Özet
15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Türkiye siyasi tarihinin en tartışmalı olaylarından biri olmaya devam etmektedir. Bu çalışmada, söz konusu girişimin “kontrollü darbe” ya da “sahte darbe” olduğuna dair iddiaların fizik biliminin temel kavramlarından biri olan entropi ilkesi çerçevesinde neden tutarsız olduğu incelenmektedir. Termodinamiğin ikinci yasası ve bilgi teorisindeki Shannon entropisi, karmaşık sistemlerin doğası gereği öngörülemeyen sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Darbe girişiminin gece boyunca yaşanan kaotik seyri, komuta zincirinin bozulması, katılımcıların örgütsel dağınıklığı ve sonucun hiçbir merkezî aktörün çıkarına tam olarak uymayışı; olayın önceden kurgulanmış bir senaryonun ürünü olamayacağına işaret etmektedir. Makale, tarihsel, hukukî ve fiziksel argümanları bir arada ele alarak komplo teorisinin epistemolojik zayıflıklarını gözler önüne sermektedir.
Anahtar Kelimeler: 15 Temmuz, Entropi, Darbe Girişimi, Termodinamik, Karmaşık Sistemler, Kontrollü Darbe Tezi
Giriş
15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye, olağanüstü bir şiddet ve kaosla yüzleşti. Tankların köprüleri kapatması, savaş uçaklarının Ankara semalarında alçak irtifada süpürmeleri ve meclis binasının bombalanması, yalnızca bir gecede 251 vatandaşın hayatını kaybetmesine yol açtı. Binlerce kişi yaralandı; Türkiye, sonraki aylarda derin bir siyasi dönüşüm geçirdi.
Bu dramatik olayın neden olduğu şok atmosferinde, bazı çevreler girişimin aslında iktidar tarafından organize edilmiş, “kontrollü” ya da “izinli” bir darbe olduğunu öne sürdü. Bu görüşe göre hükümet, muhaliflerini tasfiye etmek, olağanüstü hâl ilan etmek ve iktidarını pekiştirmek amacıyla bazı askerî unsurları bilerek serbest bırakmış ya da teşvik etmiştir.
Bu makalenin iddiası şudur: Söz konusu tez, hem tarihsel kanıtlar hem de fizik biliminin temel prensipleri açısından değerlendirildiğinde sürdürülemez bir nitelik taşımaktadır. Özellikle entropi kavramı, yani karmaşık sistemlerin artan düzensizlik eğilimi, kontrollü darbe tezinin neden yapısal olarak imkânsız olduğunu açıklamak için güçlü bir analitik araç sunmaktadır.
Entropi Nedir? Temel Kavramsal Çerçeve
Termodinamikte Entropi
Entropi kavramı ilk olarak on dokuzuncu yüzyılda Rudolf Clausius tarafından ısı transferinin yönünü açıklamak amacıyla geliştirilmiştir. Termodinamiğin ikinci yasasına göre, kapalı bir sistemde entropi kendiliğinden azalamaz; aksine zamanla artar ya da sabit kalır. Bu yasa, fiziksel süreçlerin geri dönüşümsüzlüğünü ve doğal eğilimin düzenden düzensizliğe doğru işlediğini ortaya koyar.
Daha yalın bir ifadeyle bir sistem ne kadar çok parçadan oluşursa, bu parçaların öngörülemeyen biçimlerde etkileşime girmesi olasılığı o denli artar. Başlangıç koşulları ne kadar titizlikle belirlense de zamanla sistemin davranışı, başlangıçta tasarlanan düzenden uzaklaşır.
Shannon Entropisi ve Bilgi Belirsizliği
Matematikçi Claude Shannon, 1948 yılında yayımladığı çalışmasıyla entropiyi bilgi teorisine taşımıştır. Shannon entropisi, bir sistemdeki belirsizliğin ya da öngörülemeyen bilgi miktarının sayısal ölçüsüdür. Bir iletişim kanalında ne kadar çok gürültü ve değişken varsa, mesajın özgün biçiminde karşı tarafa ulaşması o denli güçleşir.
