<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasan Kaya, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/hasankaya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Mar 2026 10:36:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
	<item>
		<title>İktidar, İlke ve Tutarlılık: Liberal Kimliğin Ölçütü</title>
		<link>https://hurfikirler.com/iktidar-ilke-ve-tutarlilik-liberal-kimligin-olcutu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 10:26:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208746</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giriş Liberal Düşünce Topluluğu’na yöneltilen eleştirilere katkı niteliğinde değerlendirmemdir. Bir düşünürün, aydının, sanatçının ya da kanaat önderinin savunduğu değerler; onun hangi iktidarın yanında konumlandığıyla değil, hangi ilkelere bağlı kaldığıyla değerlendirilmelidir. Özellikle liberal gelenek açısından belirleyici olan, bireyin kendisini “liberal” olarak tanımlaması değil; hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, sınırlı devlet, kuvvetler ayrılığı ve bireysel haklar gibi temel [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iktidar-ilke-ve-tutarlilik-liberal-kimligin-olcutu/">İktidar, İlke ve Tutarlılık: Liberal Kimliğin Ölçütü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Liberal Düşünce Topluluğu’na yöneltilen eleştirilere katkı niteliğinde değerlendirmemdir.</p>
<p>Bir düşünürün, aydının, sanatçının ya da kanaat önderinin savunduğu değerler; onun hangi iktidarın yanında konumlandığıyla değil, hangi ilkelere bağlı kaldığıyla değerlendirilmelidir. Özellikle liberal gelenek açısından belirleyici olan, bireyin kendisini “liberal” olarak tanımlaması değil; hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, sınırlı devlet, kuvvetler ayrılığı ve bireysel haklar gibi temel ilkeleri bulunduğu konumda ne ölçüde savunduğu ve hayata geçirmeye çalıştığıdır.</p>
<p>Bu makale, liberal kimliğin ölçütünün öznel beyan değil, ilkesel sadakat olduğunu savunmakta; liberal bir bireyin iktidar içinde ya da dışında hangi sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini normatif liberal teori bağlamında tartışmaktadır.</p>
<p><strong>Liberal Kimlik: Beyan mı, İlkesel Bağlılık mı?</strong></p>
<p>Klasik liberal düşüncenin kurucu isimlerinden John Locke, siyasal otoritenin meşruiyetini bireyin doğal haklarına saygı koşuluna bağlar. Locke’a göre devlet, yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarını koruduğu sürece meşrudur. Bu yaklaşım, liberal kimliğin özünü açıkça ortaya koyar: Devlete sadakat değil, haklara sadakat.</p>
<p>Benzer şekilde John Stuart Mill, <em>On Liberty</em>’de ifade özgürlüğünü yalnızca bireysel bir hak değil, toplumsal ilerlemenin epistemik koşulu olarak temellendirir. Mill’e göre çoğunluğun baskısı da en az devlet baskısı kadar tehlikelidir. Dolayısıyla liberal olmak, yalnızca otoriter devletlere karşı değil, popüler çoğunluk baskısına karşı da özgürlükçü bir duruş sergilemeyi gerektirir.</p>
<p>Bu bağlamda, bir kişinin kendisini liberal olarak tanımlaması yeterli değildir. Liberal kimlik, retorik değil; normatif tutarlılık meselesidir. Eğer bir kişi ifade özgürlüğünü yalnızca kendi görüşleri için savunuyor, muhalif görüşler söz konusu olduğunda sınırlamaları meşrulaştırıyorsa, bu tutum liberal değil araçsaldır.</p>
<p><strong>İktidar İçinde Liberal Olmak: Sadakat Kime?</strong></p>
<p>Liberal bir bireyin iktidarda görev alması başlı başına bir çelişki değildir. Nitekim anayasal liberalizm, devletin tamamen ortadan kaldırılmasını değil, sınırlandırılmasını savunur. Ancak burada temel soru şudur: Liberal bir aktör, bulunduğu makamda iktidarın ideolojik yönelimlerine mi sadık kalmalıdır, yoksa savunduğu evrensel ilkelere mi?</p>
<p>Friedrich Hayek, <em>The Constitution of Liberty</em>’de hukukun üstünlüğünü, keyfiliğe karşı temel güvence olarak tanımlar. Hayek’e göre hukuk; kişilere, gruplara ya da güncel siyasal amaçlara göre şekillenmemeli, genel ve soyut kurallar bütününe dayanmalıdır. Bu perspektiften bakıldığında, bir liberalin iktidar içinde üstlendiği görev, siyasal sadakati değil, kurumsal tarafsızlığı ve hukukî genelliği güçlendirmek olmalıdır.</p>
<p>Benzer biçimde Karl Popper, <em>The Open Society and Its Enemies</em>’te siyasal sistemlerin değerini “iyi yöneticiler üretme kapasitesiyle” değil, “kötü yöneticileri barışçıl biçimde görevden alabilme kapasitesiyle” ölçer. Poppercı anlamda liberal bir tutum, iktidarın kendi denetim mekanizmalarını zayıflatmasına sessiz kalmayı değil; eleştirel aklı kurumsallaştırmayı gerektirir.</p>
<p>Dolayısıyla liberal bir aktör için sadakat hiyerarşisi nettir:</p>
<ol>
<li>Önce evrensel hak ve özgürlük ilkeleri,</li>
<li>Sonra anayasal çerçeve ve hukukun üstünlüğü,</li>
<li>En son olarak siyasal aidiyetler.</li>
</ol>
<p>Bu sıralamanın tersine çevrilmesi, liberalizmin içinin boşaltılması anlamına gelir.</p>
<p><strong>Liberalizmin Asgari İlkeleri ve Tutarlılık Sorunu</strong></p>
<p>Çağdaş liberal teoride John Rawls, adaletin iki temel ilkesini ortaya koyar: Eşit temel özgürlükler ve adil fırsat eşitliği. Rawls’a göre temel özgürlükler, ekonomik ya da siyasal fayda gerekçesiyle askıya alınamaz. Bu yaklaşım, liberal tutarlılığın sınırlarını belirler: Eğer bir liberal, “daha yüksek bir amaç” adına ifade özgürlüğünü ya da hukuk güvenliğini askıya almayı meşru görüyorsa, Rawlsçu çerçevede liberal adalet anlayışından sapmaktadır.</p>
<p>Türkiye bağlamında liberal düşünceyi savunan isimlerden Atilla Yayla da liberalizmi, devletin sınırlandırılması ve bireysel hakların önceliği üzerinden tanımlar. Yayla’ya göre liberalizm, “devletin iyi niyetine” değil, kurumsal sınırlamalara dayanır. Bu nedenle liberal bir entelektüelin, iktidarın niyetlerine değil; uygulamalarının hak ve özgürlüklerle uyumuna odaklanması gerekir.</p>
<p>Burada kritik ölçüt şudur:</p>
<ul>
<li>Liberal olduğunu söyleyen kişi, ifade özgürlüğünü kendi ideolojik çevresi için mi savunuyor?</li>
<li>Hukukun üstünlüğünü yalnızca muhalefetteyken mi talep ediyor?</li>
<li>Devletin sınırlanmasını yalnızca “öteki” iktidar döneminde mi önemsiyor?</li>
</ul>
<p>Eğer ilkeler konjonktüre göre esnetiliyorsa, bu liberalizm değil; siyasal pragmatizmdir.</p>
<p><strong>İlkesel Eleştiri Kültürü ve Liberal Aydın Sorumluluğu</strong></p>
<p>Liberal gelenek, eleştiriyi ihanet olarak değil; kamusal aklın zorunlu unsuru olarak görür. Mill’in “yanlış fikirlerin bile bastırılmaması gerektiği” yönündeki argümanı, yalnızca epistemolojik değil, siyasal bir savdır: Hakikat, otoriteyle değil, tartışmayla güçlenir.</p>
<p>Bu nedenle liberal bir aydının temel sorumluluğu, bulunduğu mevki ne olursa olsun, güce karşı mesafesini korumaktır. Liberalizmin özü, iktidarın merkezine yakınlaşmak değil; iktidarı sınırlayan ilkelere sadık kalmaktır. Bir liberal, iktidar içinde görev alabilir; ancak liberalliği, iktidarın söylemine uyumuyla değil, iktidarın sınırlarını hatırlatma cesaretiyle ölçülür.</p>
<p><strong> Sonuç: Liberal Kimlik Bir Pozisyon Değil, Bir İlke Rejimidir</strong></p>
<p>Sonuç olarak liberal kimlik:</p>
<ul>
<li>Bir parti aidiyeti değildir.</li>
<li>Bir iktidar tercihi değildir.</li>
<li>Bir ideolojik etiket değildir.</li>
</ul>
<p>Liberal kimlik, hukukun üstünlüğünü, ifade özgürlüğünü, bireysel hakları ve sınırlı devleti hangi koşulda olursa olsun savunma iradesidir. İktidarda ya da muhalefette olmak, bu ilkelere bağlılığın ölçütü değildir; fakat o ilkelere sadakat, her pozisyonda sınanır.</p>
<p>Bir kişi kendisini liberal olarak tanımlayabilir; ancak onun liberalliği, ilkelere ne kadar bağlı kaldığı ve onları ne ölçüde kurumsallaştırmaya çalıştığıyla değerlendirilmelidir. Liberal teori açısından asıl soru şudur:</p>
<p>“Hangi iktidarın yanında durdun?” değil,<br />
“Bulunduğun yerde özgürlüğü ne kadar savundun?”</p>
<p>Bu ölçüt, liberal eleştirinin hem etik hem de siyasal temelini oluşturur hem de samimiyet göstergesidir. Liberal bir bakış açısı, kişileri değil; ilkeleri merkeze alır. Ve bu ilkesel tutarlılık, liberalizmin hem teorik hem pratik varlık koşuludur.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-toplulugunun-son-donemi-uzerine-bir-muzakere/">Liberal Düşünce Topluluğu’nun Son Dönemi Üzerine Bir Müzakere, Abdülkadir Pekel</a></p>
<div class="td_block_wrap tdb_title tdi_49 tdb-single-title td-pb-border-top td_block_template_1" data-td-block-uid="tdi_49">
<div class="tdb-block-inner td-fix-index">
<p class="tdb-title-text"><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-topluluguna-elestirel-bir-bakis-hakkinda/">Liberal Düşünce Topluluğu’na “Eleştirel bir Bakış” Hakkında,</a> <a class="tdb-author-name" href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-topluluguna-elestirel-bir-bakis-hakkinda/">Atilla Yayla</a></p>
</div>
</div>
<div class="td_block_wrap tdb_title tdi_49 tdb-single-title td-pb-border-top td_block_template_1" data-td-block-uid="tdi_49">
<div class="tdb-block-inner td-fix-index">
<p class="tdb-title-text"><a href="https://hurfikirler.com/34-yilinda-liberal-dusunce-toplulugu-son-doneme-elestirel-bir-bakis/">34. Yılında Liberal Düşünce Topluluğu: Son Döneme Eleştirel Bir Bakış, Abdülkadir Pekel</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ldtnin-son-donemi-tartismasina-dair-notlarim/">LDT’nin Son Dönemi Tartışmasına Dair Notlarım, Harun Kaban</a></p>
