, entelektüel-iktidar yakınlığının epistemik ve kurumsal sonuçlarını tartışmak ve tartıştırmaktır.</p>
<p><strong>Liberal Düşüncede Eleştiri ve Özerklik</strong></p>
<p>Liberal siyaset teorisi, devlet gücünün sınırlandırılması ve bireysel özgürlüklerin korunması üzerine kuruludur. Bu çerçevede basın ve akademik özgürlük, yalnızca bireysel haklar değil; siyasal sistemin kendi kendini düzeltme kapasitesinin ön koşullarıdır (Popper, 2024, s. 23). Liberal gelenek, hakikatin merkezi bir otorite tarafından belirlenmesine değil, çoğulcu ve eleştirel bir kamusal tartışma sürecine dayanır.</p>
<p>Popper, bilginin doğrulanarak değil, eleştiri ve çürütme yoluyla ilerlediğini savunur:</p>
<p>“Bilgi, doğrulanmak yerine sürekli yanlışlanabilirlik yoluyla gelişir” (Popper, 2018, s. 78).</p>
<p>Bu epistemolojik yaklaşım, siyasal düzleme taşındığında, hiçbir iktidarın mutlak hakikat iddiasında bulunamayacağını ve her siyasal projenin eleştiriye açık olması gerektiğini gösterir.</p>
<p>Popper’ın Açık Toplum ve Düşmanları adlı eserinde geliştirdiği açık toplum kavramı, tam da bu eleştirel ilkeye dayanır:</p>
<p>“Açık toplum, eleştiriye ve değişime açık bir düzeni ifade eder; dogmatik hakikat iddiaları reddedilir ve iktidar sorgulanabilir” (Popper, 2018, s. 210).</p>
<p>Bu modelde entelektüelin işlevi, iktidarı meşrulaştırmak değil; onu sürekli eleştirel denetime tabi tutmaktır.</p>
<p><strong>Entelektüel-İktidar Yakınlığı: Epistemik ve Siyasal Sonuçlar</strong></p>
<p>Epistemik düzeyde, eleştirinin yerini rasyonelleştirmenin alması sorun yaratır. Eğer bilgi üreticileri iktidarın söylemini yeniden üretmeye başlarsa, kamusal tartışma çoğulculuğunu kaybeder:</p>
<p>“Bilgi iktidara hizmet eder hâle geldiğinde, toplum eleştirel tartışma kapasitesini yitirir” (Popper, 2024, s. 137).</p>
<p>Hakikat, eleştirel sınamadan geçmek yerine otoriteye yakınlık üzerinden meşruiyet kazanır. Popper, tarihselcilik eleştirisi bağlamında bu durumu totaliter eğilimlerin teorik zemini olarak görür (Popper, 2018, s. 320).</p>
<p>Kurumsal düzeyde, entelektüel yakınlık, hesap verebilirlik mekanizmalarını zayıflatır. Liberal demokraside medya ve akademi, yatay denetim mekanizmalarının parçasıdır. Bu aktörlerin iktidarla simbiyotik ilişki kurması, denetim işlevinin içten çökmesine neden olur (Popper, 2024, s. 201).</p>
<p><strong>Türk Liberal Düşüncesinden Perspektif: Atilla Yayla</strong></p>
<p>Türkiye’de liberal düşüncenin entelektüel tarihine bakıldığında, Atilla Yayla, entelektüel özerklik ve eleştirel mesafe tartışmasını yerel bağlama taşır. Yayla, liberalizmi yalnızca ekonomik serbestlik olarak görmez; birey haklarının korunması, sivil toplumun güçlendirilmesi ve devletin sınırlandırılması gibi kurumsal ve epistemik özgürlük alanlarını vurgular (Yayla, 2011, s. 195).</p>
<p>Bu yaklaşım, Poppercı açık toplum anlayışıyla örtüşür: Eleştiri, iktidar ilişkilerinin meşruiyet üretme mekanizması değil, onun sınanması ve düzeltilebilirliğinin teminatıdır. Yayla, entelektüelin ideolojik çizgisi ne olursa olsun, devlet ve toplum ilişkilerinde eleştirel mesafeyi koruması gerektiğini vurgular (Yayla, t.y., s. 47).</p>
<p><strong>Birleştirici Noktalar:</strong></p>
<p>Eleştirel mesafe: Popper ve Yayla açısından entelektüellerin iktidarla kurdukları mesafe, demokratik normların korunmasının ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p>Devletin sınırlandırılması: Yayla, devlet gücünün sınırlandırılmasını demokratik etkinliklerin sağlıklı işlemesi için gerekli görür; bu, Popper’ın açık toplum modelindeki kurumsal açıklık ve hesap verebilirlik ile doğrudan bağlantılıdır.</p>
<p>Sivil toplum ve çoğulculuk: Yayla’nın yazılarında liberal düşüncenin sivil toplumla ilişkisi, entelektüel-iktidar eğitiminde çoğulculuğu ve fikir rekabetini öncelikli kılar.</p>
<p><strong>Açık Toplum ve Eleştirel Mesafe</strong></p>
<p>Popper’a göre siyasal felsefede temel soru “en iyi yöneticiler kimlerdir?” değil;</p>
<p>“Açık toplum, iktidarı sürekli eleştiriye tabi tutarak, hatalı yönetimlerden barışçıl yollarla kurtulmayı sağlar” (Popper, 2018, s. 406).</p>
<p>Eleştiri, istikrarsızlık değil; kurumsal öğrenmenin aracıdır:</p>
<p>“Sadakat yerine eleştiri, toplumun uyum ve adaptasyon kapasitesini güçlendirir” (Popper, 2024, s. 245).</p>
<p>Bu bakış, Yayla’nın Türkiye liberal düşüncesindeki entelektüel özerklik ve devlet-sivil toplum ilişkisi ile doğrudan örtüşür.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Bu çalışma, entelektüellerin siyasal iktidarla kurdukları yakın ilişkilerin, hem Popper’ın açık toplum anlayışı hem de Türk liberal düşüncesi (Atilla Yayla) bağlamında ciddi normatif ve epistemik riskler taşıdığını göstermiştir. Entelektüel özerklik, demokratik düzenin lüksü değil; kurucu unsurudur. Eleştirel mesafenin kaybı, sadece mesleki bir etik sorunu değil; açık toplumun aşınması anlamına gelir.</p>
<p>Kaynakça</p>
<p>Popper, K. (2018). Açık toplum ve düşmanları (H. Rızatepe &amp; M. Tunçay, Çev.). Liberte Yayınları.</p>
<p>Popper, K. (2024). Açık toplum ve düşmanları (H. Rızatepe &amp; M. Tunçay, Çev.). Liberte Yayınları.</p>
<p>Yayla, A. (2011). Türkiye’nin liberal geleceği. Liberal Düşünce Dergisi(63), 191–206.</p>