Bu ilke, sosyal ve siyasî sistemlere de uygulanabilir. İnsan davranışlarından oluşan karmaşık örgütlenmelerde, bilginin her düzeyde tam, doğru ve çarpıtılmadan aktarılması matematiksel olarak imkânsıza yakındır. Katılımcı sayısı arttıkça, sistemin merkezden yönetilmesi giderek daha güç bir hale gelir.
Kontrollü Darbe Tezinin Entropik Analizi
Katılımcı Sayısı ve Koordinasyon Problemi
15 Temmuz gecesi darbe girişimine katılan asker sayısının binlerle ifade edildiği bilinmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi soruşturma komisyonunun bulgularına göre çeşitli birliklerden sekiz binden fazla askerin operasyona dahil olduğu tespit edilmiştir. Bu ölçekteki bir örgütlenme, entropi ilkesi açısından son derece öğretici bir örnek sunar.
Bir sisteme dahil olan her yeni aktör, beraberinde yeni bir belirsizlik kaynağı getirir. Katılımcılar arasındaki her iletişim kanalı, bilginin çarpıtılabileceği, yanlış anlaşılabileceği ya da kasıtlı olarak değiştirilebileceği yeni bir düğüm noktasıdır. Binlerce askerin aynı anda aynı hedef doğrultusunda hareket etmesini sağlamak ve bu hareketi önceden belirlenmiş bir sonuca yönlendirmek, entropi yasasının izin verdiği sınırların çok ötesindedir.
Gecenin Kaotik Seyri
Kontrollü darbe tezini destekleyenlerin görmezden geldiği kritik veri, olayların gece boyunca sergilediği derin düzensizliktir. İstanbul Boğazı’ndaki köprüleri kapatan birlikler ile Ankara’da harekete geçen unsurlar arasındaki koordinasyon bozukluğu iddia edilegelmektedir. Komuta zincirinin daha operasyonun ilk saatlerinde çözülmüş olması; bazı birlik komutanlarının emirleri reddetmesi, bazılarının ise darbe girişiminden haberdar olmadığı anlaşılan üstlerinden onay almaya çalışması, sistemin kaotik yapısını açıkça gözler önüne sermektedir.
Eğer girişim gerçekten kontrollü olsaydı, bu düzeyde bir komuta kaosu nasıl açıklanabilir? Merkezî bir aktörün sistemi tam anlamıyla denetim altında tuttuğunu varsaymak, aynı aktörün aynı anda hem binlerce asker üzerinde mutlak kontrol kurmasını hem de görünürde başarısız olmasını açıklamasını gerektirir. Bu iki koşul birbirleriyle bağdaşmaz.
Kelebek Etkisi ve Kritik Sapmalar
Kaos teorisinin temel kavramlarından olan kelebek etkisi, başlangıç koşullarındaki küçük sapmaların zamanla büyük ölçekli öngörülemeyen sonuçlara yol açabileceğini ortaya koyar. Bu ilke, 15 Temmuz gecesinin dinamiklerini anlamak açısından son derece açıklayıcıdır.
Gecenin seyrini belirleyen birkaç kritik an, hiçbir merkezî planlama tarafından öngörülüp öngörülemeyeceği son derece kuşkulu olan anlık gelişmelerdir: Cumhurbaşkanı’nın CNN Türk kanalı aracılığıyla halka seslenme kararı, müezzinlerin sabah ezanından saatler önce camilerden duyuru yapması ve ardından kitlesel sokağa çıkışın başlaması bunların başında gelir. Bu gelişmelerden herhangi birinin biraz farklı gerçekleşmesi, sonucun tümüyle farklı bir yöne evrileceğine işaret eder. Kontrollü bir senaryoda bu tür kritik dönüm noktaları, önceden belirlenmiş ve güvence altına alınmış olmak zorundadır; oysa tüm kanıtlar bu dönüm noktalarının spontane bir nitelik taşıdığını göstermektedir.