</div>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/nerede-duruyorsun-ya-da-hangi-ilkeye-dayaniyorsun-oguz-turan-yayla/">“Nerede duruyorsun?” ya da “Hangi ilkeye dayanıyorsun?” – Oğuz Turan Yayla</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iktidar-ilke-ve-tutarlilik-liberal-kimligin-olcutu/">İktidar, İlke ve Tutarlılık: Liberal Kimliğin Ölçütü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Poppercı ve Türk Liberal Perspektiflerle Eleştirel Analiz</title>
		<link>https://hurfikirler.com/popperci-ve-turk-liberal-perspektiflerle-elestirel-analiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 11:33:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208682</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özet Bu makale, gazetecilerin, akademisyenlerin ve genel olarak entelektüellerin siyasal iktidarla kurdukları yakın ilişkileri, liberal siyaset teorisi, özellikle Karl Popper’ın açık toplum anlayışı ve Türkiye’den Atilla Yayla gibi liberal düşünürlerin bakış açısı çerçevesinde eleştirel biçimde analiz etmektedir. Çalışma, entelektüel özerkliğin liberal demokrasinin kurucu unsurlarından biri olduğunu; iktidarla kurulan aşırı yakınlığın ise eleştirel kamusal aklı zayıflatarak açık [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/popperci-ve-turk-liberal-perspektiflerle-elestirel-analiz/">Poppercı ve Türk Liberal Perspektiflerle Eleştirel Analiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özet</p>
<p>Bu makale, gazetecilerin, akademisyenlerin ve genel olarak entelektüellerin siyasal iktidarla kurdukları yakın ilişkileri, liberal siyaset teorisi, özellikle Karl Popper’ın açık toplum anlayışı ve Türkiye’den Atilla Yayla gibi liberal düşünürlerin bakış açısı çerçevesinde eleştirel biçimde analiz etmektedir. Çalışma, entelektüel özerkliğin liberal demokrasinin kurucu unsurlarından biri olduğunu; iktidarla kurulan aşırı yakınlığın ise eleştirel kamusal aklı zayıflatarak açık toplumun kurumsal ve epistemik temellerini aşındırdığını savunmaktadır. Analiz, Popper’ın yanlışlanabilirlik ilkesi ile siyasal eleştiri arasındaki paralellik üzerinden normatif bir çerçeve geliştirmekte ve Türk liberal düşüncesiyle örtüşen bir perspektif sunmaktadır.</p>
<p>Anahtar Kelimeler: entelektüel özerklik, liberalizm, açık toplum, Popper, Atilla Yayla, eleştirel mesafe</p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Modern liberal demokrasilerde entelektüeller, yalnızca bilgi üreticileri değil, aynı zamanda kamusal aklın taşıyıcılarıdır. Gazeteciler, yazarlar ve akademisyenler, iktidarın uygulamalarını görünür kılan, politik kararları eleştirel süzgeçten geçiren ve kamusal tartışmayı besleyen aktörler olarak demokratik sistemin epistemik altyapısını oluştururlar. Bu nedenle entelektüel özerklik, yalnızca mesleki bir norm değil; siyasal düzenin işleyişine dair kurucu bir ilkedir (Popper, 2018, s. 45).</p>
<p>Ancak entelektüellerin siyasal iktidarla kurdukları yakın ilişkiler, liberal teori açısından normatif sorunlar yaratır. Bu yakınlık, her zaman baskı veya çıkar ilişkisiyle açıklanamaz; ideolojik özdeşleşme, tarihsel misyon duygusu veya düzen kurucu bir projeye katılma arzusu da belirleyici olabilir. Hangi saikle ortaya çıkarsa çıksın, eleştirel mesafenin aşınması, liberal demokrasinin temel varsayımlarını tartışmaya açar (Popper, 2018, s. 112).</p>
<p>Bu makalenin amacı, söz konusu sorunu Poppercı açık toplum kuramı ve Türk liberal düşünce perspektifi temelinde ele alarak, entelektüel-iktidar yakınlığının epistemik ve kurumsal sonuçlarını tartışmak ve tartıştırmaktır.</p>
<p><strong>Liberal Düşüncede Eleştiri ve Özerklik</strong></p>
<p>Liberal siyaset teorisi, devlet gücünün sınırlandırılması ve bireysel özgürlüklerin korunması üzerine kuruludur. Bu çerçevede basın ve akademik özgürlük, yalnızca bireysel haklar değil; siyasal sistemin kendi kendini düzeltme kapasitesinin ön koşullarıdır (Popper, 2024, s. 23). Liberal gelenek, hakikatin merkezi bir otorite tarafından belirlenmesine değil, çoğulcu ve eleştirel bir kamusal tartışma sürecine dayanır.</p>
<p>Popper, bilginin doğrulanarak değil, eleştiri ve çürütme yoluyla ilerlediğini savunur:</p>
<p>“Bilgi, doğrulanmak yerine sürekli yanlışlanabilirlik yoluyla gelişir” (Popper, 2018, s. 78).</p>
<p>Bu epistemolojik yaklaşım, siyasal düzleme taşındığında, hiçbir iktidarın mutlak hakikat iddiasında bulunamayacağını ve her siyasal projenin eleştiriye açık olması gerektiğini gösterir.</p>
<p>Popper’ın Açık Toplum ve Düşmanları adlı eserinde geliştirdiği açık toplum kavramı, tam da bu eleştirel ilkeye dayanır:</p>
<p>“Açık toplum, eleştiriye ve değişime açık bir düzeni ifade eder; dogmatik hakikat iddiaları reddedilir ve iktidar sorgulanabilir” (Popper, 2018, s. 210).</p>
<p>Bu modelde entelektüelin işlevi, iktidarı meşrulaştırmak değil; onu sürekli eleştirel denetime tabi tutmaktır.</p>
<p><strong>Entelektüel-İktidar Yakınlığı: Epistemik ve Siyasal Sonuçlar</strong></p>
<p>Epistemik düzeyde, eleştirinin yerini rasyonelleştirmenin alması sorun yaratır. Eğer bilgi üreticileri iktidarın söylemini yeniden üretmeye başlarsa, kamusal tartışma çoğulculuğunu kaybeder:</p>
<p>“Bilgi iktidara hizmet eder hâle geldiğinde, toplum eleştirel tartışma kapasitesini yitirir” (Popper, 2024, s. 137).</p>
<p>Hakikat, eleştirel sınamadan geçmek yerine otoriteye yakınlık üzerinden meşruiyet kazanır. Popper, tarihselcilik eleştirisi bağlamında bu durumu totaliter eğilimlerin teorik zemini olarak görür (Popper, 2018, s. 320).</p>
<p>Kurumsal düzeyde, entelektüel yakınlık, hesap verebilirlik mekanizmalarını zayıflatır. Liberal demokraside medya ve akademi, yatay denetim mekanizmalarının parçasıdır. Bu aktörlerin iktidarla simbiyotik ilişki kurması, denetim işlevinin içten çökmesine neden olur (Popper, 2024, s. 201).</p>
<p><strong>Türk Liberal Düşüncesinden Perspektif: Atilla Yayla</strong></p>
<p>Türkiye’de liberal düşüncenin entelektüel tarihine bakıldığında, Atilla Yayla, entelektüel özerklik ve eleştirel mesafe tartışmasını yerel bağlama taşır. Yayla, liberalizmi yalnızca ekonomik serbestlik olarak görmez; birey haklarının korunması, sivil toplumun güçlendirilmesi ve devletin sınırlandırılması gibi kurumsal ve epistemik özgürlük alanlarını vurgular (Yayla, 2011, s. 195).</p>
<p>Bu yaklaşım, Poppercı açık toplum anlayışıyla örtüşür: Eleştiri, iktidar ilişkilerinin meşruiyet üretme mekanizması değil, onun sınanması ve düzeltilebilirliğinin teminatıdır. Yayla, entelektüelin ideolojik çizgisi ne olursa olsun, devlet ve toplum ilişkilerinde eleştirel mesafeyi koruması gerektiğini vurgular (Yayla, t.y., s. 47).</p>
<p><strong>Birleştirici Noktalar:</strong></p>
<p>Eleştirel mesafe: Popper ve Yayla açısından entelektüellerin iktidarla kurdukları mesafe, demokratik normların korunmasının ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p>Devletin sınırlandırılması: Yayla, devlet gücünün sınırlandırılmasını demokratik etkinliklerin sağlıklı işlemesi için gerekli görür; bu, Popper’ın açık toplum modelindeki kurumsal açıklık ve hesap verebilirlik ile doğrudan bağlantılıdır.</p>
<p>Sivil toplum ve çoğulculuk: Yayla’nın yazılarında liberal düşüncenin sivil toplumla ilişkisi, entelektüel-iktidar eğitiminde çoğulculuğu ve fikir rekabetini öncelikli kılar.</p>
<p><strong>Açık Toplum ve Eleştirel Mesafe</strong></p>
<p>Popper’a göre siyasal felsefede temel soru “en iyi yöneticiler kimlerdir?” değil;</p>
<p>“Açık toplum, iktidarı sürekli eleştiriye tabi tutarak, hatalı yönetimlerden barışçıl yollarla kurtulmayı sağlar” (Popper, 2018, s. 406).</p>
<p>Eleştiri, istikrarsızlık değil; kurumsal öğrenmenin aracıdır:</p>
<p>“Sadakat yerine eleştiri, toplumun uyum ve adaptasyon kapasitesini güçlendirir” (Popper, 2024, s. 245).</p>
<p>Bu bakış, Yayla’nın Türkiye liberal düşüncesindeki entelektüel özerklik ve devlet-sivil toplum ilişkisi ile doğrudan örtüşür.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Bu çalışma, entelektüellerin siyasal iktidarla kurdukları yakın ilişkilerin, hem Popper’ın açık toplum anlayışı hem de Türk liberal düşüncesi (Atilla Yayla) bağlamında ciddi normatif ve epistemik riskler taşıdığını göstermiştir. Entelektüel özerklik, demokratik düzenin lüksü değil; kurucu unsurudur. Eleştirel mesafenin kaybı, sadece mesleki bir etik sorunu değil; açık toplumun aşınması anlamına gelir.</p>
<p>Kaynakça</p>
<p>Popper, K. (2018). Açık toplum ve düşmanları (H. Rızatepe &amp; M. Tunçay, Çev.). Liberte Yayınları.</p>
<p>Popper, K. (2024). Açık toplum ve düşmanları (H. Rızatepe &amp; M. Tunçay, Çev.). Liberte Yayınları.</p>
<p>Yayla, A. (2011). Türkiye’nin liberal geleceği. Liberal Düşünce Dergisi(63), 191–206.</p>