<p>Yayla, A. (t.y.). Liberalizm. Liberte Yayınları.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/popperci-ve-turk-liberal-perspektiflerle-elestirel-analiz/">Poppercı ve Türk Liberal Perspektiflerle Eleştirel Analiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgür Toplum Kurmak Mümkün müdür?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ozgur-toplum-kurmak-mumkun-mudur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 May 2024 14:27:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207603</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özgür toplumun temeli kendiliğinden doğan özgür yaşamdır. Buna bağlı olarak kazanılan temel insan hakları başta olmak üzere, hukuk, hürriyet ve mülkiyettir. Mülkiyet sahibi olmak veya mülkiyet özgürlüğünü savunmak kötüymüş gibi gösterilmektedir. Adam Smith “Her kişinin emeği üzerindeki mülkiyeti, tüm diğer mülkiyetlerin asıl temeli olduğu gibi, bunların en kutsal ve dokunulmaz olanıdır” demektedir. Bu görüşe ek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ozgur-toplum-kurmak-mumkun-mudur/">Özgür Toplum Kurmak Mümkün müdür?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özgür toplumun temeli kendiliğinden doğan özgür yaşamdır. Buna bağlı olarak kazanılan temel insan hakları başta olmak üzere, hukuk, hürriyet ve mülkiyettir. Mülkiyet sahibi olmak veya mülkiyet özgürlüğünü savunmak kötüymüş gibi gösterilmektedir. Adam Smith “Her kişinin emeği üzerindeki mülkiyeti, tüm diğer mülkiyetlerin asıl temeli olduğu gibi, bunların en kutsal ve dokunulmaz olanıdır” demektedir. Bu görüşe ek olarak haddimi de belki aşarak;  en büyük ve vazgeçilmez-devredilemez mülkiyetlerden biri de,  bireyin kendi bedeni ve bedeni üzerindeki mülkiyetidir diyebiliriz. Ve bunu da J. S. Mill’in “Birey kendisi üzerinde, kendi vücudu ve beyni üzerinde bizzat kendi başına buyruktur” vurgusuyla da güçlendirebiliriz. Otoriter/totaliter ideolojiler bireyin kendi bedeni üzerinde söz sahibi olmalarını, kendi kaderlerini belirleme iradelerini göstermelerini ve haklar ile donatılmalarını istemezler. Çünkü o zaman kendilerine itaat ve biat edecek kimseyi bulamazlar.</p>
<p>Otoriter/totaliter görüş savunucuları, özgürlük fikirlerini; burjuvazi, mülk sahipleri gibi sınıfların ideolojisi olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Bu bakış açısı hem doğru değil hem de art niyetli bir bakıştır. Bunu böyle gören anlayışın özgürlük fikirleri ve özgür toplum hakkında cahillikleri ve iyi olmayan niyetleri ortaya çıkmaktadır. Özgürlük düşünürlerinin öncelediği kendiliğinden doğan tabiî hayat ve hukuk çerçevesinde vazgeçilmez, devredilmez ve sınırlanamaz haklara sahip olan özgür bireydir. Bu durumda olsa olsa özgürlük düşüncesi;  rızaya/gönüllü birlikteliğe dayalı, metanın, sermayenin ve bedenlerin özgür dolaşımını savunan ve özgür bireylerin oluşturduğu barış içerisinde bir arada yaşama rızası gösteren insanların ideolojisidir diyebiliriz.</p>
<p>Özgürlük filozof ve yazarları eserlerinin hiçbirinde ve hiçbir yerinde, kolektivist-otoriter-totaliter ideolojilerin kutsadığı gibi zora dayalı iktidarın ele geçirilmesi ve bir sınıfın diktatörlüğüne dayanan, özgürlükleri ortadan kaldıran ve bireyi köleleştiren bir sistemi savunmazlar. Özgür toplum savunucuları; fikirleriyle, bu tür sistemler ile sonuna kadar mücadele ederler. Özgürlük filozofları iktidarın ve devleti zora dayalı bir yöntemle ele geçirme gibi bir tezleri olmamıştır, olamaz da. Tam tersine devletin; iç-dış güvenlik, hukuk-adalet gibi hizmetlerin dışında sınırlandırılmasını bıkmadan dile getirmekte ve yazmaktadırlar. Devletin görevi bireyin temel hak ve özgürlüklerini korumak olmalıdır. Özgürlük savunucuları bireyi devlet ve toplumun tahakküm ve baskılarına karşı güçlendirmeye çalıştığı gibi, aynı zamanda bireyi bireyin tahakkümüne karşı korumak ve bireyi bireyin karşısında da güçlendirilmesini kesintisiz bir şekilde savunmaktadırlar.</p>
<p>İnsan hakları, temel hak ve özgürlükler, düşünce-ifade özgürlüğü, eşitlik, adalet, hukukun üstünlüğü, hürriyet, birey olmak gibi kavramlar ve bunlara yapılan vurgular liberal düşüncenin kendisidir. Prof. Dr. Atilla Yayla “Özgürlük ve ondan türeyen diğer haklar, temel insan hakları hep liberal düşünürlerin işleyip geliştirdiği fikir ve uygulamalardır” diyerek bunun altını çizmektedir. Son zamanlarda kendilerini liberal olarak görmeyen otoriter/totaliter anlayışta dahi olanların dillerinde yukarda saydığımız kavramları duyarsınız. Otoriter/totaliter zihinlerden özgürlük fikirlerini duymak elbette güzeldir. Kendilerine itiraf etmeseler de, konuşma ve yazdıklarında temel hak ve özgürlüklere yapılan her vurgu ve alıntı liberal fikirlere yapılan referanstır. İşte “liberal düşünce”nin gücü ve evrenselliği de burada ortaya çıkmaktadır.  Karşıtları da kendilerini tarif etmek ve anlatmak için liberal düşünceye sıkı sıkıya sarılmak zorunda kalırlar. Liberal düşünce her görüşün kendini özgürce ifade etme hakkını savunur. Mill, bu konuda “Bir düşüncenin susturulması insan ırkına karşı, başka bir deyişle  yaşayan nesle olduğu gibi gelecek nesillere karşı da bir haydutluktur” der. Liberal düşünce bütün fikirlerin özgür bir şekilde savunulmasını sonuna kadar tereddütsüz savunur.</p>
<p>Niteliği ne olursa olsun devletin bireysel hakları ortadan kaldırıcı müdahalesi kabul edilemez. Tam tersine hakları koruması ve saygı göstermesi gereklidir.  Bireyin güçlendirilmesi, mülkiyet özgürlüğü, gönüllü birlikte yaşam, malların, sermayenin ve bedenlerin özgür dolaşım hakkı ve hukukun üstünlüğü demokratik özgür toplumunun temelidir. Ve böyle bir toplum ancak haklar ile donatılmış, hakları güvence altına alınmış, kendi bedeni üzerinde söz sahibi olan, onuruna saygı duyulan özgür bireyler tarafından oluşturulabilir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ozgur-toplum-kurmak-mumkun-mudur/">Özgür Toplum Kurmak Mümkün müdür?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Orta Siyaset Tuzağı&#8221; Kıskacında CHP</title>
