Sağ sol meselesi

Nasıl açıklanabileceğini merak ettiğim bir vaka var: Neden sağ topluca mahkûm edilirken sol topluca yüceltiliyor? Neden insancıllık, merhamet, özgürlük, adâlet, demokrasi gibi olumlu çağrışım yapan değer, durum ve talepler sadece soldakiler tarafından değil, solda olmayanlar tarafından bile tekelci biçimde sola mal ediliyor? Neden hiç kimse ‘sağcıyım’ diye ortalarda gezinmezken birçok aydın, gazeteci, akademisyen ‘solcuyum’ diye böbürleniyor? Neden hiç kimse, ‘sağcı geçinen’, ‘sahte sağcı’, ‘kendini sağcı sanan’ gibi ifadeler kullanmazken, soldakilerin saçmalıkları, hataları, dogmatiklikleri, anti–demokratlıkları onları soldan ve solcu olmaktan ayrıştıran ifadelerle sol çizginin dışına atılıyor?

1789 Fransız Devrimi sonrasında doğan sağ – sol kavramsallaştırmasının hem başından itibaren tek boyutlu olduğunu hem de son yüzyılda iyice anlamsız hâle geldiğini düşünüyorum. Değişime karşı veya taraftar olma açısından bakıldığında, zamana ve mekâna bağlı olarak, sosyalistlerin – komünistlerin değişim karşıtı, muhafazakârların değişim taraftarı olduğu durumlar tespit ediyoruz. Bu yüzden, değişime karşı olana sağcı, taraftar olana solcu demek anakronik bir yaklaşım. Benzer şekilde, solun ve sağın zorunlu toplumsal tabanlarının olduğu fikri de çok sağlam durmuyor. Bu bakışa göre yoksulların, fakirlerin solcu olması ve sol partilere oy vermesi, varlıklı kesimlerin sağcı olması ve sağ partilere oy vermesi lâzım. Gel gör ki hayat bu teoriyi yalanlıyor. Dünyadaki çoğu sosyalist fikir ve eylem öncüsü aristokrat, zengin ailelerden çıkmış. ABD’de solcu demokratların en hararetli destekçileri orta üst gelir grubuna giren beyaz yakalılar, akademisyenler ve sanatçılar. İngiltere’de on yıllardır muhafazakâr partiye oy veren işçi aileleri mevcut. Türkiye’de zenginlerin yoğun olduğu muhitlerin sakinleri daha çok solcu CHP’ye oy veriyor. Bu yüzden İ. Küçükömer’in ‘Türkiye’de solcular sağcı, sağcılar solcu’ sözü hem anlamsız ve hem de yine bir sol yüceltmesi yapar mahiyette.

İtiraf etmek zorundayım ki, sol intelijansiya söylem üstünlüğünü uzun süredir elinde tutuyor. Ama, ciddî bir fikir tartışmasına girildiğinde solun çoğu çizgisi dökülüyor. Felsefeci M. Hocutt solun retoriğinin Rousseau’dan kaynaklandığını ve solu her zaman insancıl, merhametli, hoşgörülü, demokrat muhaliflerini ise tam tersi özelliklere sahip gösterdiğini söylüyor. Oysa, bir teorinin ilan ettiği hedefler yanında yöntemleriyle de değerlendirilmesi gerekir. Başka bir deyişle, ne yapılmak istendiği kadar nasıl yapılmak istendiği de önemlidir; hatta daha önemlidir. Zengin pratiği göz önüne alındığında sol demek şu veya bu amaçla topluma çeşitli seviyelerde merkeziyetçi müdahale, toplumun devlet eliyle dönüştürülmesi çabası, sivil topluma ait alanlara devlet tarafından el konulması demektir. Kuşkusuz, merkeziyetçi müdahale eğilimi sağda da vardır ve solun bazı türleriyle sağın bazı türleri bu bakımdan çakışır, ortaklaşır. Ancak, sol, aşırı formlarında, sağın her türlüsünden daha büyük totaliterizm yaratmıştır.

Devletçilik solun ve sağın tüm renklerinde bir derece meselesi olarak var. Faşistler de devletçidir, sosyalistler de. Faşistler devleti kişi kültü veya ulus efsanesi sosyalistler ise ideoloji ve amaçlar üzerinden yüceltir. Sonunda her ikisi de aynı kapıya çıkar; baskı, zulüm, cinayet, özel hayatın iptali, sivil toplumun budanması. Solcuların solu tüm insanî değerlerle ve demokratlıkla özdeşleştirmesi de, solda olmayanların solu otomatikman demokrat sayması ve bu çerçevede meselâ CHP’yi solda görmemesi veya ‘sahte solcu’ diye etiketlemesi de gülünç. Lenin, Stalin, Mao, Pol Pot… Bunların hepsi sosyalistti. Hangisi demokrattı? Hangisi serbest ve yarışmacı seçimlerle iş başına geldi? Hangisi muhalefetin fiilen ve resmen var olmasına izin verdi? Siyasî muhalefeti şiddet kullanarak yok eden, bireyleri ve kitleleri şiddet ve açlıkla tedip ve terbiye edenler bu adamlar değil miydi? Aynı adamlar sivil toplumu budayıp, toplumu bir demir cendereye sıkıştırmadı mı?

Eğri oturup doğru konuşalım. Nasıl ki sağ denilen yelpazede insan hak ve özgürlüklerine saygısız, anti–demokrat renkler ve duruşlar varsa, sol denilen yelpazede de hak ve özgürlükleri tanımayan, anti-demokrat, totaliter renk ve duruşlar var. ‘Solun adam olması’nı isteyenlerin toplu sol güzellemeleri yapmak yerine, solun despotik, totaliter renklerini mülayim, liberal demokrasiyle uzlaşan çizgiden (sosyal demokrasiden) ayırması ve ilkini kınayıp dışlarken ikincisini teşvik etmesi gerekir.

Bu yazı Yeni Şafak Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et