<p>Yayla, A. (t.y.). Liberalizm. Liberte Yayınları.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/popperci-ve-turk-liberal-perspektiflerle-elestirel-analiz/">Poppercı ve Türk Liberal Perspektiflerle Eleştirel Analiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgür Toplum Kurmak Mümkün müdür?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ozgur-toplum-kurmak-mumkun-mudur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 May 2024 14:27:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207603</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özgür toplumun temeli kendiliğinden doğan özgür yaşamdır. Buna bağlı olarak kazanılan temel insan hakları başta olmak üzere, hukuk, hürriyet ve mülkiyettir. Mülkiyet sahibi olmak veya mülkiyet özgürlüğünü savunmak kötüymüş gibi gösterilmektedir. Adam Smith “Her kişinin emeği üzerindeki mülkiyeti, tüm diğer mülkiyetlerin asıl temeli olduğu gibi, bunların en kutsal ve dokunulmaz olanıdır” demektedir. Bu görüşe ek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ozgur-toplum-kurmak-mumkun-mudur/">Özgür Toplum Kurmak Mümkün müdür?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özgür toplumun temeli kendiliğinden doğan özgür yaşamdır. Buna bağlı olarak kazanılan temel insan hakları başta olmak üzere, hukuk, hürriyet ve mülkiyettir. Mülkiyet sahibi olmak veya mülkiyet özgürlüğünü savunmak kötüymüş gibi gösterilmektedir. Adam Smith “Her kişinin emeği üzerindeki mülkiyeti, tüm diğer mülkiyetlerin asıl temeli olduğu gibi, bunların en kutsal ve dokunulmaz olanıdır” demektedir. Bu görüşe ek olarak haddimi de belki aşarak;  en büyük ve vazgeçilmez-devredilemez mülkiyetlerden biri de,  bireyin kendi bedeni ve bedeni üzerindeki mülkiyetidir diyebiliriz. Ve bunu da J. S. Mill’in “Birey kendisi üzerinde, kendi vücudu ve beyni üzerinde bizzat kendi başına buyruktur” vurgusuyla da güçlendirebiliriz. Otoriter/totaliter ideolojiler bireyin kendi bedeni üzerinde söz sahibi olmalarını, kendi kaderlerini belirleme iradelerini göstermelerini ve haklar ile donatılmalarını istemezler. Çünkü o zaman kendilerine itaat ve biat edecek kimseyi bulamazlar.</p>
<p>Otoriter/totaliter görüş savunucuları, özgürlük fikirlerini; burjuvazi, mülk sahipleri gibi sınıfların ideolojisi olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Bu bakış açısı hem doğru değil hem de art niyetli bir bakıştır. Bunu böyle gören anlayışın özgürlük fikirleri ve özgür toplum hakkında cahillikleri ve iyi olmayan niyetleri ortaya çıkmaktadır. Özgürlük düşünürlerinin öncelediği kendiliğinden doğan tabiî hayat ve hukuk çerçevesinde vazgeçilmez, devredilmez ve sınırlanamaz haklara sahip olan özgür bireydir. Bu durumda olsa olsa özgürlük düşüncesi;  rızaya/gönüllü birlikteliğe dayalı, metanın, sermayenin ve bedenlerin özgür dolaşımını savunan ve özgür bireylerin oluşturduğu barış içerisinde bir arada yaşama rızası gösteren insanların ideolojisidir diyebiliriz.</p>
<p>Özgürlük filozof ve yazarları eserlerinin hiçbirinde ve hiçbir yerinde, kolektivist-otoriter-totaliter ideolojilerin kutsadığı gibi zora dayalı iktidarın ele geçirilmesi ve bir sınıfın diktatörlüğüne dayanan, özgürlükleri ortadan kaldıran ve bireyi köleleştiren bir sistemi savunmazlar. Özgür toplum savunucuları; fikirleriyle, bu tür sistemler ile sonuna kadar mücadele ederler. Özgürlük filozofları iktidarın ve devleti zora dayalı bir yöntemle ele geçirme gibi bir tezleri olmamıştır, olamaz da. Tam tersine devletin; iç-dış güvenlik, hukuk-adalet gibi hizmetlerin dışında sınırlandırılmasını bıkmadan dile getirmekte ve yazmaktadırlar. Devletin görevi bireyin temel hak ve özgürlüklerini korumak olmalıdır. Özgürlük savunucuları bireyi devlet ve toplumun tahakküm ve baskılarına karşı güçlendirmeye çalıştığı gibi, aynı zamanda bireyi bireyin tahakkümüne karşı korumak ve bireyi bireyin karşısında da güçlendirilmesini kesintisiz bir şekilde savunmaktadırlar.</p>
<p>İnsan hakları, temel hak ve özgürlükler, düşünce-ifade özgürlüğü, eşitlik, adalet, hukukun üstünlüğü, hürriyet, birey olmak gibi kavramlar ve bunlara yapılan vurgular liberal düşüncenin kendisidir. Prof. Dr. Atilla Yayla “Özgürlük ve ondan türeyen diğer haklar, temel insan hakları hep liberal düşünürlerin işleyip geliştirdiği fikir ve uygulamalardır” diyerek bunun altını çizmektedir. Son zamanlarda kendilerini liberal olarak görmeyen otoriter/totaliter anlayışta dahi olanların dillerinde yukarda saydığımız kavramları duyarsınız. Otoriter/totaliter zihinlerden özgürlük fikirlerini duymak elbette güzeldir. Kendilerine itiraf etmeseler de, konuşma ve yazdıklarında temel hak ve özgürlüklere yapılan her vurgu ve alıntı liberal fikirlere yapılan referanstır. İşte “liberal düşünce”nin gücü ve evrenselliği de burada ortaya çıkmaktadır.  Karşıtları da kendilerini tarif etmek ve anlatmak için liberal düşünceye sıkı sıkıya sarılmak zorunda kalırlar. Liberal düşünce her görüşün kendini özgürce ifade etme hakkını savunur. Mill, bu konuda “Bir düşüncenin susturulması insan ırkına karşı, başka bir deyişle  yaşayan nesle olduğu gibi gelecek nesillere karşı da bir haydutluktur” der. Liberal düşünce bütün fikirlerin özgür bir şekilde savunulmasını sonuna kadar tereddütsüz savunur.</p>
<p>Niteliği ne olursa olsun devletin bireysel hakları ortadan kaldırıcı müdahalesi kabul edilemez. Tam tersine hakları koruması ve saygı göstermesi gereklidir.  Bireyin güçlendirilmesi, mülkiyet özgürlüğü, gönüllü birlikte yaşam, malların, sermayenin ve bedenlerin özgür dolaşım hakkı ve hukukun üstünlüğü demokratik özgür toplumunun temelidir. Ve böyle bir toplum ancak haklar ile donatılmış, hakları güvence altına alınmış, kendi bedeni üzerinde söz sahibi olan, onuruna saygı duyulan özgür bireyler tarafından oluşturulabilir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ozgur-toplum-kurmak-mumkun-mudur/">Özgür Toplum Kurmak Mümkün müdür?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Orta Siyaset Tuzağı&#8221; Kıskacında CHP</title>
		<link>https://hurfikirler.com/orta-siyaset-tuzagi-kiskacinda-chp/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jun 2023 07:41:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206804</guid>

					<description><![CDATA[<p>14 – 28 Mayıs 2023 Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri her ne kadar bazı çevrelerce farklı gösterilmeye çalışılsa da malumun ilanı olarak AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın üstünlüğü ile sonuçlanmıştır. Her seçim sonunda olduğu gibi bu seçim sonucunda da gözler kazanan değil kaybeden taraf olan CHP ve Sayın Kılıçdaroğlu üzerindeydi. Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP 31 Mart [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/orta-siyaset-tuzagi-kiskacinda-chp/">&#8220;Orta Siyaset Tuzağı&#8221; Kıskacında CHP</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>14 – 28 Mayıs 2023 Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri her ne kadar bazı çevrelerce farklı gösterilmeye çalışılsa da malumun ilanı olarak AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın üstünlüğü ile sonuçlanmıştır. Her seçim sonunda olduğu gibi bu seçim sonucunda da gözler kazanan değil kaybeden taraf olan CHP ve Sayın Kılıçdaroğlu üzerindeydi.</p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP 31 Mart 2019 yerel seçimleri dışında hemen hemen girdiği her seçimde istenen başarıyı gösterememiş ve halkın umudu olma fırsatını her defasında heba etmiştir.</p>
<p><strong>Orta Siyaset Tuzağında CHP </strong></p>
<p>Ekonomide sıkça kullanılan bir kavram olan “Orta Gelir Tuzağı” kavramını ekonomi biliminden ve ekonomistlerden ödünç alarak siyasete “Orta Siyaset Tuzağı” olarak uyarlamak isterim. Bu kavramı ilk kez en azından bildiğim kadarıyla tarafımdan kullanıldığını ve siyaset bilimine katkı olması bakımından burada paylaşarak siyaset bilim insanlarının tartışmasına açmak isterim.<br />
Öncelikle “Orta Gelir Tuzağı”na bir bakmak gerekmektedir. Orta gelir tuzağı kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamada kalması ve artmaması anlamına gelmektedir. Belirli bir noktadan sonra bir ekonomide kişi başına gelirin arttırılabilmesi için o ekonominin içinde bulunduğu sisteme uygun yeni yöntemler bulması gerekmektedir.</p>
<p>Buradan hareketle “Orta Siyaset Tuzağı”nı şu şekilde tarif etmek mümkündür: Orta siyaset tuzağını bir partinin belli bir oy oranında kalması ve onu aşamaması olarak formüle edebiliriz.</p>
<p>Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP 2011 yılından bu yana girdiği seçimlerde ortalama olarak % 22-25 bandına sıkışmıştır. Farklı kesimlere yönelik açılma çabaları, farklı ideoloji ve tabandaki partiler ile kurulan ittifak denemeleri sonucunda da %25 bandının üzerine çıkamamıştır.</p>
<p><strong>CHP “Orta Siyaset Tuzağı”ndan Nasıl Kurtulur </strong></p>
<p>Orta siyaset tuzağından kurtulmak için günümüze uygun, çağı yakalayan ve anlayan bir siyaset yapma biçimine ve diline ihtiyaç bulunmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir süredir yürütmüş olduğu “helalleşme” siyaseti tek başına orta siyaset tuzağı sarmalından kurtularak oylarını artırmasına yeterli değildir. Bu söylemlerin yanı sıra siyaset yapış biçimi ve politikalarında da ciddi yapısal değişime gitmek zorundadır<strong>. </strong></p>
<p>CHP’nin en büyük yanılgılarından biri Türkiye’yi ve dünyayı 1923’ün siyaset birikimi üzerinden okumaya çalışmasıdır. 1923’den günümüze çok şey değişti. Bugün içinde yaşadığımız dünya 1923’lü yılların dünyasından çok farklıdır. 1923’lü yıllarda ülke savaştan yeni çıkmış, içe kapalı ekonomi, siyaset ve toplum modelinde kalmıştır. Bugün, küreselleşen dünya ile entegre olan, birçok ülkeyle ithalat-ihracat yapan, uzaya kendi yaptığı uyduyu fırlatabilen, savunma sanayii gibi birçok alanda büyük hamleler yapmış bir ülke durumuna gelinmiştir.</p>
<p>CHP’de bir paradigma değişimine ihtiyaç vardır. CHP helalleşme politikasını bir adım daha ileri götürerek helalleşmeye konu olan tüm olguları parti politikalarına da yansıtmalıdır. Kendisiyle ve geçmişiyle yüzleşmeli ve hesaplaşmalıdır. Her seçim kaybı sonrası kendi dışındaki herkeste ve her şeyde kabahat arayan anlayıştan vazgeçmeli, kaybettiğini kabul etmelidir. Kaybettiğini kabul etmeyen bir anlayışın hatalarını bulup düzeltmesi beklenemez.</p>
<p>Rejim korkusu üzerinden oy devşirmek artık iflas etmiştir. ‘Yeni CHP’ yeni politikalar üretmelidir. ‘Yeni CHP’ iktidar olmak istiyorsa, kuruluşundan bu yana tabulaştırdığı ideolojik paradigmasından/prangalarından kurtulmalıdır. İçselleştirdiği ilkelerini yeniden gözden geçirmeli ve çağın gerektirdiği siyasî söylemler ile tutarlı hale getirmelidir hatta değiştirmelidir.</p>
