Oku, Oy Ver ama Tiryaki Olma

 

Okumak, oy vermek ve tiryaki olmak arasında kıyas götürür bir değer tartışması var mıdır? Yani okumanın ve oy vermenin tiryaki olmaktan daha değerli ve daha faydalı olduğunu söyleyebilmek için elimizde nesnel bir ölçüt var mıdır? Yoksa hangisinin değerli olduğu tamamen kişisel tercihlere ilişkin ve öznel değerlendirmelerle mi ilgilidir? Daha ilginci, okumak, oy vermek ve tiryaki olmak arasında nasıl bir ilişki vardır da bu yazının hem konusu hem de başlığı olmuştur?

İçinden bu muhabbet de neyin nesi diye geçirenler varsa hemen açıklayayım: İlgilenenler bilir; son dönemde üniversite kampüslerinde sigara satışları yasaklandı. Alkol satışları zaten yasaktı, ama bunun yasak olduğu özellikle vurgulanır oldu. Bütün bunların gerekçesi gençlerin ya da ‘gençliğin’ korunması… Aklım erdiğinden beridir ‘gençlik’, millet, aile yapısı vb. anlamı muallak, içinin doldurulması hem oldukça kolay ama bir o kadar da imkânsız, farklı her bakış açısının ayrı tanımlayabileceği soyut kavramların pratiklerinden korkmuşumdur. Böylesi kavramlar hem sınırsız bir kapsayıcılığa sahipken hem de aynı ölçüde dışlayıcıdır. Yani bireyin bu kavramlarla sıfatlandırılma ihtimalinin varlığı ani bir durumda yokluğa dönüşebilir. Dolayısıyla, bir an genç ve korunması gereken bir bireyken farklı bir konjönktürde kendi kendine karar verebilecek ve tercih yapabilecek düzeyde erginsinizdir; tıpkı oy verirken olduğu gibi… Aslında okumak, oy vermek ve tiryaki olmak arasındaki ilişki de burada ortaya çıkmakta. Yani, ‘üniversiteye kafayı bulmaya değil, ilmi, bilimi ve kendinizi bulmaya’ gidersiniz; dolayısyla ilmi, bilimi bulabilecek kapasitede, ancak korunmaya muhtaç, kafayı bulup bulmayacağınıza karar veremeyen ve en yakın seçimlerde sandığa gidip yerel yöneticinizi ya da siyasal iktidarı seçebilecek ergin ve sezgin bireylersinizidir.

Üniversite öğrencilerinin geneli 18 yaşını geçmiş, akıl sağlığı yerinde kabul edilen, askere gitmek istese askere alınabilecek, seçimlerde oy verme ehliyetine sahip bireyler. Yani, bu birey ülke yönetimine yönelik bir karar verebilecek kapasitede. Bu anlamda yaptığı tercihe de diyecek bir şey yok. Ayrıca kime oy vereceği konusunda da sınırsız bir özgürlüğü var. Peki, bunda bir sorun yok zaten. Sorun, bu bireyin tercih özgürlüğünün sınırları konusunda. Yani oy verirken tercihte bulunabilme kapasitesine inandığınız bireyin, diğer alanlarda yapacağı tercihlerin doğruluğuna inanmayı neden istemezsiniz noktasında. Mesele sigara ya da alkol olunca bu bireyin bunları kulllanıp kullanmama konusundaki tercihinden neden korkarsınız? Sanırım tam burada hemen sigara ve alkolün zararlarını tartışan kısma gelip konuya ilgi gösteren küçük bir azınlığın yaptığı gibi yapmalıyım ama malesef öyle yapmayacağım. Derdim, bireysel hak ve özgürlükler noktasında bir tavır ortaya koyup politik pozisyonumu belli etmek de değil. Yapmaya çalıştığım, 18 yaşını geçmiş bir üniversite öğrencisinin okuma, oy verme ve sigara ya da alkol kullanma konusundaki tercihlerine duyulan saygı düzeyi arasındaki tutarsızlığı ve devletin bu maddelerin kullanılmasına ilişkin gösterdiği ilgiyi ve bu maddelerden en çok vergiyi almasına rağmen bunların tüketilmesine karşı neden böyle bir çaba harcadığını anlatmak.