		<link>https://hurfikirler.com/orta-siyaset-tuzagi-kiskacinda-chp/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jun 2023 07:41:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206804</guid>

					<description><![CDATA[<p>14 – 28 Mayıs 2023 Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri her ne kadar bazı çevrelerce farklı gösterilmeye çalışılsa da malumun ilanı olarak AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın üstünlüğü ile sonuçlanmıştır. Her seçim sonunda olduğu gibi bu seçim sonucunda da gözler kazanan değil kaybeden taraf olan CHP ve Sayın Kılıçdaroğlu üzerindeydi. Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP 31 Mart [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/orta-siyaset-tuzagi-kiskacinda-chp/">&#8220;Orta Siyaset Tuzağı&#8221; Kıskacında CHP</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>14 – 28 Mayıs 2023 Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri her ne kadar bazı çevrelerce farklı gösterilmeye çalışılsa da malumun ilanı olarak AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın üstünlüğü ile sonuçlanmıştır. Her seçim sonunda olduğu gibi bu seçim sonucunda da gözler kazanan değil kaybeden taraf olan CHP ve Sayın Kılıçdaroğlu üzerindeydi.</p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP 31 Mart 2019 yerel seçimleri dışında hemen hemen girdiği her seçimde istenen başarıyı gösterememiş ve halkın umudu olma fırsatını her defasında heba etmiştir.</p>
<p><strong>Orta Siyaset Tuzağında CHP </strong></p>
<p>Ekonomide sıkça kullanılan bir kavram olan “Orta Gelir Tuzağı” kavramını ekonomi biliminden ve ekonomistlerden ödünç alarak siyasete “Orta Siyaset Tuzağı” olarak uyarlamak isterim. Bu kavramı ilk kez en azından bildiğim kadarıyla tarafımdan kullanıldığını ve siyaset bilimine katkı olması bakımından burada paylaşarak siyaset bilim insanlarının tartışmasına açmak isterim.<br />
Öncelikle “Orta Gelir Tuzağı”na bir bakmak gerekmektedir. Orta gelir tuzağı kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamada kalması ve artmaması anlamına gelmektedir. Belirli bir noktadan sonra bir ekonomide kişi başına gelirin arttırılabilmesi için o ekonominin içinde bulunduğu sisteme uygun yeni yöntemler bulması gerekmektedir.</p>
<p>Buradan hareketle “Orta Siyaset Tuzağı”nı şu şekilde tarif etmek mümkündür: Orta siyaset tuzağını bir partinin belli bir oy oranında kalması ve onu aşamaması olarak formüle edebiliriz.</p>
<p>Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP 2011 yılından bu yana girdiği seçimlerde ortalama olarak % 22-25 bandına sıkışmıştır. Farklı kesimlere yönelik açılma çabaları, farklı ideoloji ve tabandaki partiler ile kurulan ittifak denemeleri sonucunda da %25 bandının üzerine çıkamamıştır.</p>
<p><strong>CHP “Orta Siyaset Tuzağı”ndan Nasıl Kurtulur </strong></p>
<p>Orta siyaset tuzağından kurtulmak için günümüze uygun, çağı yakalayan ve anlayan bir siyaset yapma biçimine ve diline ihtiyaç bulunmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir süredir yürütmüş olduğu “helalleşme” siyaseti tek başına orta siyaset tuzağı sarmalından kurtularak oylarını artırmasına yeterli değildir. Bu söylemlerin yanı sıra siyaset yapış biçimi ve politikalarında da ciddi yapısal değişime gitmek zorundadır<strong>. </strong></p>
<p>CHP’nin en büyük yanılgılarından biri Türkiye’yi ve dünyayı 1923’ün siyaset birikimi üzerinden okumaya çalışmasıdır. 1923’den günümüze çok şey değişti. Bugün içinde yaşadığımız dünya 1923’lü yılların dünyasından çok farklıdır. 1923’lü yıllarda ülke savaştan yeni çıkmış, içe kapalı ekonomi, siyaset ve toplum modelinde kalmıştır. Bugün, küreselleşen dünya ile entegre olan, birçok ülkeyle ithalat-ihracat yapan, uzaya kendi yaptığı uyduyu fırlatabilen, savunma sanayii gibi birçok alanda büyük hamleler yapmış bir ülke durumuna gelinmiştir.</p>
<p>CHP’de bir paradigma değişimine ihtiyaç vardır. CHP helalleşme politikasını bir adım daha ileri götürerek helalleşmeye konu olan tüm olguları parti politikalarına da yansıtmalıdır. Kendisiyle ve geçmişiyle yüzleşmeli ve hesaplaşmalıdır. Her seçim kaybı sonrası kendi dışındaki herkeste ve her şeyde kabahat arayan anlayıştan vazgeçmeli, kaybettiğini kabul etmelidir. Kaybettiğini kabul etmeyen bir anlayışın hatalarını bulup düzeltmesi beklenemez.</p>
<p>Rejim korkusu üzerinden oy devşirmek artık iflas etmiştir. ‘Yeni CHP’ yeni politikalar üretmelidir. ‘Yeni CHP’ iktidar olmak istiyorsa, kuruluşundan bu yana tabulaştırdığı ideolojik paradigmasından/prangalarından kurtulmalıdır. İçselleştirdiği ilkelerini yeniden gözden geçirmeli ve çağın gerektirdiği siyasî söylemler ile tutarlı hale getirmelidir hatta değiştirmelidir.</p>
<p>‘Yeni CHP’, ‘eski CHP’nin olumsuz yanlarıyla yüzleşmeli ve hesaplaşmalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin önemsendiği, bireyin ön plana çıktığı, insan onuruna saygının güçlendirildiği, farklılıkların zenginlik olarak kabul edildiği, bedenlerin, sermayenin ve düşüncenin özgürce dolaşacağı, inançlara saygılı, insan haklarına dayalı, açık ve demokratik toplumdan yana, kimseyi dışlamayan kapsayıcı ve özgürlükçü bir siyaset yapma biçimiyle halkın güvenini kazanarak, oylarını artırarak “orta siyaset tuzağı” sarmalından kurtulabilir.</p>