<p>‘Yeni CHP’, ‘eski CHP’nin olumsuz yanlarıyla yüzleşmeli ve hesaplaşmalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin önemsendiği, bireyin ön plana çıktığı, insan onuruna saygının güçlendirildiği, farklılıkların zenginlik olarak kabul edildiği, bedenlerin, sermayenin ve düşüncenin özgürce dolaşacağı, inançlara saygılı, insan haklarına dayalı, açık ve demokratik toplumdan yana, kimseyi dışlamayan kapsayıcı ve özgürlükçü bir siyaset yapma biçimiyle halkın güvenini kazanarak, oylarını artırarak “orta siyaset tuzağı” sarmalından kurtulabilir.</p>
<p>Demokratikleşmeden yana, halka inanan, demokrasi dışı yöntemlere yönelmeyen siyaset anlayışı solda ve siyasette bir rüzgâr yaratabilir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/orta-siyaset-tuzagi-kiskacinda-chp/">&#8220;Orta Siyaset Tuzağı&#8221; Kıskacında CHP</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP Dershaneler Tartışmasında Ne Kadar Samimi ?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/chp-dershaneler-tartismasinda-ne-kadar-samimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2015 09:54:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/chp-dershaneler-tartismasinda-ne-kadar-samimi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>CHP Dershanelerin Kapatılma(ma)sı Konusunda Ne Kadar Samimi ? Türkiye son zamanlarda Ak Parti&#8217;nin Diyarbakır buluşmasına kitlenmiş bir yandan da &#8220;öğrenci evleri&#8221;, &#8220;dershaneler&#8221; gibi, güncel iç siyasi tartışmaların içerisine girmiştir. Dershaneler üzerinden yürüyen tartışma, yerel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte daha da şiddetlenecek gibi gözükmektedir. Konu ile ilgili siyasi partiler, STK&#8217;lar, eğitim temsilcileri gibi, farklı kesimlerden alehte ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-dershaneler-tartismasinda-ne-kadar-samimi/">CHP Dershaneler Tartışmasında Ne Kadar Samimi ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>CHP Dershanelerin Kapatılma(ma)sı Konusunda Ne Kadar Samimi ?</strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye son zamanlarda Ak Parti&rsquo;nin Diyarbakır buluşmasına kitlenmiş bir yandan da &ldquo;öğrenci evleri&rdquo;, &ldquo;dershaneler&rdquo; gibi, güncel iç siyasi tartışmaların içerisine girmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Dershaneler üzerinden yürüyen tartışma, yerel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte daha da şiddetlenecek gibi gözükmektedir. Konu ile ilgili siyasi partiler, STK&rsquo;lar, eğitim temsilcileri gibi, farklı kesimlerden alehte ve lehte açıklamalar gelmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Dershanelerin kapatılıp/kapatılmaması; sosyolojik, ekonomik, eğitimsel anlamda değerlendirilip artıları, eksileri ile birlikte dershaneleri meydana getiren koşulların incelenmesi ve bunun sonucunda da devletin müdahalesi yerine; eğitim sisteminin arz ve talep yaratan dengesi içerisinde değerlendirierek,&ldquo;pazar&rdquo;ın kendi iç işleyişine bırakılması gibi bir çok yöntem önerilebilir. &nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>CHP ve Dershaneler</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu tartışmada, CHP&rsquo;nin durumu ve aldığı tavır yazımızın içeriğini oluşturacak. Tartışmanın daha ilk başında, CHP&rsquo;nin yetkili ve etkili isimlerinden art arda keskin ve sert itirazlar geldi. &nbsp;CHP&rsquo;nin bu konudaki samimiyetini test etme bakımından bunları kısaca&nbsp; hatırlamada fayda olduğu kanısındayım. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Sezgin Tanrıkulu &ldquo;Dershaneler, milli eğitim sisteminin önemli parçasıdır. Önemli bir hizmet sunuyor. Dershanelerin eğitimde eşitsizliğin giderilmesinde büyük katkısı olduğu muhakkak&rdquo; diyerek dershanelerin eğitimde eşitsizliğin önlenmesinde önemli bir rol oynadığına vurgu yapmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal">CHP İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın ise &ldquo;Dershaneler, Türkiye&rsquo;nin bir gerçeğidir. Bu gerçeği görmezden gelemezsiniz. Eğitim sisteminde dershanelere gerek duyulmadığı takdirde konu tartışılır. O başka ama şu eğitim sisteminde dershaneler bir gerçektir. Herkesin parası pulu yoktur. Zannediliyor ki; dershaneye gitmek için para gerekiyor, parası olmayan dershaneye gidemez. Aksine dershaneyi kaldırırsanız parası olanlar özel hoca tutacak. Onlar gidecek özel hocadan aldığı derslerle üniversiteye girecek. Ama orta ve alt gelir grubundan insanlar dershaneye gidemediği için bir üniversiteye giremeyecek&rdquo; demektedir. Sayın Ayaydın dershaneye parası olanın değil tam tersine parası olmayanın gittiğini eğer kapatılırsa orta ve alt gelir grubundaki ailelerin çocuklarının üniversiteye gidemeyeceklerini savunmaktadır. Muharrem İnce, Siirt&rsquo;te ve İzmir&rsquo;de verilen eğitimin aynı olduğunu ve ancak okullar arası öğretim kalitesinin aynı olmadığını ifade ederek dershanelerin kapatılmasının öğretim seviyesini daha da aşağıya çekeceğini belirtmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">Son olarak da CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu parti gurup toplantısında yapmış olduğu konuşmada &ldquo;sen kimsin dershaneleri kapatıyorsun&rdquo; diye Başbakan&rsquo;a seslenerek &ldquo;Oturmuş karar vermiş beyefendi, kapanacak! Kimsin sen? Kimsin sen de kapatıyorsun. Sen kendini kral sanabilirsin, ama değilsin. Önce oturup düşüneceksin, neden bu dershaneler var. 4 binin üstünde dershane var. 50 bin öğretmen, diğer çalışanlarla beraber 100 bin kişi. Sen kapatacağım diyorsun, kimsin sen? Nereden alıyorsun bu yetkiyi?&rdquo;, diyerek sözlerine devam etmiştir.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>CHP&rsquo;nin Samimiyeti</strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yukarda CHP&rsquo;li yetkililerin söylediklerinden yola çıkarsak, CHP, dershanelerin eşitsizliği ortadan kaldırdığını, parası olmayan yoksul insanların çocuklarının eğitim alma hakkına katkı sunduğunu, öğretim seviyesini artırdığı gibi varsayımlara dayanarak dershanelerin kapatılmasının ülkeye ihanet etme noktasına taşıdığı sonucu çıkmaktadır. Yukarda yazılanlar tek başına değerlendirildiğinde CHP&rsquo;nin halkın yanında olduğu, yoksul insanların eğitim hakkını savunduğu, dershanelerin gerekli olduğuna inandığı gibi bir sonuç ile karşı karşıya kalabiliriz.</span></p>
<p class="MsoNormal">Bu söylem ve algı tamamen yanlıştır. CHP&rsquo;nin söylediklerine bir bütün içerisinde bakmak ve öyle değerlendirmek gerekmektedir. Aşağıdaki ifadeler CHP&rsquo;nin 2011 yılında Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu tarafından hazırlanan &ldquo;Eğitim, Eşit Fırsat&nbsp; Yaşam Boyu Öğrenme&rdquo; raporundan alınmıştır. &ldquo;Sınavların Ortaya Çıkardığı Sorunların Boyutları&rdquo; alt başlık altında şu ifadeler yer almaktadır, &ldquo;<strong>Dershane sektörünün büyümesi ve ailelerin mali yükündeki artışlar: </strong>Yükseköğretime geçişteki rekabetin giderek artması, dershane sektörünün ve ailelerin üstlendiği maliyetlerin de artması sonucunu doğurmuştur. Günümüzde, dershane sayısı 4 bini, hazırlık kurslarına devam eden öğrenci sayısı da bir milyonu aşmış bulunmaktadır. Dershanelere yapılan harcamaların, yani sınav ekonomisinin boyutları Türkiye&rsquo;nin eğitim yatırımlarıyla karşılaştırılır duruma gelmiş ve ailelerin toplam gelirleri içinde önemli miktarlara ulaşmıştır. Bu durum aynı zamanda, dershanelerden yararlanan ve yararlanamayan çocuklar gibi bir eşitsizliği de beraberinde getirmiştir&rdquo;. (Rapora CHP&rsquo;nin resmi wep sitesinden <a href="http://www.chp.org.tr/wp-content/uploads/egitimraporu.pdf">http://www.chp.org.tr/wp-content/uploads/egitimraporu.pdf</a> linkinden ulaşabilirsiniz.)</p>
<p class="MsoNormal">Rapor&rsquo;da, dershanelerin ailelerin harcamaları üzerinde önemli bir yük getirdiğini, ayrıca dershanelerin eşitliği değil tam tersine eşitsizliğe yol açtığı savunulmaktadır. Raporun 6. kısmında &ldquo;Türkiye İçin Yeni Bir Eğitim Anlayışı&rdquo; başlığı altında dershaneler ile ilgili &ldquo;Dershanelerin öğrenci başarısına önemli katkı getirmediği çeşitli araştırmalarla doğrulanmıştır. Bu nedenle ülkemizde dershane gerçeğine ciddi bir çözüm getirmek ve dershaneleri eğitimin gündeminden çıkarmak gerekmektedir. ÖSYS&rsquo;de yapılacak çok yönlü iyileştirmeler ve yükseköğretim kapasitelerinin genişlemesiyle birlikte, yükseköğretime geçiş sürecinde öğrenciler, aileler, öğretmenler ve okul yöneticileri üzerindeki aşırı kaygı ve baskılardan kaynaklanan dershanelere yönelim azalacak, böylece daha güvenilir bir seçme süreci ve daha iyi işleyen bir ortaöğretim sistemi oluşacaktır&rdquo; denmektedir. Rapor&rsquo;a göre dershanelerin öğrenci başarısına önemli bir katkı getirmediği savunulmaktadır. Rapor şu şekilde devam etmektedir, &ldquo;Diğer yandan dershanelerin öğretmenler için önemli bir istihdam alanı oluşturduğu bir gerçektir. Okul, eğitimin merkezi haline getirilirken, dershanelerde var olan öğrenim birikim ve deneyiminin en yararlı biçimde israf edilmeksizin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Dershanelerin özel okul statüsüne geçirilmesi ya da meslek okul ve kurslarına dönüştürülerek üniversiteye devam edemeyen gençler için ciddi bir seçenek oluşturması amacıyla gerekli çalışmaların yapılması&#8230;&rdquo;</p>