Kazananın Kim Olduğu Sorusu ve Entropi
Kontrollü darbe tezinin merkezinde “kimin kazandığı” sorusu yer almaktadır. Bu görüşe göre iktidar, girişimden en fazla siyasî rant elde eden taraftır; dolayısıyla girişimi o planlamış olmalıdır. Bu akıl yürütme, post hoc ergo propter hoc safsatasının klasik bir örneğidir; yani bir olaydan sonra gerçekleşen başka bir olayın ilkinin nedeni olduğunu varsaymaktır.
Entropi perspektifinden bakıldığında, karmaşık bir sistemin sonucu hiçbir zaman tek bir aktörün planını yüzde yüz doğrulamaz. Gerçek bir kontrollü darbe girişiminin kalıntıları, son derece düzenli, öngörülebilir ve merkezî yönetimin izlerini taşıyan bir tablo ortaya koyar. Oysa 15 Temmuz gecesinin bıraktığı iz, farklı motivasyonlara sahip grupların, bozulmuş iletişim kanallarının ve beklenmedik halk tepkisinin ürünüdür. Bu tablo, yüksek entropili, yani düzensizliği yüksek bir sistemin görünümüdür; çok düşük entropili, yani merkezî kontrolün hâkim olduğu bir yapının değil.
Tarihsel ve Hukukî Boyut
Karşılaştırmalı Darbe Tarihi
Tarihsel süreçte gerçekleşmiş ve sonunda başarıya ulaşmış askerî darbeler incelendiğinde, bu operasyonların birkaç ortak özelliği paylaştığı görülmektedir: Hızlı ve eşgüdümlü ilk vuruş, kilit iletişim altyapısının anında ele geçirilmesi, liderliğin ya tutuklanması ya da firar etmeye zorlanması ve geniş halk kesimlerinin hareketsiz kalması. Türkiye tarihindeki 1960, 1971 ve 1980 müdahaleleri bu özellikleri büyük ölçüde taşımaktadır.
15 Temmuz girişimi bu tabloya uymaz. TRT ele geçirilmiş; ancak birkaç saat içinde yayın dışı bırakılmıştır. Parlamento bombalanmış; ancak bu eylem kamuoyunu darbeye değil, darbeye karşı saflaştırmıştır. Cumhurbaşkanı tatil bölgesinde bulunmakla birlikte Ankara ile iletişimini sürdürmüştür. Bunların hiçbiri, iyi tasarlanmış bir operasyonun göstergesi değildir.
Hukukî Açıdan Kontrollü Darbe İddiasının Sorunları
Kontrollü darbe tezi, hukukî düzlemde de ciddi boşluklar barındırmaktadır. Türk Ceza Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde, iktidarın bilerek tahrik ettiği bir darbe girişiminin ardından vatandaşları öldüren, onlara işkence yapan ve mülklerini tahrip eden eylemlerin hesabını sormak nasıl mümkün olacaktır? Bir devletin kendi kurgulayıp sahneye koyduğu bir olayın failleri için cezai yaptırım uygulamaya kalkması, hukukî tutarlılık bakımından savunulamaz bir konumdur.
Nitekim 15 Temmuz sonrası yargılama süreçleri incelendiğinde, farklı motivasyonlara ve örgütsel bağlılıklara sahip yüzlerce sanığın yargılandığı görülmektedir. Bu çeşitlilik, tek merkezli bir komuta yapısının varlığına değil, farklı motivasyonlarla harekete geçmiş heterojen bir aktörler topluluğuna işaret etmektedir.
Epistemolojik Bir Sorun Olarak Komplo Teorisi
Kontrollü darbe tezi, özünde yanlışlanabilir bir önerme değildir. Bu durumu, bilim felsefesinin en temel ilkelerinden biri olan Karl Popper’ın yanlışlanabilirlik ölçütü açısından değerlendirmek gerekir. Komplo teorisi, her yeni kanıtı kendi lehine yorumlayacak biçimde kurgulanmıştır: Başarısız olması, “planlı” olduğunun kanıtıdır. Kaotik olması, “örtbas için tasarlandığı” anlamına gelir. Binlerce tutuklamanın yapılması, “fırsatçı siyasi temizlik” olarak açıklanır.