<p>Demokratikleşmeden yana, halka inanan, demokrasi dışı yöntemlere yönelmeyen siyaset anlayışı solda ve siyasette bir rüzgâr yaratabilir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/orta-siyaset-tuzagi-kiskacinda-chp/">&#8220;Orta Siyaset Tuzağı&#8221; Kıskacında CHP</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP Dershaneler Tartışmasında Ne Kadar Samimi ?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/chp-dershaneler-tartismasinda-ne-kadar-samimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2015 09:54:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/chp-dershaneler-tartismasinda-ne-kadar-samimi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>CHP Dershanelerin Kapatılma(ma)sı Konusunda Ne Kadar Samimi ? Türkiye son zamanlarda Ak Parti&#8217;nin Diyarbakır buluşmasına kitlenmiş bir yandan da &#8220;öğrenci evleri&#8221;, &#8220;dershaneler&#8221; gibi, güncel iç siyasi tartışmaların içerisine girmiştir. Dershaneler üzerinden yürüyen tartışma, yerel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte daha da şiddetlenecek gibi gözükmektedir. Konu ile ilgili siyasi partiler, STK&#8217;lar, eğitim temsilcileri gibi, farklı kesimlerden alehte ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-dershaneler-tartismasinda-ne-kadar-samimi/">CHP Dershaneler Tartışmasında Ne Kadar Samimi ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>CHP Dershanelerin Kapatılma(ma)sı Konusunda Ne Kadar Samimi ?</strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye son zamanlarda Ak Parti&rsquo;nin Diyarbakır buluşmasına kitlenmiş bir yandan da &ldquo;öğrenci evleri&rdquo;, &ldquo;dershaneler&rdquo; gibi, güncel iç siyasi tartışmaların içerisine girmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Dershaneler üzerinden yürüyen tartışma, yerel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte daha da şiddetlenecek gibi gözükmektedir. Konu ile ilgili siyasi partiler, STK&rsquo;lar, eğitim temsilcileri gibi, farklı kesimlerden alehte ve lehte açıklamalar gelmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Dershanelerin kapatılıp/kapatılmaması; sosyolojik, ekonomik, eğitimsel anlamda değerlendirilip artıları, eksileri ile birlikte dershaneleri meydana getiren koşulların incelenmesi ve bunun sonucunda da devletin müdahalesi yerine; eğitim sisteminin arz ve talep yaratan dengesi içerisinde değerlendirierek,&ldquo;pazar&rdquo;ın kendi iç işleyişine bırakılması gibi bir çok yöntem önerilebilir. &nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>CHP ve Dershaneler</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu tartışmada, CHP&rsquo;nin durumu ve aldığı tavır yazımızın içeriğini oluşturacak. Tartışmanın daha ilk başında, CHP&rsquo;nin yetkili ve etkili isimlerinden art arda keskin ve sert itirazlar geldi. &nbsp;CHP&rsquo;nin bu konudaki samimiyetini test etme bakımından bunları kısaca&nbsp; hatırlamada fayda olduğu kanısındayım. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Sezgin Tanrıkulu &ldquo;Dershaneler, milli eğitim sisteminin önemli parçasıdır. Önemli bir hizmet sunuyor. Dershanelerin eğitimde eşitsizliğin giderilmesinde büyük katkısı olduğu muhakkak&rdquo; diyerek dershanelerin eğitimde eşitsizliğin önlenmesinde önemli bir rol oynadığına vurgu yapmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal">CHP İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın ise &ldquo;Dershaneler, Türkiye&rsquo;nin bir gerçeğidir. Bu gerçeği görmezden gelemezsiniz. Eğitim sisteminde dershanelere gerek duyulmadığı takdirde konu tartışılır. O başka ama şu eğitim sisteminde dershaneler bir gerçektir. Herkesin parası pulu yoktur. Zannediliyor ki; dershaneye gitmek için para gerekiyor, parası olmayan dershaneye gidemez. Aksine dershaneyi kaldırırsanız parası olanlar özel hoca tutacak. Onlar gidecek özel hocadan aldığı derslerle üniversiteye girecek. Ama orta ve alt gelir grubundan insanlar dershaneye gidemediği için bir üniversiteye giremeyecek&rdquo; demektedir. Sayın Ayaydın dershaneye parası olanın değil tam tersine parası olmayanın gittiğini eğer kapatılırsa orta ve alt gelir grubundaki ailelerin çocuklarının üniversiteye gidemeyeceklerini savunmaktadır. Muharrem İnce, Siirt&rsquo;te ve İzmir&rsquo;de verilen eğitimin aynı olduğunu ve ancak okullar arası öğretim kalitesinin aynı olmadığını ifade ederek dershanelerin kapatılmasının öğretim seviyesini daha da aşağıya çekeceğini belirtmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">Son olarak da CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu parti gurup toplantısında yapmış olduğu konuşmada &ldquo;sen kimsin dershaneleri kapatıyorsun&rdquo; diye Başbakan&rsquo;a seslenerek &ldquo;Oturmuş karar vermiş beyefendi, kapanacak! Kimsin sen? Kimsin sen de kapatıyorsun. Sen kendini kral sanabilirsin, ama değilsin. Önce oturup düşüneceksin, neden bu dershaneler var. 4 binin üstünde dershane var. 50 bin öğretmen, diğer çalışanlarla beraber 100 bin kişi. Sen kapatacağım diyorsun, kimsin sen? Nereden alıyorsun bu yetkiyi?&rdquo;, diyerek sözlerine devam etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>CHP&rsquo;nin Samimiyeti</strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yukarda CHP&rsquo;li yetkililerin söylediklerinden yola çıkarsak, CHP, dershanelerin eşitsizliği ortadan kaldırdığını, parası olmayan yoksul insanların çocuklarının eğitim alma hakkına katkı sunduğunu, öğretim seviyesini artırdığı gibi varsayımlara dayanarak dershanelerin kapatılmasının ülkeye ihanet etme noktasına taşıdığı sonucu çıkmaktadır. Yukarda yazılanlar tek başına değerlendirildiğinde CHP&rsquo;nin halkın yanında olduğu, yoksul insanların eğitim hakkını savunduğu, dershanelerin gerekli olduğuna inandığı gibi bir sonuç ile karşı karşıya kalabiliriz.</span></p>