<p class="MsoNormal">Raporda, rugün kapatılmasına karşı çıktığı dershanelerin, 2011 yılında hazırlanan rapora göre &nbsp;gereksiz ve verimsiz olduğunu söyleyerek kapatılması gerektiğini savunmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">CHP&rsquo;nin, söylediklerini mi ciddiye alacağız, yoksa raporu mu?. Bundan şöyle bir sonuç da çıkarabiliriz, CHP&rsquo;liler&nbsp; hazırladıkları raporları okumuyorlar ya da hazırladıkları raporlara kendileri de inanmıyorlar. Şimdi sormak gerekir, CHP&rsquo;nin&nbsp; Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu başta olmak üzere diğer yetkilileri dershanelerin kapatılma(ma)sı konusunda ne kadar samimi?.&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-dershaneler-tartismasinda-ne-kadar-samimi/">CHP Dershaneler Tartışmasında Ne Kadar Samimi ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP &#8216;Cemevi&#8217; konusunda ne kadar samimi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/chp-cemevi-konusunda-ne-kadar-samimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/chp-cemevi-konusunda-ne-kadar-samimi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>CHP &#8216;Cemevi&#8217;ni ibadethane saymamak gibi insanlık dışı anlayışın ortadan kaldırılmasını savunurken diğer yandan da uluslararası insan hakları hukuku ile çelişen &#8216;677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair&#8217; Kanun&#8217;a bağlı olduğunu dile getirmektedir. 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte Alevilerin dergahları kapatılmış, inançlarını yaşama ve sürdürme [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-cemevi-konusunda-ne-kadar-samimi/">CHP &#8216;Cemevi&#8217; konusunda ne kadar samimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>CHP &#8216;Cemevi&#8217;ni ibadethane saymamak gibi insanlık dışı anlayışın ortadan kaldırılmasını savunurken diğer yandan da uluslararası insan hakları hukuku ile çelişen &#8216;677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair&#8217; Kanun&#8217;a bağlı olduğunu dile getirmektedir. 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte Alevilerin dergahları kapatılmış, inançlarını yaşama ve sürdürme imkanı kalmamıştır. Alevi inancını öğreten ve önderlik eden makamlar/kişiler yasaklanmıştır.</span></p>
<p>AK Parti iktidarının Kürt açılımı ile başlayan demokratik açılım süreci, Başbakan&#8217;ın Alevi açılımı talimatıyla yeni bir yön ve aşamaya geçmiştir. Özellikle gezi parkı sürecinde yaşananların Başbakan&#8217;ın &#8216;Alevi açılımı&#8217;nı yeniden gündeme getirmesi bakımından itici bir rol oynadığı bilinmektedir.</p>
<p>Burada Merak edilen, &#8216;Alevi&#8217; kökenli bir Genel Başkan&#8217;ın olduğu ve &#8216;Alevi&#8217;lerin büyük çoğunlukla destek verdiği CHP&#8217;nin alacağı tavırdır. Bir yandan devleti kuran parti olduğunu söyleyen ve bununla övünen, kendisini siyasi yelpazenin solunda konumlandıran, temel hak ve özgürlükleri savunduğunu iddia eden diğer yandan temel hak ve özgürlüklerin en önemlilerinden biri olan &#8216;din ve vicdan&#8217; özgürlüğü karşısında susan statükoya teslim olan bir CHP vardır.</p>
<p>Demokratikleşme paketi ile temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesine yönelik atılan adımlar ile &#8216;Anadilde eğitim&#8217;, &#8216;Hacı Bektaş Üniversitesi&#8217;, &#8216;Roman Enstitüsü açılımı&#8217;, &#8216;Türbanın kamuda serbest olması&#8217; gibi, konularda ki özgürleşme çabalarına yönelik atılan adımlarla bir paradigma değişimi yaşanmaktadır. Asıl bundan sonra özgürlükleri savunanlar ile karşı olanları daha iyi görme ve test etme imkanı bulacağız.</p>
<p><strong>CHP VE DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ</strong></p>
<p>Kamuoyunda, Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;nun Genel Başkan olmasından sonra &#8216;Kılıçdaroğlu geleneksel CHP söyleminin dışına çıkmaya çalışmıştır. Ama parti içindeki gelenekçi kesim tarafından şiddetli tepki ve engellerle karşılaşmıştır&#8217; söylemi ile bir kanı oluşturulmaya çalışılmıştır. Ama gerçek hiç de öyle değildir. Sorun CHP içindeki gelenekçi yapının var olması değil, tam da gelenekçi yapıyı kurum ve kurumsal olarak içselleştirmiş ve varlığı buna bağlı olan CHP&#8217;nin kendisidir.</p>
<p>AK Parti&#8217;nin, ülkenin önemli ve kronikleşmiş sorunlar karşısında resmi söylem dışına çıkarak, harekete geçmesi; &#8216;Kürt açılımı&#8217;, &#8216;Alevi açılımı&#8217;, &#8216;Roman açılımı&#8217; gibi, sorunları kamuoyunun önüne getirmesi ve tartışmaya açmasına rağmen, CHP, yıllardır var olan bu sorunlar karşısında sözde tavır almış ne zaman ki çözüm önerileri belirdiğinde hemen sahadan çekilmiştir. Tıpkı &#8216;Demokratikleşme Paketi&#8217; karşısında yaptığı gibi.</p>
<p><strong>CHP VE DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ</strong></p>
<p>En temel hak ve özgürlüklerden olan ve aynı zamanda laik bir yönetim biçiminin en temel göstergesi olan &#8216;din ve vicdan özgürlüğü&#8217; karşısında 1923&#8217;ün ideolojik penceresinden bakmaya devam etmektedirler.</p>
<p>Bundan birkaç ay önce CHP&#8217;nin hazırladığı ve parti binasına da asarak deklere ettiği &#8216;Özgürlük ve Demokrasi Bildirgesi&#8217;nde, &#8216;Yüzde 10 seçim barajının kaldırılması&#8217;, &#8216;Milletvekillerini liderlerin değil halkın seçmesi&#8217;, &#8216;Düşünce ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması&#8217;, &#8216;Din ve vicdan özgürlüğünün korunması ve her inancın eşit tanınması&#8217;, &#8216;Demokrasi ve insan haklarının önündeki engellerin kaldırılması&#8217; gibi onyedi ilke açıkladı. Bu ilkeler tek başına ele alındığında, temel hak ve özgürlüklerin savunulması bakımından CHP açısından bir paradigma değişimi olarak algılanabilir.</p>
<p>CHP 2011 seçimlerinden önce de buna benzer programlar hazırlamış ve seçim bildirgesin de deklere etmişti. 2011 Seçim Bildirgesi giriş bölümünde, &#8216;CHP değişimin ve büyük dönüşümün partisi olduğundan söz edilmekte ve CHP&#8217;nin iktidarında Türkiye&#8217;de özgürlükçü demokrasi kurulacaktır&#8217;. denmektedir. Aynı CHP, hazırladığı bildirgenin giriş kısmında &#8216;Cumhuriyetin kurucu ilkelerine ve devrimlerine bağlı olduğunu&#8217; vurgulamaktadır. İşte tam da burada CHP siyasi anlamda bir &#8216;takkiye&#8217; örneği vermektedir. CHP&#8217;nin yaptığı &#8216;takkiye&#8217;nin en somut ve patrik izdüşümünü; Sünni ve Alevi İslam Cemaatleri önderliğinde Ankara&#8217;da ki yapılacak olan Cami/Cemevi projesi temel atma törenleri öncesi ve sonrasında çıkan olaylarda nasıl bir tavır aldığını hep birlikte gördük.</p>
<p><strong>DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ ÖNÜNDEKİ ENGELLER</strong></p>
<p>CHP parti genel merkez binasına astığı &#8216;Özgürlük ve Demokrasi Bildirgesi&#8217;nin 5. madde &#8216;Din ve Vicdan Özgürlüğünü Koruyup, Her İnanca Eşit İmkan Tanıyalım&#8217; başlığı altında &#8216;Gelin, herkesin kendi inancına göre ibadet etmesinin önündeki yasakları kaldıralım. &#8216;Cemevi&#8217;ni ibadethane saymamak gibi insanlık dışı bir anlayışı ortadan kaldıralım. Barış, demokrasi, insan haklarına saygı mı istiyorsunuz? Gelin, her inançtan yurttaşımıza eşit olanaklar sağlayalım. Din ve vicdan özgürlüğü sözde kalmasın&#8217; denmektedir. Bu madde 2011 seçim bildirgesi giriş kısmı göz önünde bulundurulmadan anlaşılamaz. CHP&#8217;nin bu ilkesi yukarda bahsettiğimiz, &#8216;2011 seçim bildirgesi&#8217;ndeki giriş bölümündeki savunulanlar ile birlikte düşünüldüğünde geçersiz duruma gelmektedir.</p>
<p>CHP &#8216;Cemevi&#8217;ni ibadethane saymamak gibi insanlık dışı anlayışın ortadan kaldırılmasını savunurken diğer yandan da uluslararası insan hakları hukuku ile çelişen &#8216;677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair&#8217; Kanuna bağlı olduğunu dile getirmektedir. 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte Alevilerin dergahları kapatılmış, inançlarını yaşama ve sürdürme imkanı kalmamıştır. Alevi inancını öğreten ve önderlik eden makamlar/kişiler yasaklanmıştır.</p>
<p>Dergah, türbe, zaviyeler gibi inanç ve merkezlerini kapatan dedelik, babalık, çelebilik, şeyhlik, seyitlik, müritlik gibi makamları ve unvanları yasaklayan &#8216;Tekke ve Zaviyeler Kanunu&#8217; bugün hala işlevselliğini sürdürdükçe, &#8216;cemevi/dergah&#8217;ların ibadethane sayılması, dedelik makamının tanınarak, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yer verilmesi ve istihdam edilmelerini beklemek hayalcilikten başka bir şey olmayacaktır.</p>
<p>&#8216;Dergah&#8217; kavramı Tekke ve Zaviyeler Kanunu tarafından yasaklı olduğu için günümüzde bu kavram yerine &#8216;Cemevi&#8217; ikame olarak kullanılmaktadır. Çünkü &#8216;Cemevi&#8217; ismi kanun açısından bir sıkıntı yaratmamaktadır. CHP, &#8216;Cemevi&#8217;nin ibadethane olarak tanınmasını savunurken, &#8216;Alevi&#8217; inancını öğreten ve önderlik eden &#8216;Dedelik&#8217; makamının tanınması hakkında hiç bir şey söylememesi de aynı politikanın bir devamıdır. Çünkü &#8216;Tekke ve Zaviyeler Kanunu&#8217;na muhalefet etmemek için &#8216;Dergah&#8217; yerine &#8216;Cemevi&#8217;ni ikame eden resmi anlayış henüz &#8216;Dedelik&#8217; yerine kullanılabilecek bir kavram ve isim bulamamıştır.</p>
<p>Dergah&#8217;lar gerçek anlamda &#8216;Alevilik inanç merkezleri&#8217;dir. Günümüzde, Aleviliği inanç anlamında yaşatan/öğreten ve simgesel önemi olan kurumlara bakıldığında, İnternet de arama yaptığınızda, Nevşehir de bulunan &#8216;Hacı Baktaşı Veli&#8217;, &#8216;Şahkulu Sultan&#8217;, &#8216;Karacaahmet Sultan&#8217; gibi Alevilik tarihinde önemli yeri olan bu kurumların hepsinin sonunda &#8216;Dergah&#8217; ismi vardır ve bugünde kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>İNANÇLARIN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİN KALDIRILMASI</strong></p>
