Geri dönüşü olmayan bir yol

Anlatacağım olay bundan altı yıl önce Mersin Limanı’nda yaşanmıştı.

Mersin Gümrük Müdürlüğü elemanları, Mısır’dan deniz yolu ile Mersin Limanı’na gelen ve Mersin’den de Irak Kürdistan’ına gönderilecek olan içinde akaryakıt rafinerisi parçalarının bulunduğu 35 parça kargo yükünün üzerinde ‘Kürdistan’ yazılarının olduğunu tespit ediyorlar. “Kürdistan isminde bir ülke olmadığı için” de bu kargoların Kuzey Irak’a çıkışına izin vermiyorlar. Yükler, rıhtımdan boş bir alana indirilerek bekletilirken, ‘Kürdistan’ yazılarının üzeri siyah boya ile kapatılıyor. Sonra Ankara ile temas kuruluyor ve gelen malların Mısır’a geri gönderilmesi isteniyor.

Ne var ki Gümrük Müdürlüğü’nün bu adda bir ülke yok demesi, o ülkeyi yok etmiyor. Nasıl, on yıllar boyunca Kürtler yok diyenler Kürtlüğü yok edemediyse, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi de bir gerçeklik olarak orada öylece duruyor ama onu yok sayan politika iflas ediyor.

Altı yıl sonra, Başbakan Erdoğan Diyarbakır’da Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’yle el ele, adlı adınca Kürdistan’dan bahsediyor…

Bu, Diyarbakır buluşmasının önemli satır başlarından biri…
 
Bölgesel entegrasyon
 
Tarihi buluşmanın diğer satır başlarına bakacak olursak öncelikle şu tespiti yapabiliriz:

Gerek Barzani gerekse Erdoğan’ın konuşmasında özenle yerleştirilmiş çeşitli ifadeler, artık bu bölgede kardeşler arasına çekilen resmi sınırın göstermelik bir sınır olarak kalacağını; Irak Kürdistan’ı ile Türkiyeli Kürtler arasında çok yönlü bir entegrasyonun gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğunu ortaya koyuyordu. Ve o meydandaki herkes, böyle bir bölgesel entegrasyonun hem doğal hem tarihin akışına uygun hem de her iki taraf açısından da yararlı bir gelişme olduğunda hemfikirdi. Özal’ın hayalini kurduğu, Davutoğlu’nun kitabını yazdığı ve AK Parti’nin hayata geçirme kararlılığı gösterdiği bir projeydi bu.
 
PKK Rojova’yı sürecin karşısına dikebilir mi?
 
İkinci olarak, Diyarbakır’daki tarihi gün, çözüm sürecinin geri dönülmez bir süreç olduğunu bir kere daha ortaya koydu. Barzani, Diyarbakır’a çözüm sürecine bütün gücüyle sahip çıkmak üzere gelmişti.

Bu misyon, meydandaki kalabalığın arzusuyla o kadar örtüşüyordu ki, böyle büyük özlemin karşısına dikilmek mümkün olamazdı.

Nitekim Diyarbakır’ın havası BDP’yi de etkiledi ve başlangıçta Barzani’nin gelişine soğuk bakan BDP (hepsi olmasa da) tutumunu yumuşatmak; birlik ve barış mesajlarına katılmak durumunda kaldı.

Barzani’nin barış sürecine sahip çıkması, o sürecin PKK adına yürütücüsü olan Öcalan’a da sahip çıkması anlamı taşıdığından, hükümetin Öcalan’ı dışlayıp yerine Barzani’yi koymaya çalıştığı yolundaki spekülasyonlar da boşa çıkıyordu. Ayrıca Erdoğan da Osman Baydemir’e yaptığı ziyaretle bu tarihi günde BDP ya da PKK’yı dışlamak gibi bir tutumları olmadığını ortaya koymuş oldu.

Diyarbakır’da ortaya çıkan çözüm talebi o kadar büyüktü ki, bu talep karşısında PKK’nın Rojova’yı ön plana alıp, Rojova politikasından dolayı AK Parti’yi, Barzani’yi ve tabii çözüm sürecini karşısına almaya kalkması sadece kendisini tecrit ederdi. Hiçbir PKK’lının o meydandaki halka “Şimdi önemli olan Rojova’daki devrimin başarısıdır; gerekirse biz bu uğurda Türkiye’deki çözüm sürecini elimizin tersiyle iter, masadan kalkarız” demeye yüreği yetmezdi.
 
Af vaadi sürece büyük ivme kazandıracak
 
Diyarbakır buluşmasını tarihi önemde bir gün haline getiren bir başka nokta da, Başbakan’ın ağzından ilk kez çıkan af vaadiydi…

Dağdaki gençlerin inmesinden, cezaevlerinin boşalmasından söz etti Erdoğan… Bunun da tek bir şartı vardı: Silahların teslim edilmesi… Artık silahın miadını doldurduğunu söyleyen bir hareketin bu talebi yerine getirmemesi için nasıl bir gerekçe olabilir? Bu talebi yerine getirmezse, acil barış isteyen kitlelere ne söyleyebilir?

Bence Erdoğan’ın bütün Türkiye’nin şahitliğinde verdiği bu söz, barış sürecini artık çökertilemeyecek bir süreç haline getirmiştir. Binlerce aile için dağdaki çocuğuyla kucaklamayı, hapisteki evladına kavuşmayı güzel bir hayal olmaktan çıkarıp elini uzatsa ulaşabileceği bir gerçek haline getiren bu vaat, geniş kitleleri çözüm sürecinin yılmaz bekçileri haline getirecektir.

Ne PKK ne BDP ne de KCK direnebilir böyle bir vaade. Direnen parçalanır ve “savaşçılar”marjinalleşir.

Bu yazı Bugün Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,725TakipçilerTakip Et