<p class="MsoNormal">Bu söylem ve algı tamamen yanlıştır. CHP&rsquo;nin söylediklerine bir bütün içerisinde bakmak ve öyle değerlendirmek gerekmektedir. Aşağıdaki ifadeler CHP&rsquo;nin 2011 yılında Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu tarafından hazırlanan &ldquo;Eğitim, Eşit Fırsat&nbsp; Yaşam Boyu Öğrenme&rdquo; raporundan alınmıştır. &ldquo;Sınavların Ortaya Çıkardığı Sorunların Boyutları&rdquo; alt başlık altında şu ifadeler yer almaktadır, &ldquo;<strong>Dershane sektörünün büyümesi ve ailelerin mali yükündeki artışlar: </strong>Yükseköğretime geçişteki rekabetin giderek artması, dershane sektörünün ve ailelerin üstlendiği maliyetlerin de artması sonucunu doğurmuştur. Günümüzde, dershane sayısı 4 bini, hazırlık kurslarına devam eden öğrenci sayısı da bir milyonu aşmış bulunmaktadır. Dershanelere yapılan harcamaların, yani sınav ekonomisinin boyutları Türkiye&rsquo;nin eğitim yatırımlarıyla karşılaştırılır duruma gelmiş ve ailelerin toplam gelirleri içinde önemli miktarlara ulaşmıştır. Bu durum aynı zamanda, dershanelerden yararlanan ve yararlanamayan çocuklar gibi bir eşitsizliği de beraberinde getirmiştir&rdquo;. (Rapora CHP&rsquo;nin resmi wep sitesinden <a href="http://www.chp.org.tr/wp-content/uploads/egitimraporu.pdf">http://www.chp.org.tr/wp-content/uploads/egitimraporu.pdf</a> linkinden ulaşabilirsiniz.)</p>
<p class="MsoNormal">Rapor&rsquo;da, dershanelerin ailelerin harcamaları üzerinde önemli bir yük getirdiğini, ayrıca dershanelerin eşitliği değil tam tersine eşitsizliğe yol açtığı savunulmaktadır. Raporun 6. kısmında &ldquo;Türkiye İçin Yeni Bir Eğitim Anlayışı&rdquo; başlığı altında dershaneler ile ilgili &ldquo;Dershanelerin öğrenci başarısına önemli katkı getirmediği çeşitli araştırmalarla doğrulanmıştır. Bu nedenle ülkemizde dershane gerçeğine ciddi bir çözüm getirmek ve dershaneleri eğitimin gündeminden çıkarmak gerekmektedir. ÖSYS&rsquo;de yapılacak çok yönlü iyileştirmeler ve yükseköğretim kapasitelerinin genişlemesiyle birlikte, yükseköğretime geçiş sürecinde öğrenciler, aileler, öğretmenler ve okul yöneticileri üzerindeki aşırı kaygı ve baskılardan kaynaklanan dershanelere yönelim azalacak, böylece daha güvenilir bir seçme süreci ve daha iyi işleyen bir ortaöğretim sistemi oluşacaktır&rdquo; denmektedir. Rapor&rsquo;a göre dershanelerin öğrenci başarısına önemli bir katkı getirmediği savunulmaktadır. Rapor şu şekilde devam etmektedir, &ldquo;Diğer yandan dershanelerin öğretmenler için önemli bir istihdam alanı oluşturduğu bir gerçektir. Okul, eğitimin merkezi haline getirilirken, dershanelerde var olan öğrenim birikim ve deneyiminin en yararlı biçimde israf edilmeksizin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Dershanelerin özel okul statüsüne geçirilmesi ya da meslek okul ve kurslarına dönüştürülerek üniversiteye devam edemeyen gençler için ciddi bir seçenek oluşturması amacıyla gerekli çalışmaların yapılması&#8230;&rdquo;</p>
<p class="MsoNormal">Raporda, rugün kapatılmasına karşı çıktığı dershanelerin, 2011 yılında hazırlanan rapora göre &nbsp;gereksiz ve verimsiz olduğunu söyleyerek kapatılması gerektiğini savunmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">CHP&rsquo;nin, söylediklerini mi ciddiye alacağız, yoksa raporu mu?. Bundan şöyle bir sonuç da çıkarabiliriz, CHP&rsquo;liler&nbsp; hazırladıkları raporları okumuyorlar ya da hazırladıkları raporlara kendileri de inanmıyorlar. Şimdi sormak gerekir, CHP&rsquo;nin&nbsp; Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu başta olmak üzere diğer yetkilileri dershanelerin kapatılma(ma)sı konusunda ne kadar samimi?.&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-dershaneler-tartismasinda-ne-kadar-samimi/">CHP Dershaneler Tartışmasında Ne Kadar Samimi ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP &#8216;Cemevi&#8217; konusunda ne kadar samimi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/chp-cemevi-konusunda-ne-kadar-samimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/chp-cemevi-konusunda-ne-kadar-samimi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>CHP &#8216;Cemevi&#8217;ni ibadethane saymamak gibi insanlık dışı anlayışın ortadan kaldırılmasını savunurken diğer yandan da uluslararası insan hakları hukuku ile çelişen &#8216;677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair&#8217; Kanun&#8217;a bağlı olduğunu dile getirmektedir. 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte Alevilerin dergahları kapatılmış, inançlarını yaşama ve sürdürme [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-cemevi-konusunda-ne-kadar-samimi/">CHP &#8216;Cemevi&#8217; konusunda ne kadar samimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>CHP &#8216;Cemevi&#8217;ni ibadethane saymamak gibi insanlık dışı anlayışın ortadan kaldırılmasını savunurken diğer yandan da uluslararası insan hakları hukuku ile çelişen &#8216;677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair&#8217; Kanun&#8217;a bağlı olduğunu dile getirmektedir. 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte Alevilerin dergahları kapatılmış, inançlarını yaşama ve sürdürme imkanı kalmamıştır. Alevi inancını öğreten ve önderlik eden makamlar/kişiler yasaklanmıştır.</span></p>