<p>CHP din ve inanç özgürlüğünü savunacak ve hayata geçirecek ise bunları pankart yaptırarak parti binasına astırmaktan daha somut ve kalıcı politikalar üretmek ve hayata geçirmek zorundadır.</p>
<p>CHP din ve vicdan özgürlüğüne, statükocu pencereden değil, temel hak ve özgürlük penceresin den bakmak zorundadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsan Hakları Sözleşmelerinin önemi, bireyin haklarının güçlendirilmesi ve genişletilmesi yönünde bağlayıcı ve koruyucu tedbirler almasıdır. Türkiye&#8217;nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler de &#8216;Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması&#8217; hakkındaki kanun, &#8216;din ve vicdan özgürlüğü&#8217;, &#8216;ibadet/ibadethane&#8217; yapma açısından, uluslararası insan hakları hukuku ile çelişmektedir. CHP, &#8216;Alevi&#8217;lerin inançlarını yaşatma ve yaşama önündeki engellerin kaldırılması konusunda kararlı ve samimi ise bu konuda cesur adım atarak evrensel insan hakları hukuku ile örtüşen yeni bir Anayasa yapımına destek vermelidir. Özgürlükler herkes için savunulduğunda evrensel olurlar.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/chp-cemevi-konusunda-ne-kadar-samimi-21.10.2013-574782">Yeni Şafak Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-cemevi-konusunda-ne-kadar-samimi/">CHP &#8216;Cemevi&#8217; konusunda ne kadar samimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engelli bireyler karar süreçlerine de katılmalı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/engelli-bireyler-karar-sureclerine-de-katilmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/engelli-bireyler-karar-sureclerine-de-katilmali/</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bu yazı Yeni Şafak Gazetesi&#8216;nde yayınlanmıştır. Engelli insanların hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik politikaların oluşturulmasında, alınmasında ve uygulanmasındaki en büyük eksiklik, karar alıcı ve uygulayıcı konumda olan mekanizmaların içerisinde engelli bireylerin olmamasıdır. Ve bu mekanizmaların içerisinde bulunanların büyük çoğunluğunun önceliğinin &#8216;engelli bireyler&#8217; olmamasıdır. Toplumun engelliler ile ilgili önyargıları henüz yıkılmış değildir. Ne yazık ki önyargıların yıkılmasına [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/engelli-bireyler-karar-sureclerine-de-katilmali/">Engelli bireyler karar süreçlerine de katılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yazı <a href="http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/engelli-bireyler-karar-sureclerine-de-katilmali-01.04.2013-506331" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Yeni Şafak Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.</p>
<p>Engelli insanların hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik politikaların oluşturulmasında, alınmasında ve uygulanmasındaki en büyük eksiklik, karar alıcı ve uygulayıcı konumda olan mekanizmaların içerisinde engelli bireylerin olmamasıdır. Ve bu mekanizmaların içerisinde bulunanların büyük çoğunluğunun önceliğinin &#8216;engelli bireyler&#8217; olmamasıdır.</p>
<p>Toplumun engelliler ile ilgili önyargıları henüz yıkılmış değildir. Ne yazık ki önyargıların yıkılmasına yönelik çalışmalar henüz istendiği sonucu vermekten uzaktır. Engelli birey hala yardım edilmesi ve korunması gereken varlıklar olarak görülmektedir. Bu bakış da engelli bireyin haklarının güçlendirilmesi ve korunması önünde büyük bir engeldir. Diğer bir engel ise engellilere yönelik küçültücü bir dilin ne yazıkki hala işlevliğini sürdürmesidir. İnsan hakları temelli bir dil oluşturulamamıştır.</p>
<p><strong>KADERİNİ TAYİN HAKKI</strong></p>
<p>İnsan hakları kapsamında engelli bireyin güçlendirilmesi önemli bir tezdir. Engelli bireyin kendi bedeni ve kaderi üzerinde söz sahibi olması, engellilere yönelik oluşturulacak politikalarda ve karar süreçlerine etkin katılması, toplumun diğer kesimleri ile eşit ilişki kurmasını ve eşit yurttaş olmalarını sağlayacaktır.</p>
<p>Engelliler ile ilgili politikaların alınması ve uygulanması sistemin demokratik olduğu ve hak temelli işlediği anlamına gelmez. Eğer engelli bireyler çözüm ve karar alma süreçlerine engelsiz katılabiliyor ve politikaların oluşmasına etki edebiliyorlarsa işte ozaman katılımcı anlamda demokratik bir sistemden söz edebiliriz.</p>
<p>BM Engelli Hakları Sözleşmesi (EHS) başlangıç bölümü; &#8216;n) Kendi seçimlerini yapma özgürlüğü dahil olmak üzere engellilerin bireysel özerkliğinin ve bağımsızlığının önemini kabul ederek, (o) Engellilerin kendilerini doğrudan ilgilendiren ve diğer politika ve programların karar alma süreçlerine etkin olarak katılabilmeleri gerektiğini dikkate alarak&#8217; diyerek engelli bireylerin kara alma süreçlerine etkin katılımın vurgu yapmaktadır.</p>
<p>Yine 4. maddedeki Genel Yükümlülükler bölümünde; &#8216;3. Taraf Devletler, bu sözleşmeyi yürürlüğe koyacak yasaların ve politikaların gelişimi ve uygulanmasında ve engellilere ilişkin diğer karar alma süreçlerinde, engelli çocuklar dahil engellilere onları temsil eden örgütler aracılığıyla sık sık danışacaklar ve onları etkin bir şekilde sürece dahil edeceklerdir&#8217;. demektedir. Burdan anlaşılaçağı gibi, önemli olan tek başına engelliler ile ilgili politikaların oluşturulması değil, engelliler ve onların temsilcileri ile işbirliği içerisinde politikaların oluşturulmasıdır. Mevcut Sözleşmeler çercevesinde İnsan hakları alanında elde edilen kazanımlar itibariyle gelinen noktada; ben yaptım oldu &#8216;paternalist&#8217; anlayışın yerine, engellilerin &#8216;kaderini tayin&#8217; hakkı ön plana çıkarılmalıdır. Bu söylemin pratikte tam karşılığını bulduğunu söylemek ne yazık ki zordur.</p>
<p><strong>KATILIMIN ENGELLERİ</strong></p>
<p>Engelliler; siyasi partiler, yerel yönetimler, sendikalar, özel/kamu gibi. kurumlarda karar verme mekanizmaları içerisinde etkin/yetkin görevlerde bulunmaları oldukça sınırlı ve yok denecek kadar azdır. Ve bunun sonucunda da karar verme ve alma süreçlerinin dışında kalmaktadırlar. Karar verme süreçlerinde yer almak aynı zamanda karar üzerinde söz sahibi olmak demektir. Engelli bireylerin kendileri ile ilgili politikaların oluşturulması sürecinin dışında kalmaları kendi kaderlerini belirlemenin önündeki en büyük engellerden biridir.</p>
<p>Engelli bireyin önündeki engelin kaldırılması ve engellilerin karar alma süreçlerine etkin katılabilmeleri için engelli hareketinin misyonu önemli bir etkendir. Son yılları saymaz isek ne yazık ki engelli STK&#8217;ları hak temelli bir sivil toplum anlayışı yerine, engelli bireye yardım ve korumaya dayalı bir yol izlemiştir. Bu anlayış engelli bireyin kamusal alana çıkmasının önündeki engellerin kaldırılmasını değil, yapılacak yardımlarla (tekerlekli sandalye dağıtmak gibi) günlük hayatı önceleyen aktivitelere öncelik vermiştir. Böylece engelli bireyin özel alana hapsolmasını meşrulaştırmışlardır. Sokakların tekerlekli sandalyeye uygun olup olmadığı o günler için STK ların gündeminde olmamıştır. Zaten bir çok STK nın da yerel yönetimler ile çeşitli işbirlikleri içerisinde olmaları hak temelli bir engelli STK anlayışını engellemiştir.</p>
<p><strong>NE YAPMALI</strong></p>
<p>Son zamanlarda az da olsa hak temelli yaklaşım ön plana çıkmakta ve tekerlekli sandalye dağıtan STK anlayışı kısmi olarak da olsa yıkılmaktadır. Bunda özellikle BM Engelli Hakları Sözleşmesi&#8217;nin büyük bir itici gücü olmasının yanısıra engelli bireyin internet araçılığıyla dünyayı takip etmesi, eğitim alanında yapılan çalışmalar ile engelli bireylerin özellikle yüksek öğretim de yer alması ve buna bağlı olarak haklar konusunda bilgi sahibi olmaları, ekonomik bağımsızlık gibi. etkenler engelli bireyin mücadelesini hak temelli bir alana doğru yöneltmiştir.</p>
<p>Engelli STK&#8217;ları siyasi partilerde, parlamantoda, yerel yönetimlerde, sendikalarda, kamu ve özelde üst dizey yönetici pozisyonunda daha çok engelli bireyin görev ve yer alması için sivil baskı gücünü kullanmalıdır. Engelli bireyler böylece karar alma süreçlerine katılarak kendi kaderini belirleme noktasında söz sahibi olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/engelli-bireyler-karar-sureclerine-de-katilmali/">Engelli bireyler karar süreçlerine de katılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engellilik girişime engel değil</title>
		<link>https://hurfikirler.com/engellilik-girisime-engel-degil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Feb 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/engellilik-girisime-engel-degil/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan AK Parti gurup toplantısında, &#8216;iktidar oldukları 10 yıllık süreç içerisinde engelli bireylerin istihdamını AK Parti olarak her zaman önemsediklerini ve gerek engelli bireyleri ve gerekse işverenleri bu noktada her zaman teşvik ettiklerini belirtmiştir. Kamuda 2002 yılında sadece 5 bin 777 engelli memur olarak istihdam ediliyorken AK Parti hükümeti göreve geldikten [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/engellilik-girisime-engel-degil/">Engellilik girişime engel değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p>Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan AK Parti gurup toplantısında, &#8216;iktidar oldukları 10 yıllık süreç içerisinde engelli bireylerin istihdamını AK Parti olarak her zaman önemsediklerini ve gerek engelli bireyleri ve gerekse işverenleri bu noktada her zaman teşvik ettiklerini belirtmiştir. Kamuda 2002 yılında sadece 5 bin 777 engelli memur olarak istihdam ediliyorken AK Parti hükümeti göreve geldikten sonra bu sayıyı yaklaşık 5 kat artırarak 27 bin 224 kişiye çıkarmış olduklarının&#8217; altını çizdi.&nbsp;</p>