Bu döngüsel yapı, teorinin ne zaman ve hangi koşullarda yanlışlanabileceğini belirsiz kılar. Entropi ilkesi bu noktada yeniden devreye girer: Gerçek dünyada binlerce insan, binlerce motivasyon ve anlık kararın etkileşimiyle ortaya çıkan olayları, tek bir aktörün iradesi çerçevesinde açıklamaya çalışmak, sistemin sahip olduğu doğal karmaşıklığı göz ardı etmektir.
Tarih, belirli aktörlerin kaotik süreçlerden fırsat devşirdiğine dair pek çok örnek sunmaktadır; bu gerçeklik inkâr edilemez. Ancak bir olaydan siyasi çıkar elde etmek ile o olayı bizzat düzenlemek arasında derin ve belirleyici bir ayrım vardır. Yeterli entropi düzeyine sahip bir sistemde bu iki durum birbirinden radikal biçimde farklı sonuçlar doğurur.
Sonuç
Bu makalede, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin “kontrollü darbe” olduğuna dair tezin entropi ilkeleri çerçevesinde neden tutarsız olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Termodinamiğin ikinci yasası ve Shannon’ın bilgi teorisi, binlerce aktörden oluşan karmaşık sistemlerin öngörülemeyen sonuçlar ürettiğini kesin biçimde ortaya koymaktadır. Bu ilkeler ışığında değerlendirildiğinde, 15 Temmuz gecesinin kaotik seyri, parçalanmış komuta yapısı ve spontane halk tepkisi, yüksek entropili gerçek bir kaosun görünümünü yansıtmaktadır.
Kontrollü darbe tezi, sistemin gerçek karmaşıklığını göz ardı ederek tüm nedenselliği tek bir aktörün iradesine bağlamaktadır. Bu yaklaşım hem entropi yasasına hem de karşılaştırmalı darbe tarihinin ortaya koyduğu örüntülere aykırıdır. Komplo teorisinin çekici yalınlığına karşı, bilimsel analizin zorunlu kıldığı epistemolojik dikkat, 15 Temmuz üzerine yapılacak her ciddi değerlendirmenin vazgeçilmez zemini olmak durumundadır.
Son olarak şunu vurgulamak gerekir: Bir olayın ahlâkî ve siyasi sorumluluğunun tartışılması ile o olayın fiziksel olarak nasıl gerçekleştiğinin analiz edilmesi birbirinden ayrı ve birbirini dışlamayan sorulardır. Bu makale, olayların ahlâkî ya da siyasi değerlendirmesiyle ilgili herhangi bir öncülü savunmamaktadır; yalnızca entropi ilkelerinin, “kontrollü darbe” tezinin geçerliliğini ciddi biçimde sorgulatacak nesnel bir çerçeve sunduğunu ileri sürmektedir.
Kaynakça
Atkins, P. W. (2010). The Laws of Thermodynamics: A Very Short Introduction. Oxford University Press.
Clausius, R. (1865). Ueber verschiedene für die Anwendung bequeme Formen der Hauptgleichungen der mechanischen Wärmetheorie. Annalen der Physik, 125, 353–400.
Gleick, J. (1987). Chaos: Making a New Science. Viking Penguin.
Lorenz, E. N. (1963). Deterministic nonperiodic flow. Journal of Atmospheric Sciences, 20(2), 130–141.
Popper, K. R. (1959). The Logic of Scientific Discovery. Hutchinson.
Shannon, C. E. (1948). A mathematical theory of communication. The Bell System Technical Journal, 27(3), 379–423.
TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu. (2017). 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Sonrası Araştırma Komisyonu Raporu. Türkiye Büyük Millet Meclisi Yayınları.
Tilly, C. (2003). The Politics of Collective Violence. Cambridge University Press.
Zürcher, E. J. (2017). 15 Temmuz ve sonrası: Bir tarihçinin ilk değerlendirmeleri. Toplum ve Bilim, 141, 7–22.