<p>AK Parti iktidarının Kürt açılımı ile başlayan demokratik açılım süreci, Başbakan&#8217;ın Alevi açılımı talimatıyla yeni bir yön ve aşamaya geçmiştir. Özellikle gezi parkı sürecinde yaşananların Başbakan&#8217;ın &#8216;Alevi açılımı&#8217;nı yeniden gündeme getirmesi bakımından itici bir rol oynadığı bilinmektedir.</p>
<p>Burada Merak edilen, &#8216;Alevi&#8217; kökenli bir Genel Başkan&#8217;ın olduğu ve &#8216;Alevi&#8217;lerin büyük çoğunlukla destek verdiği CHP&#8217;nin alacağı tavırdır. Bir yandan devleti kuran parti olduğunu söyleyen ve bununla övünen, kendisini siyasi yelpazenin solunda konumlandıran, temel hak ve özgürlükleri savunduğunu iddia eden diğer yandan temel hak ve özgürlüklerin en önemlilerinden biri olan &#8216;din ve vicdan&#8217; özgürlüğü karşısında susan statükoya teslim olan bir CHP vardır.</p>
<p>Demokratikleşme paketi ile temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesine yönelik atılan adımlar ile &#8216;Anadilde eğitim&#8217;, &#8216;Hacı Bektaş Üniversitesi&#8217;, &#8216;Roman Enstitüsü açılımı&#8217;, &#8216;Türbanın kamuda serbest olması&#8217; gibi, konularda ki özgürleşme çabalarına yönelik atılan adımlarla bir paradigma değişimi yaşanmaktadır. Asıl bundan sonra özgürlükleri savunanlar ile karşı olanları daha iyi görme ve test etme imkanı bulacağız.</p>
<p><strong>CHP VE DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ</strong></p>
<p>Kamuoyunda, Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;nun Genel Başkan olmasından sonra &#8216;Kılıçdaroğlu geleneksel CHP söyleminin dışına çıkmaya çalışmıştır. Ama parti içindeki gelenekçi kesim tarafından şiddetli tepki ve engellerle karşılaşmıştır&#8217; söylemi ile bir kanı oluşturulmaya çalışılmıştır. Ama gerçek hiç de öyle değildir. Sorun CHP içindeki gelenekçi yapının var olması değil, tam da gelenekçi yapıyı kurum ve kurumsal olarak içselleştirmiş ve varlığı buna bağlı olan CHP&#8217;nin kendisidir.</p>
<p>AK Parti&#8217;nin, ülkenin önemli ve kronikleşmiş sorunlar karşısında resmi söylem dışına çıkarak, harekete geçmesi; &#8216;Kürt açılımı&#8217;, &#8216;Alevi açılımı&#8217;, &#8216;Roman açılımı&#8217; gibi, sorunları kamuoyunun önüne getirmesi ve tartışmaya açmasına rağmen, CHP, yıllardır var olan bu sorunlar karşısında sözde tavır almış ne zaman ki çözüm önerileri belirdiğinde hemen sahadan çekilmiştir. Tıpkı &#8216;Demokratikleşme Paketi&#8217; karşısında yaptığı gibi.</p>
<p><strong>CHP VE DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ</strong></p>
<p>En temel hak ve özgürlüklerden olan ve aynı zamanda laik bir yönetim biçiminin en temel göstergesi olan &#8216;din ve vicdan özgürlüğü&#8217; karşısında 1923&#8217;ün ideolojik penceresinden bakmaya devam etmektedirler.</p>
<p>Bundan birkaç ay önce CHP&#8217;nin hazırladığı ve parti binasına da asarak deklere ettiği &#8216;Özgürlük ve Demokrasi Bildirgesi&#8217;nde, &#8216;Yüzde 10 seçim barajının kaldırılması&#8217;, &#8216;Milletvekillerini liderlerin değil halkın seçmesi&#8217;, &#8216;Düşünce ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması&#8217;, &#8216;Din ve vicdan özgürlüğünün korunması ve her inancın eşit tanınması&#8217;, &#8216;Demokrasi ve insan haklarının önündeki engellerin kaldırılması&#8217; gibi onyedi ilke açıkladı. Bu ilkeler tek başına ele alındığında, temel hak ve özgürlüklerin savunulması bakımından CHP açısından bir paradigma değişimi olarak algılanabilir.</p>
<p>CHP 2011 seçimlerinden önce de buna benzer programlar hazırlamış ve seçim bildirgesin de deklere etmişti. 2011 Seçim Bildirgesi giriş bölümünde, &#8216;CHP değişimin ve büyük dönüşümün partisi olduğundan söz edilmekte ve CHP&#8217;nin iktidarında Türkiye&#8217;de özgürlükçü demokrasi kurulacaktır&#8217;. denmektedir. Aynı CHP, hazırladığı bildirgenin giriş kısmında &#8216;Cumhuriyetin kurucu ilkelerine ve devrimlerine bağlı olduğunu&#8217; vurgulamaktadır. İşte tam da burada CHP siyasi anlamda bir &#8216;takkiye&#8217; örneği vermektedir. CHP&#8217;nin yaptığı &#8216;takkiye&#8217;nin en somut ve patrik izdüşümünü; Sünni ve Alevi İslam Cemaatleri önderliğinde Ankara&#8217;da ki yapılacak olan Cami/Cemevi projesi temel atma törenleri öncesi ve sonrasında çıkan olaylarda nasıl bir tavır aldığını hep birlikte gördük.</p>
<p><strong>DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ ÖNÜNDEKİ ENGELLER</strong></p>
<p>CHP parti genel merkez binasına astığı &#8216;Özgürlük ve Demokrasi Bildirgesi&#8217;nin 5. madde &#8216;Din ve Vicdan Özgürlüğünü Koruyup, Her İnanca Eşit İmkan Tanıyalım&#8217; başlığı altında &#8216;Gelin, herkesin kendi inancına göre ibadet etmesinin önündeki yasakları kaldıralım. &#8216;Cemevi&#8217;ni ibadethane saymamak gibi insanlık dışı bir anlayışı ortadan kaldıralım. Barış, demokrasi, insan haklarına saygı mı istiyorsunuz? Gelin, her inançtan yurttaşımıza eşit olanaklar sağlayalım. Din ve vicdan özgürlüğü sözde kalmasın&#8217; denmektedir. Bu madde 2011 seçim bildirgesi giriş kısmı göz önünde bulundurulmadan anlaşılamaz. CHP&#8217;nin bu ilkesi yukarda bahsettiğimiz, &#8216;2011 seçim bildirgesi&#8217;ndeki giriş bölümündeki savunulanlar ile birlikte düşünüldüğünde geçersiz duruma gelmektedir.</p>