<p>Başbakan ayrıca,&#8217;2011 yılında bir yasa değişikliği ile dünyada ilk defa engellileri merkezi bir sınava tabi tutarak kamuda istihdam etmeye başladıklarını ve 2013 yılında 8 bin 115 engelli bireyin&nbsp; daha kamuda istihdam edileceğini belirtti&#8217;.</p>
<p>Bu açıklama ve uygulamalarda gösteriyor ki, toplumun en dezavantajlı&nbsp;grubunu oluşturan engellilerin çalışma yaşamında yer almaları&nbsp;ve imkan bulmaları&nbsp;aynı&nbsp;zamanda ekonominin güçlü ve istikrarlı bir şekilde büyüdüğünü ve geliştiğini de göstermektedir.</p>
<p><strong>KALKINMA VE ENGELLİLER</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Bankası&#8217;nın (DB) 2011 yılında açıkladığı ve Şubat 2012&#8217;de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından Türkiye&#8217;de tanıtımı yapılan &#8216;Dünya Engellilik Raporu&#8217;nun engellilik ile ilgili çarpıcı ve önemli sonuçlardan biri de engellilikten kaynaklı sorunların çözümünün bir insan hakları olduğunun yanı sıra &#8216;kalkınma&#8217; öncelikli olduğunun da altını çizmesidir. Böylece kalkınma politikalarının oluşturulması/uygulanması çerçevesinde engelli bireylerin de göz önünde bulundurulması ve sürece katılması önemsenmektedir.</p>
<p>Böylece, engellilerin &#8216;kalkınma&#8217; önünde bir engel değil, kalkınmanın bir aktörü olarak görülmesi engellilere yönelik, &#8216;asalak&#8217;, &#8216;beleşçi&#8217;, &#8216;işe yaramaz&#8217; gibi, &#8216;toplumsal engelli&#8217; bakış paradigmasının da değiştiğinin bir göstergesi olmaktadır.</p>
<p>3 Aralık 2012 Dünya Engelliler Günü&#8217;nde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı&nbsp;ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı arasında imzalanan İşbirliği Protokolü kapsamında Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve KOSGEB tarafından geliştirilen ortak bir çalışma ile &#8221;Girişimcilik Engel Tanımaz&#8221; projesini hayata geçirmek için ilk adım atılmıştır.</p>
<p>Bu projenin en önemli yanlarından birisi dünya engelliler gününde başlangıç yapması ve diğer bir yönü ise çalışma süreçlerine katılırken büyük sıkıntı ve engellerle karşılaşan engellilerin &#8216;girişimci&#8217; olarak işgücü piyasasına d&acirc;hil olmalarını desteklemesidir.&nbsp;</p>
<p><strong>ÖNYARGILARI YIKMAK</strong></p>
<p>Engellilerin hayata girişimi için, kamu kurum ve kuruluşlarına, yerel yönetimlere, üniversitelere, engelli STK&#8217;larına, işveren kuruluşlarına, ailelere kısacası&nbsp;herkese büyük görev ve sorumluluk düşmektedir.</p>
<p>Proje ortaklarından biri olan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı her yıl açıklamış olduğu &#8216;Üniversitelerarası Girişimcilik ve Yenilikçilik Endeksi&#8217; kriterleri arasına engelli bireyin hayatına dokunan yenilikçi ve fark yaratan çalışmaları ön plana çıkaran araştırmaları yapan ve bunu hayata geçiren çalışmaları da eklemeli ve bu yönde üniversiteleri teşvik etmelidirler.</p>
<p>Kamu idaresi, yerel yönetimler, üniversiteler ile işbirliğine giderek engelli bireylerin &#8216;engelli girişimciliği&#8217;ni ve inovasyon çalışmalarını&nbsp;yapabilecekleri &#8216;Engelsiz Girişimcilik Merkez&#8217;lerini açmaları, kurmaları yönünde desteklemelidirler.</p>
<p>Engelli STK&#8217;ları&nbsp;bu süreçde etkin ve aktif bir rol almalı&nbsp;yapılan çalışmalara destek vermelidirler. Artık engelli&nbsp; STK&#8217;larının&nbsp; ve engelli temsilcilerinin&nbsp; ciddi bir paradigma değişimine ihtiyaçları&nbsp;vardır. Kamu, yerel yönetim, işveren, girişimci gibi paydaşların kapılarını iş bulmak, bağış toplamak, yardım almak, bilet satmak için değil yaptıkları projelere, girişimci fikirlere, buldukları ürünlere patent almak, sponsor bulmak, destek almak vb. gitmelidirler.</p>
<p>Kamuya yararlı dernek olabilmek için özellikle engellilik alanında ya da engellilik için çalışan STK&#8217;ların yapmış oldukları faaliyetler; inovasyon, teknolojik, bilimsel, girişimcilik, sosyal girişimcilik&nbsp; gibi. kıstaslara tabii olmalı ve ancak bu şartları yerine getiren STK&#8217;lara bu hak verilmelidir. Bu ve bunun gibi konulara dikkat ettiğimiz sürece, engelli bireyin insan haklarına ve onuruna yaraşır bir yaşam kurmalarına yardımcı ve destek vermiş oluruz.</p>
<p>En büyük görev ve sorumluluk engelli bireyin kendisine ve ailesine&nbsp; düşmektedir. Yasaların&nbsp;çıkmasını&nbsp;beklemek ya da çıkarılması&nbsp;için uğraşmak tek başına engellilerin yaşadıkları dezavantajlı durumları ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.</p>
<p><strong>SÖZ DE YETKİ DE ENGELLİDE</strong></p>
<p>Engelli birey, bir başkasından bir şeyler beklemek yerine kendisi için, kendisi bir şeyler yapmalıdır. Engelli bireylerin girişimcilik alanında ön plana çıkması aynı zamanda engellilerin istihdamını da artıracak ve ülkenin kalkınmasına katkı sunacaktır. Engelli bireyler yaşamları boyunca, hayatın içinde kalmak ve hayata tutunmak için büyük mücadele vermektedirler. &#8216;Girişimcilik Engel Tanımaz&#8217; projesinden alacakları bilgi ve destekle bir çok &#8216;engelli girişimci&#8217; iş dünyasında yer alacaktır.</p>
<p>Hz. Mevlana&#8217;nın dediği gibi &#8216;yeni şeyler söylemek lazım&#8217; diyerek, yapılması&nbsp;gereken engelli bireye güvenmektir. Engelli birey de &#8216;devlet kapısı&#8217;nda iş&nbsp;bulmak için beklemek yerine, kendi işini kurmak için harekete geçmelidir.&nbsp; Engelliler artık &#8216;iş verilen&#8217; değil, &#8216;işveren&#8217; olmayı istemelidirler.</p>
<p>Yeni Şafak, 24.02.2013</p></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/engellilik-girisime-engel-degil/">Engellilik girişime engel değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evde bakım hizmeti sosyal bir haktır</title>
		<link>https://hurfikirler.com/evde-bakim-hizmeti-sosyal-bir-haktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Feb 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/evde-bakim-hizmeti-sosyal-bir-haktir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı öncülüğünde başlatılan evde ya da kurumlarda bakım hizmeti engelli, yaşlı, kimsesiz yoksul bireylerin insani koşullarda yaşam sürebilecekleri ortamların oluşturulması bakımından da önemli bir uygulamadır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin, yapmış olduğu konuşmada yaklaşık olarak 400 bin engelli ve yaşlı bireye evde bakım hizmeti verdiklerini ifade etmişlerdir. Ve ayrıca 120 bin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/evde-bakim-hizmeti-sosyal-bir-haktir/">Evde bakım hizmeti sosyal bir haktır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p>Sağlık Bakanlığı öncülüğünde başlatılan evde ya da kurumlarda bakım hizmeti engelli, yaşlı, kimsesiz yoksul bireylerin insani koşullarda yaşam sürebilecekleri ortamların oluşturulması bakımından da önemli bir uygulamadır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin, yapmış olduğu konuşmada yaklaşık olarak 400 bin engelli ve yaşlı bireye evde bakım hizmeti verdiklerini ifade etmişlerdir. Ve ayrıca 120 bin kişinin de sırada beklediğine vurgu yapmıştır. Bu da gösteriyor ki özellikle Sağlık Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu konuda titiz, ciddi ve önemli çalışmalar yapmaktadırlar.</p>
<p>30.07.2006 tarihinde çıkarılan &#8216;Bakıma Muhtaç Özürlülerin Tesbiti ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik&#8217;de &#8216;Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamı esas alınmak suretiyle; kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı bir aylık net asgari ücret tutarının 2/3&#8217;ünden daha az olan bakıma muhtaç özürlüleri, bu özürlülere verilecek bakım hizmetlerini, hizmetlerin ücretlendirilmesini ve ücretlerin ödenmesini kapsar&#8217; diyerek Bakım hizmeti alacak kişinin kendisine düşen gelirin asgari ücretin 3/2 olma şartı getirilmiştir.</p>
<p><strong>DEVLET KİMLERE BAKMALI</strong></p>
<p>Bakım hizmeti alacak kişinin % 51 üzeri ve ağır özür olduğu ayrıca sağlık kurulu raporu ile de belgelendirilmiş olması gerekmektedir. Bu iki şartı yerine getirmek koşuluyla evde ya da kurumlardan bu hizmeti almak imkanı vardır.</p>
<p>Özellikle engelli bireylerin, yaşamlarını kendi iradeleri dışındaki engellerden dolayı insani koşullarda sürdürebilmeleri için desteklenmeleri ve devletin bu yönden sosyal olmasının, temel hak ve özgürlükler acısından da savunulması gereken ve insan hakları acısından özel bir durumdur. Özellikle bakım hizmeti için ilgili bireyin kendisine düşen gelirin asgari ücretin 3/2&#8217;lik gelirden düşük olma şartının en önemli ve belirleyici olması Anayasal bir ilke olan &#8216;sosyal devlet&#8217; ilkesi ile çelişmektedir.</p>
<p>Bakım hizmetinden yararlanacak kişinin değil de bütün ailesinin gelir durumuna bakılması hizmeti alacak olan, engelli, yaşlı vb. kişilerin aslında birey olarak kabul edilmemesini de getirmektedir.</p>
