Siyasetin finansmanı

Türkiye’de siyasetle uzaktan yakından ilgisi olmayanlar dahil, neredeyse herkesin hemfikir olduğu bir konu vardır:
Siyasetin yozlaşmasında en büyük suçlu Siyasi Partiler Yasası’dır! “İyi” bir Siyasi Partiler Yasası’yla partiler zapturapt altına alınmadan ülkede demokrasi kurulamaz. Böyle derler… Kahvehane sohbetlerinden parti kongrelerine ve hatta bilimsel kongrelere kadar her platformda son derece yaygın bir biçimde savunulan bir fikirdir bu.

Ben de yıllardır Siyasi Partiler Yasası diye bir yasaya gerek olmadığını yazar dururum. Siyasi partilerin iç işleyişlerini ayrıntılı bir yasayla sıkı kurallara bağlamanın, partilerin siyaset yapma hakkına tecavüz anlamı taşıdığını; bütün partilere tek tip bir elbise giydirmeye çalışmanın (bu elbise demokrasi elbisesi bile olsa) antidemokratik bir davranış olduğunu; parti içi demokrasiyi kurmanın yasanın değil o partinin üyelerinin işi olduğunu; kanun zoruyla siyasi partilerin içine demokrasi enjekte etmenin mümkün olmadığını söyler dururum.

Ne var ki, partilerin içişlerine karışmama ilkesinin tek bir istisnasını da ısrarla vurgularım bu yazılarda: Partilerin finansmanı konusunu… Siyasetin finansmanının saydam olup kamu adına denetlenebilmesinin siyaset pazarında serbest rekabetin olmazsa olmazı olduğunu savunurum.

Yeni Ticaret Kanunu

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun siyasetin finansmanı konusunda getirdiği değişiklik bu açıdan önemli bir mesele.

Bildiğiniz gibi, 1 Temmuz’da yürürlüğe giren yeni Ticaret Kanunu’na göre, şirketler diledikleri parti ve adaylara diledikleri kadar para yardımı yapabilecekler.

Yeni düzenlemeye yapılabilecek itirazlar elbette belli: Bu serbesti sayesinde iş dünyasının siyaseti rehin alabileceği, yoksul halkın çıkarlarını savunan partiler bağışçı bulamazken iş dünyasının çıkarlarını savunan partilerin seçim kampanyalarında büyük kaynaklara kavuşacağı; ayrıca siyasi partilerin büyük finansörlere “gebe kalıp” seçildikten sonrası için çeşitli taahhütlerde bulanacağı ve benzeri…

Bütün bu itirazlarda önemli bir haklılık payı olduğunu kabul etmemek imkânsız. Zaten, vaktiyle getirilen Hazine yardımları uygulamasının amacı da siyaseti iş dünyasının etkilerine kapamaktı.

Bağışlar şeffaf olursa

Ne var ki, Hazine yardımları uygulaması da kendi içinde adaletsizlikler üretti. Daha da önemlisi, eski yasa iş dünyasının partilerin seçim kampanyalarını finanse etmelerini engellemedi, sadece kayıt dışı hale getirdi ki bu en kötü durumdu.

Şimdi, yeni yasayla şirketlerin siyasi partilere bağış yapması serbest bırakılırken, aynı zamanda bütün bu bağışların şeffaf olması, kamu tarafından denetlenebilirliği sağlanabilirse, hiç değilse vatandaş da oy verdiği partinin hangi şirketler tarafından finanse edildiğini bilme imkânına kavuşur.

Belki bu yolla desteklediği partinin sınıfsal karakteri konusunda da gözü açılır. Kim bilir belki de o bağışçı listesini okuyunca siyasal tercihlerinde değişiklik bile yapabilir.

Ayrıca unutmayın ki, işadamları her zaman “her devrin adamı” olmayı tercih ederler. Bağışların açık olması, onları en hoşlanmadıkları durumla, yani bir partiye angaje olma durumuyla karşı karşıya getirdiğinde, “bağımsız-tarafsız” imajlarını bozmamak için gözden çıkardıkları miktarı, iktidar alternatifi partiler arasında paylaştırmayı tercih etmeleri mümkündür. Bütün bunların üstüne, kayıt dışı olmayan bir bağış için partileri esir almak, diyet istemek de daha zordur.

Özetle ben bu yeni düzenlemeyi, zaten olanın hiç değilse kayıt içine alınması ve şeffaflaşması açısından faydalı buluyorum.

 

Bugün, 06.07.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,725TakipçilerTakip Et