<p>CHP &#8216;Cemevi&#8217;ni ibadethane saymamak gibi insanlık dışı anlayışın ortadan kaldırılmasını savunurken diğer yandan da uluslararası insan hakları hukuku ile çelişen &#8216;677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair&#8217; Kanuna bağlı olduğunu dile getirmektedir. 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte Alevilerin dergahları kapatılmış, inançlarını yaşama ve sürdürme imkanı kalmamıştır. Alevi inancını öğreten ve önderlik eden makamlar/kişiler yasaklanmıştır.</p>
<p>Dergah, türbe, zaviyeler gibi inanç ve merkezlerini kapatan dedelik, babalık, çelebilik, şeyhlik, seyitlik, müritlik gibi makamları ve unvanları yasaklayan &#8216;Tekke ve Zaviyeler Kanunu&#8217; bugün hala işlevselliğini sürdürdükçe, &#8216;cemevi/dergah&#8217;ların ibadethane sayılması, dedelik makamının tanınarak, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yer verilmesi ve istihdam edilmelerini beklemek hayalcilikten başka bir şey olmayacaktır.</p>
<p>&#8216;Dergah&#8217; kavramı Tekke ve Zaviyeler Kanunu tarafından yasaklı olduğu için günümüzde bu kavram yerine &#8216;Cemevi&#8217; ikame olarak kullanılmaktadır. Çünkü &#8216;Cemevi&#8217; ismi kanun açısından bir sıkıntı yaratmamaktadır. CHP, &#8216;Cemevi&#8217;nin ibadethane olarak tanınmasını savunurken, &#8216;Alevi&#8217; inancını öğreten ve önderlik eden &#8216;Dedelik&#8217; makamının tanınması hakkında hiç bir şey söylememesi de aynı politikanın bir devamıdır. Çünkü &#8216;Tekke ve Zaviyeler Kanunu&#8217;na muhalefet etmemek için &#8216;Dergah&#8217; yerine &#8216;Cemevi&#8217;ni ikame eden resmi anlayış henüz &#8216;Dedelik&#8217; yerine kullanılabilecek bir kavram ve isim bulamamıştır.</p>
<p>Dergah&#8217;lar gerçek anlamda &#8216;Alevilik inanç merkezleri&#8217;dir. Günümüzde, Aleviliği inanç anlamında yaşatan/öğreten ve simgesel önemi olan kurumlara bakıldığında, İnternet de arama yaptığınızda, Nevşehir de bulunan &#8216;Hacı Baktaşı Veli&#8217;, &#8216;Şahkulu Sultan&#8217;, &#8216;Karacaahmet Sultan&#8217; gibi Alevilik tarihinde önemli yeri olan bu kurumların hepsinin sonunda &#8216;Dergah&#8217; ismi vardır ve bugünde kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>İNANÇLARIN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİN KALDIRILMASI</strong></p>
<p>CHP din ve inanç özgürlüğünü savunacak ve hayata geçirecek ise bunları pankart yaptırarak parti binasına astırmaktan daha somut ve kalıcı politikalar üretmek ve hayata geçirmek zorundadır.</p>
<p>CHP din ve vicdan özgürlüğüne, statükocu pencereden değil, temel hak ve özgürlük penceresin den bakmak zorundadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsan Hakları Sözleşmelerinin önemi, bireyin haklarının güçlendirilmesi ve genişletilmesi yönünde bağlayıcı ve koruyucu tedbirler almasıdır. Türkiye&#8217;nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler de &#8216;Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması&#8217; hakkındaki kanun, &#8216;din ve vicdan özgürlüğü&#8217;, &#8216;ibadet/ibadethane&#8217; yapma açısından, uluslararası insan hakları hukuku ile çelişmektedir. CHP, &#8216;Alevi&#8217;lerin inançlarını yaşatma ve yaşama önündeki engellerin kaldırılması konusunda kararlı ve samimi ise bu konuda cesur adım atarak evrensel insan hakları hukuku ile örtüşen yeni bir Anayasa yapımına destek vermelidir. Özgürlükler herkes için savunulduğunda evrensel olurlar.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/chp-cemevi-konusunda-ne-kadar-samimi-21.10.2013-574782">Yeni Şafak Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-cemevi-konusunda-ne-kadar-samimi/">CHP &#8216;Cemevi&#8217; konusunda ne kadar samimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engelli bireyler karar süreçlerine de katılmalı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/engelli-bireyler-karar-sureclerine-de-katilmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/engelli-bireyler-karar-sureclerine-de-katilmali/</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bu yazı Yeni Şafak Gazetesi&#8216;nde yayınlanmıştır. Engelli insanların hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik politikaların oluşturulmasında, alınmasında ve uygulanmasındaki en büyük eksiklik, karar alıcı ve uygulayıcı konumda olan mekanizmaların içerisinde engelli bireylerin olmamasıdır. Ve bu mekanizmaların içerisinde bulunanların büyük çoğunluğunun önceliğinin &#8216;engelli bireyler&#8217; olmamasıdır. Toplumun engelliler ile ilgili önyargıları henüz yıkılmış değildir. Ne yazık ki önyargıların yıkılmasına [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/engelli-bireyler-karar-sureclerine-de-katilmali/">Engelli bireyler karar süreçlerine de katılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yazı <a href="http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/engelli-bireyler-karar-sureclerine-de-katilmali-01.04.2013-506331" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Yeni Şafak Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.</p>