<p>Bakım hizmeti alacak engelli, yaşlı bireylere bulunan ailelerin yaşadıkları sıkıntılar sosyal-kültürel, ekonomik olarak çok fazladır. Bu kişilerin ihtiyaçları ve bu ihtiyaçlar için harcanacak tutarlar eşit değildir. % 51 ile % 90 ağır engelli ve bakıma ihtiyacı olan bireyleri bir tutmak, ortopedik, görme, zihinsel, süreğen hastalığa sahip olan bireylere hizmeti sunmak için genel kuralları belirlemek bu kişileri homojen gruplar olarak da görmektir. Oysa ki engelli bireyler ve yaşlıların yaşadıkları sıkıntılar bir değildir. Aynı engel gurubunda bulunan engelli bireylerin dahi ihtiyaç duydukları destek oranı ve çeşidi farklıdır.</p>
<p>Engellilere, yaşlılara ve süreğen hastalığı bulunan kişilere verilecek olan bakım hizmetinin desteği sadece dezavantajlı bireyleri değil onların çevrelerini de etkileyecektir. Bakıma ihtiyacı olan bireylere sahip ailelerde en büyük sıkıntıyı kadınlar yaşamaktadır. Bakım hizmetini sunmak zorunda kalan kadınlar aynı zamanda ekonomik hayatın ve sosyal hayatın dışında kalmakta ve kendileri de bu yönlerden dezavantajlı duruma düşmektedirler. Engelli bireye bakan anneye sigorta ve emeklilik açısından bazı kolaylaştırıcı önemli ve olumlu adımlar atılmıştır ama bunlar tek başına yeterli değildir.</p>
<p>Evde bakım hizmeti genelde bir kişi varsayılarak düzenlenmiştir. Oysa bizim bildiğimiz birden fazla engelli ve bakım hizmeti ihtiyacı bulunan kişiler vardır. Bunların sağlık harcamaları ve bakım hizmetlerine ayıracakları kişi ve zaman süreleri ile tek bireye sahip ailelerin harcama ve bakım ihtiyaçları için ihtiyacı olan şeyler aynı oranda değildir. Burada yapılması gereken birden fazla bakıma ihtiyacı olan bireyleri bulunan ailelere verilecek destek ile bir kişi bulunan ailelere verilecek hizmetin tesbiti ve değerlendirilme şartlarını farklılaştırmak gerekmektedir.</p>
<p>Bir kişi olan ailelerde 3/2 asgari ücret şartı aranmakta, birden fazla bakıma ihtiyacı olan bireyi bulunanda da aynı şart aranmaktadır. Bu uygulama sonucunda birden fazla bakıma ihtiyacı olan bireyi bulunan aileler dolaylı olarak mağdur duruma düşmektedirler. Birden fazla bakıma ihtiyacı olan bireyi bulunan ailelere 3/2 asgari gelirden fazla kişi başına düşen gelire sahip olsalar dahi pozitif ayrımcılık yapılarak bakım hizmetinden ve hakkından yararlanmaları sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>HİZMET GENİŞLEYEREK DEVAM ETMELİ</strong></p>
<p>İnsan hakları acısından dezavantajlı bireylerin aileleri üzerinden değerlendirilmesi ve bir hizmeti alıp almamalarının belirlenmesi doğru bir anlayış değildir. Sağlık, sosyal, kültürel, ekonomik gibi haklardan yararlanabilmek için dezavantajlı bireyler aile halkının gelir durumu üzerinden değil kendilerinin geliri üzerinden değerlendirilmelidirler. Aile üzerinden yürüyen bir sosyal güvenlik anlayışı aslında engelli bireyi yok saymak ve birey olarak kabul etmemektir. Oysaki engelli bireylerin de bir kişiliği, onuru ve insan olmaktan gelen doğal vazgeçilmez ve devredilmez hakları vardır.</p>
<p>Hükümetin uygulamaya koymuş olduğu evde bakım hizmeti gibi güzel ve insani uygulamayı genelden çıkararak farklı durumda olabilecek bireylere göre yeniden kanunlaştırması daha iyi sonuçlar verecektir.</p>
<p>Bakım hizmetine ihtiyacı bulunan bireylerin tesbit edilmesi konusu yeniden gözden geçirilmelidir. Özellikle birden fazla bakıma ihtiyacı olan bireye sahip ailelerin durumlarına uygun ve mağduriyetlerini giderecek bir uygulamaya gidilmesi önemli olacaktır.</p>
<p>06.02.2013, Yeni Şafak</p></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/evde-bakim-hizmeti-sosyal-bir-haktir/">Evde bakım hizmeti sosyal bir haktır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engellilerin ekonomiye katılmasının önemi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/engellilerin-ekonomiye-katilmasinin-onemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Jan 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/engellilerin-ekonomiye-katilmasinin-onemi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalkınma politikaları kapsamı içerisinde engelliler henüz hak ettikleri ilgi ve yeri alamamışlardır. Sanayileşme ve modernleşme ile şekillenen kalkınma politikalarını oluşturma süreci engelli bireyin çalışma yaşamına katılma/katılmama ilişkisini de belirlemektedir. Engelli bireyin çalışma yaşamı içerisinde aldığı yer, diğer bireyler, ailesi, komşuları ve çevresiyle ilişkilerini de belirler. Çalışma yaşamı aynı zamanda karşılıklı ilişkilerin değişmesi ve dönüşmesine de [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/engellilerin-ekonomiye-katilmasinin-onemi/">Engellilerin ekonomiye katılmasının önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p>Kalkınma politikaları kapsamı içerisinde engelliler henüz hak ettikleri ilgi ve yeri alamamışlardır. Sanayileşme ve modernleşme ile şekillenen kalkınma politikalarını oluşturma süreci engelli bireyin çalışma yaşamına katılma/katılmama ilişkisini de belirlemektedir. Engelli bireyin çalışma yaşamı içerisinde aldığı yer, diğer bireyler, ailesi, komşuları ve çevresiyle ilişkilerini de belirler. Çalışma yaşamı aynı zamanda karşılıklı ilişkilerin değişmesi ve dönüşmesine de neden olmaktadır.</p>
<p>Kalkınmada engellinin konumu henüz netleşmiş ve işlevselleşmiş değildir. Engelli bireylerin toplumsal alanlara çıkmasının önündeki çevresel, fiziksel, eğitimsel , erişimsel gibi engeller çalışma yaşamına katılmalarını zorlaştırmaktadır. Engellilerin, kamusal alan çıkmasının önündeki engellerin kaldırılması kentsel, ekonomik, kültürel bir çok şeyin değişmesini de beraberinde getirecektir. Bu değişimin getireceği maliyet oranının yüksek olduğu varsayılarak, engelli birey özel alana hapsedilmektedir. Bu yaklaşım fırsat eşitliği ve insan hakları açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Kalkınma sürecinin engelliler gibi dezavantajlı durumda bulunan kadınlar da dahil olmak üzere toplumun çeşitli kesimleri üzerinde farklı sonuçları olmaktadır.</p>
<p><strong>ÜCRETLİ ÇALIŞMANIN ÖNEMİ</strong></p>
<p>2011 Dünya Bankası&#8217;nın hazırlamış olduğu &#8216;Dünya Engellilik Raporu&#8217;na göre , eğitim, sağlık, ekonomik, erişim gibi, birçok konuya dikkat çekmekte, engellilerin uğramış oldukları ayrımcılığa vurgu yapmaktadır. Rapor , engelli bireylerin , &#8216;Daha az ekonomik katılım&#8217;, &#8216;Daha kötü sağlık&#8217;, &#8216;Daha düşük eğitim&#8217;, &#8216;Daha yüksek yoksulluk&#8217; gibi, yaşadıkları gerçeklere dikkat çekmekte ve &#8216;Daha&#8217; kelimesini kullanarak engellilerin yaşadıkları sorunların altını güçlü bir ifade ile çizmektedir.&nbsp;</p>
<p>Ücretli çalışma yaşamının dışında kalan engelli bireyler, yoksulluk içerisinde yer almakta ve buna bağlı olarak da eğitim, sağlık, kültürel, sosyal yaşama erişim konusunda fırsat eşitsizliğine uğramaktadır.</p>
<p><strong>GÖRÜNÜR OLMAK İLK ŞART</strong></p>
<p>Engelli bireyin kendi iradesi dışında maruz kaldığı yaşam şekli aynı zamanda engellilere yönelik işe yaramaz, beceriksiz, asalak, çalışanların üzerinden geçinen ve ekonominin üzerinde kambur olarak görülmelerine ve buna bağlı küçük düşürücü bir dille karşılaşmalarına neden olmaktadır. Bir yandan da engellilere acıyan, onları korunması gereken varlık olarak algılayan bir yaklaşımdan da söz etmek mümkündür.</p>
<p>Çalışma yaşamının dışında kalan engelli birey kaynakların dağıtımından payına düşeni alamamaktadır. Ve böylece engellilerin büyük bir bölümü açlık ve yoksulluk sınırında yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar.</p>
<p>Engelli insan hakları kapsamında engelli bireyin güçlendirilmesi önemli bir tezdir. Engelli bireyin kendi kaderi üzerinde söz sahibi olması ve kalkınma süreçlerine katılması, toplumun diğer kesimleri ile eşit ilişki kurmasını da sağlayacaktır.</p>
<p><strong>YOKSULLUK VE PİYASA</strong></p>
<p>Yoksulluğu yalnızca kapitalist iş bölümü ve üretim ilişkilerine bağlamak aslında kolaycı bir yaklaşımdır. Yoksulluğun kaynağını piyasa ekonomisinin uygulanmasında değil, uygulanmamasında aramak gerekmektedir. Bugün dünyada yoksulluğun yoğun olarak yaşandığı yerler, serbest piyasa ekonomisinin işlediği &#8216;açık ekonomi&#8217;nin uygulandığı yerler değil, tam tersine müdahaleci ve kontrolcü &#8216;kapalı ekonomi&#8217; modellerinin görüldüğü yerlerdir. Devlet müdahalesinin minimal düzeye indiği, serbest piyasa mekanizmasının pazar üzerinde etkin ve belirleyici olduğu ABD, AB, G8 ülkeleri gibi ülkelerin aynı zamanda refah seviyesinin de en yüksek olduğu yerler olması, piyasa ekonomisinin suçlu olduğu tezini çürütmektedir.</p>
<p>Ekonomik büyümeyi önceleyen kalkınma süreçleri ön plana çıkarılıp piyasa mekanizmasının işletilmesi yoksulluğun azaltılması yönünde önemli adım olacaktır. Ekonomik büyümenin getireceği istihdam artışı engelli bireyin de çalışma yaşamına dahil olmasına imkan verecektir. Böylece istihdam artışı sağlanarak iktisadi büyüme artırılacak ve buna bağlı olarak da refah seviyesi yükselecektir.</p>
<p>STK&#8217;lar, Engelli bireyin istihdamını artırmaya ve girişimci olmasına katkı vererek, teknolojiye erişimine ve kullanımına yönelik eğitim süreçlerine öncelik vererek, üretkenliğe dayalı kalkınmayı artıracak çalışmalar yapmalıdırlar. Engellilerin ekonomik hayata katılmaları sonucunda sosyal güvenlik sistemine prim ödeyerek dahil olmalarına neden olacak ve böylece sosyal güvenlik geliri de artmış olacaktır.</p>
<p>Engelli ve diğer dezavantajlı bireylerin önündeki ekonomik, sosyal, kültürel engellerin kalkması Liberal politika ve piyasa ekonomisini önceleyen acık toplum olmakla mümkündür.</p>
<p>Yeni Şafak, 27.01.2013</p></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/engellilerin-ekonomiye-katilmasinin-onemi/">Engellilerin ekonomiye katılmasının önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
