Tamer Çetin- Devlet, içki kullanmaya müdahale etmeli mi?

Geçtiğimiz günlerde yeni alkol düzenlemesi yürürlüğe girdi. Düzenleme, pek çok açıdan kayda değer önem taşıyor.

Düzenlemenin mantığı, daha ileri yöntemlerin tercih edilebilirliği, farklı kesimlerin düzenlemeye karşı aldıkları pozisyonların ima ettiği sonuç ve bu seviyede bir ülke açısından bu tür bir düzenleme tarzının ne anlama geldiği tartışmalarına kadar, Türkiye’ye özgü pek çok tartışmalı konuya ilişkin ipuçları bulmak mümkün.

Alkol piyasası neden düzenlenir?

Önce düzenlemenin mantığını anlamaya çalışalım. İktisat, bir piyasaya ilişkin devlet müdahalesinin temel belirleyicisi olarak piyasa başarısızlığını görür ve bunun için 4 temel yaklaşım getirir. Alkol piyasasında bu piyasa başarısızlığı unsurlarından ikisini (dışsallık ve asimetrik bilgi) görmek mümkün olduğundan, hükümetler, piyasayı, ruhsat vererek, satış saatlerini belirleyerek, satışa yaş sınırı getirerek düzenlerler. Ancak devlet müdahalesine ilişkin temel rasyonel, dışsallıktır. Bu anlamda alkol regülasyonuna ilişkin iktisadi mantık, alkolün, içen kişinin sağlığına zarar vermesi değil, toplumun üçüncü taraflarına negatif etkilerinin olmasıdır. Alkollüyken suça karışma oranının yüksekliği konusundaki veriler herkesçe bilinmektedir. Sorun, üçüncü tarafların, sadece alkol kullanan birinin neden olduğu suç unsuru nedeniyle zarar görmesidir. Bu zarar, özgürlük ihlalinden, ölüme varan bir dizi olumsuz etkidir. Bu tür negatif dışsal etkilerin varlığı, alkol piyasasında piyasa mekanizmasının etkinlik getirmediğini ve başarısız olduğunu göstermektedir. Bu nedenlerle, gece belli bir saatten sonra satışın yasaklanması, belli bölgelerde içilmemesi ve özellikle belli yaş grupları altında kalanlara satılmaması gibi düzenlemeler, teorik temelleri açısından meşrudur ve kabul edilebilir bir durumdur. Nitekim modern dünyanın başvurduğu yaygın uygulamalardandır. Ancak bununla birlikte hükümetler farklı yaklaşımları tercih edebilirler. Hukuk ve ekonomi ile regülasyon iktisadı literatürleri, bu kapsamda düzenlemeleri, etkinlikleri açısından ex-ante (dönem başı) ve ex-post (dönem sonu) düzenlemeler olarak ikiye ayırmaktadır. Yukarıda sözü edilen ve Türkiye’de son dönemde kabul edilen düzenlemeler, ex-ante düzenlemelerdir. Yani ilgili eylemin, beklenen olumsuz etkiye neden olmadan önünün alınmasıdır. Bu yaklaşım, ilgili eylemi doğrudan yasaklamamakla birlikte, her ne kadar olumsuz etkilerinin varlığı bilinse ve kabul edilse bile bireysel tercihlerin ve piyasa süreçlerinin işlemesine ket vurduğu için daha yeni yaklaşımlarca kabul edilmez. Yerine ex-post regülasyonlar önerilir. Alkollü içecek almak bireyin tercihine bırakılır, ama alkollüyken üçüncü taraflara neden olunan olumsuz etki olarak tanımlanan suçun cezası ağır olur. Bu ikinci yaklaşımın pek çok avantajı bulunmaktadır. Öncelikli avantajı, bireysel tercihleri serbest bırakmasıdır. Diğer avantajı, özellikle Türkiye gibi toplumsal dönüşüm yaşayan ülkeler açısından gerilim azaltıcı etkisinin olmasıdır. Buna göre bir kez cezalar eyleme ilişkin tercih yapıldıktan sonra daha ağır şekilde düzenlenirse, hukuki süreçler, politik süreçlerin yerine geçer ve toplum nezdinde daha fazla kabul görür. Aynı zamanda yükü politikacının üzerinden atmaya da yarar. Böylece bu yaklaşım, gerilimden uzak bir düzenleyici süreç getirebilir.

En önemlisi, bu tür düzenlemelerin caydırıcı etkisi, ilkine göre daha yüksektir. Çünkü yasaklayıcı veya kısıtlayıcı uygulamalar durumunda düzenlemenin ihlalinin cezası genelde düşük olacağı ve yasak gibi menfi bir ima barındırdığı için genellikle ikincil piyasalara neden olurlar. Bu nedenle ex-ante düzenlemenin ilgili eylemi azaltma potansiyeli nispeten düşük kalır. Oysaki suç üzerinden ceza uygulaması, eğer yeteri kadar caydırıcı ise bu kez alkollü içki almak konusunda bir azalma ortaya çıkmasa bile düzenlemenin temel amacı olan üçüncü taraflar üzerindeki olumsuz etkiler bertaraf edilmiş olur. Kısaca suç oranları üzerinde daha dramatik etkiye neden olur. Bu nedenlerle ikinci yaklaşım, daha faydalı olabilir. Bireyler, alkollü içkiyle suça karıştıklarında alacakları cezanın yüksek olduğu durumlarda, katlanacakları maliyetle, alkol almak arasındaki tercihlerini kendileri yapacaklardır. Muhtemelen, alkollü suça karışmanın cezasının daha yüksek olduğu durumlarda katlanacakları maliyet, suça karışma pahasına alkol alarak elde edecekleri faydadan daha yüksek olduğu sürece rasyonel tercih olarak sorunlu durumlarda içmemeyi veya az içmeyi seçeceklerdir. Bu nedenlerle yeni getirilen ex-ante düzenlemeler yerine, mevcut ex-post düzenlemelerin içerdiği cezalar caydırıcı olacak kadar artırılsaydı hem hükümetin elinde koz olur, hem de daha asıl derde derman bir çözüm getirilebilirdi. Ancak bu durumda da hükümetin tepkiyle karşılaşması kaçınılmaz olacaktı. Çünkü alkol düzenlemesine itirazın temelinde, pek çok kişi açısından bireysel tercihlerinin engellenmesi değil, ideolojik sorunlar yatmaktadır.

 

Aslında anlaşılacağı gibi getirilen düzenleme, mantığı açısından bir sorun taşımamakta ve tepkilerin çoğu da yersiz görünmektedir. Ayrıca dünyanın genelinde de burada sözü edilen daha modern yaklaşımlar yerine, Türkiye’deki gibi ex-ante yaklaşımlar tercih edilmektedir. Dolayısıyla düzenlemenin, sadece daha etkin bir yöntem tercih edilebilir miydi kısmı tartışmalıdır. Bu nedenle yeni alkol düzenlemesinin temel sorunu, niteliği değil, taraflar açısından barındırdığı politik tavırdır.

Bu yazı Zaman Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et