<p>Engelli insanların hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik politikaların oluşturulmasında, alınmasında ve uygulanmasındaki en büyük eksiklik, karar alıcı ve uygulayıcı konumda olan mekanizmaların içerisinde engelli bireylerin olmamasıdır. Ve bu mekanizmaların içerisinde bulunanların büyük çoğunluğunun önceliğinin &#8216;engelli bireyler&#8217; olmamasıdır.</p>
<p>Toplumun engelliler ile ilgili önyargıları henüz yıkılmış değildir. Ne yazık ki önyargıların yıkılmasına yönelik çalışmalar henüz istendiği sonucu vermekten uzaktır. Engelli birey hala yardım edilmesi ve korunması gereken varlıklar olarak görülmektedir. Bu bakış da engelli bireyin haklarının güçlendirilmesi ve korunması önünde büyük bir engeldir. Diğer bir engel ise engellilere yönelik küçültücü bir dilin ne yazıkki hala işlevliğini sürdürmesidir. İnsan hakları temelli bir dil oluşturulamamıştır.</p>
<p><strong>KADERİNİ TAYİN HAKKI</strong></p>
<p>İnsan hakları kapsamında engelli bireyin güçlendirilmesi önemli bir tezdir. Engelli bireyin kendi bedeni ve kaderi üzerinde söz sahibi olması, engellilere yönelik oluşturulacak politikalarda ve karar süreçlerine etkin katılması, toplumun diğer kesimleri ile eşit ilişki kurmasını ve eşit yurttaş olmalarını sağlayacaktır.</p>
<p>Engelliler ile ilgili politikaların alınması ve uygulanması sistemin demokratik olduğu ve hak temelli işlediği anlamına gelmez. Eğer engelli bireyler çözüm ve karar alma süreçlerine engelsiz katılabiliyor ve politikaların oluşmasına etki edebiliyorlarsa işte ozaman katılımcı anlamda demokratik bir sistemden söz edebiliriz.</p>
<p>BM Engelli Hakları Sözleşmesi (EHS) başlangıç bölümü; &#8216;n) Kendi seçimlerini yapma özgürlüğü dahil olmak üzere engellilerin bireysel özerkliğinin ve bağımsızlığının önemini kabul ederek, (o) Engellilerin kendilerini doğrudan ilgilendiren ve diğer politika ve programların karar alma süreçlerine etkin olarak katılabilmeleri gerektiğini dikkate alarak&#8217; diyerek engelli bireylerin kara alma süreçlerine etkin katılımın vurgu yapmaktadır.</p>
<p>Yine 4. maddedeki Genel Yükümlülükler bölümünde; &#8216;3. Taraf Devletler, bu sözleşmeyi yürürlüğe koyacak yasaların ve politikaların gelişimi ve uygulanmasında ve engellilere ilişkin diğer karar alma süreçlerinde, engelli çocuklar dahil engellilere onları temsil eden örgütler aracılığıyla sık sık danışacaklar ve onları etkin bir şekilde sürece dahil edeceklerdir&#8217;. demektedir. Burdan anlaşılaçağı gibi, önemli olan tek başına engelliler ile ilgili politikaların oluşturulması değil, engelliler ve onların temsilcileri ile işbirliği içerisinde politikaların oluşturulmasıdır. Mevcut Sözleşmeler çercevesinde İnsan hakları alanında elde edilen kazanımlar itibariyle gelinen noktada; ben yaptım oldu &#8216;paternalist&#8217; anlayışın yerine, engellilerin &#8216;kaderini tayin&#8217; hakkı ön plana çıkarılmalıdır. Bu söylemin pratikte tam karşılığını bulduğunu söylemek ne yazık ki zordur.</p>
<p><strong>KATILIMIN ENGELLERİ</strong></p>
<p>Engelliler; siyasi partiler, yerel yönetimler, sendikalar, özel/kamu gibi. kurumlarda karar verme mekanizmaları içerisinde etkin/yetkin görevlerde bulunmaları oldukça sınırlı ve yok denecek kadar azdır. Ve bunun sonucunda da karar verme ve alma süreçlerinin dışında kalmaktadırlar. Karar verme süreçlerinde yer almak aynı zamanda karar üzerinde söz sahibi olmak demektir. Engelli bireylerin kendileri ile ilgili politikaların oluşturulması sürecinin dışında kalmaları kendi kaderlerini belirlemenin önündeki en büyük engellerden biridir.</p>
<p>Engelli bireyin önündeki engelin kaldırılması ve engellilerin karar alma süreçlerine etkin katılabilmeleri için engelli hareketinin misyonu önemli bir etkendir. Son yılları saymaz isek ne yazık ki engelli STK&#8217;ları hak temelli bir sivil toplum anlayışı yerine, engelli bireye yardım ve korumaya dayalı bir yol izlemiştir. Bu anlayış engelli bireyin kamusal alana çıkmasının önündeki engellerin kaldırılmasını değil, yapılacak yardımlarla (tekerlekli sandalye dağıtmak gibi) günlük hayatı önceleyen aktivitelere öncelik vermiştir. Böylece engelli bireyin özel alana hapsolmasını meşrulaştırmışlardır. Sokakların tekerlekli sandalyeye uygun olup olmadığı o günler için STK ların gündeminde olmamıştır. Zaten bir çok STK nın da yerel yönetimler ile çeşitli işbirlikleri içerisinde olmaları hak temelli bir engelli STK anlayışını engellemiştir.</p>
<p><strong>NE YAPMALI</strong></p>
<p>Son zamanlarda az da olsa hak temelli yaklaşım ön plana çıkmakta ve tekerlekli sandalye dağıtan STK anlayışı kısmi olarak da olsa yıkılmaktadır. Bunda özellikle BM Engelli Hakları Sözleşmesi&#8217;nin büyük bir itici gücü olmasının yanısıra engelli bireyin internet araçılığıyla dünyayı takip etmesi, eğitim alanında yapılan çalışmalar ile engelli bireylerin özellikle yüksek öğretim de yer alması ve buna bağlı olarak haklar konusunda bilgi sahibi olmaları, ekonomik bağımsızlık gibi. etkenler engelli bireyin mücadelesini hak temelli bir alana doğru yöneltmiştir.</p>
<p>Engelli STK&#8217;ları siyasi partilerde, parlamantoda, yerel yönetimlerde, sendikalarda, kamu ve özelde üst dizey yönetici pozisyonunda daha çok engelli bireyin görev ve yer alması için sivil baskı gücünü kullanmalıdır. Engelli bireyler böylece karar alma süreçlerine katılarak kendi kaderini belirleme noktasında söz sahibi olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/engelli-bireyler-karar-sureclerine-de-katilmali/">Engelli bireyler karar süreçlerine de katılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