Birçoğunuz muhafazakâr bir hükümetin bu yönde çaba göstermesinin anlaşılır olduğunu düşünebilir. Doğrudur; muhafazakâr hükümetlerin bu konularda verdiği tepkilerin tipik olduğunu ben de söyleyebilirim. Ne var ki bu tepkinin genel olması ne tutarlı ne de haklılaştırılabilir olduğunu gösterir. Söylemeye çalıştığım, sigara ve alkol satışlarının üniversite kampüslerinde yasaklanmasının ne yanlış ne de doğru olduğu. Bence doğru olan meseleye bireysel hak ve özgürlükler ve özellikle tercih özgürlüğü çerçevesinde presipsel bakmak. Bir üniversite öğrencisinin kampüs içinde sigara ya da alkol satın alma tercihini yanlış buluyor ve bunların satışını yasaklıyorsanız, üzgünüm ama onun ilmi, bilimi ve kendisini bulma kapasitesine ya da seçimlerde oy verme tercihine de samimiyetle inanmıyorsunuz demektir. Bu öğrenci, sigara ve alkol kullanma konusunda doğru tercihte bulunamaz, bu anlamda rasyonel bir süreç izleyemez ve kafayı bulur diyor ama en yakın seçimde rasyonel olarak kendi oyuna maksimum avantajı sağlayacak partiye oy verebilir diyosanız da tutarsızsınız demektir. Mantık ilkeleri de bunu söylemiyor mu: “Henüz kendi hayatına dair tercihte bulunamayacağını düşündüğünüz bir bireyden ülkenin siyasal yaşantısına dair tercihte bulunmasını bekleyemezsiniz. Yani, A, B ise ve A aynı zamanda C ise B,C’dir. Dolayısıyla sigara ve alkol yasaksa, oy verme de yasaklanmalıdır. Oy vermeyi ve bu anlamdaki tercih özgürlüğünü sınırlandıramıyorsanız, diğer konulardaki tercih özgürlüğüne nasıl müdahalede bulunabilirsiniz!”

Peki devlet neden bireylerin sigara ya da alkol kullanma durumlarıyla ilgilenir? Muhafazakâr hükümetler için aile, çocuk, gençlik gibi olgular  toplumsal yaşamın hayati konularıdır. Bunlar aynı zamanda toplumun çekirdeğini oluşturan yapılardır. Eğer toplumsal bir ‘iyi’ tasarlanıyorsa bu, aile, çocuk ve gençliğin korunmasından geçer ve toplumun geleneksel yapı ve bağlarının korunması herkesin iyiliğinedir. Bu yüzden de bireylerin kötü şeyler (sigara ve alkol kullanımı gibi) yapmasına mümkün olduğunca engel olmak başta toplumun iyiliği içindir. Toplumun iyiliği aynı zamanda devletin de iyiliğinedir. Özellikle organik bir toplum devlet ilişkisi varsa zihninizde, sağlıklı, zinde, atik, çevik bir toplum avantajlı bir devlet demektir. Unutmamak gerekir ki modern ulus-devlet tarih boyunca bireylerin hayatlarına en fazla müdahale eden model olmuştur. Bu durumun birçok nedeni vardır; ancak temel nedeni  ulus-devletin diğer ulus-devletlerle hırslı bir mücadele içinde olması ve bu nedenle de devletin, malzemesi olarak gördüğü bireyin bu mücadeleye hazır olmasıdır. Öyleyse birey öncelikle sağlıklı ve zinde, sürekli çalışıp üretebilecek kapasitede olmalı ve ülke ekonomisine katkı sağlamalı, böylelikle devletin verdiği uluslararası mücadeleye angaje olmalıdır. Diğer yandan sağlığınıza dikkat etmez, sigara ve alkolle kendinizi heba ederseniz, hele bir de sosyal devlet meselesine bulaşmışsanız, devlet açısından ekstradan bütçesel bir ağırlıksınızdır. Bu durumda hem çalışıp üretip ülke ekonomisine yeterli katkıyı sağlayamadığınız gibi tedaviniz için devletin para harcamasına yol açarsınız. Bu yüzden de sağlık bakanlarının kanserin tedavisine her yıl ne kadar para harcandığı açıklamalarını duyarsınız.

Oy verirken bulunduğunuz tercihinin devlete maliyeti hiçbir şeydir. Ne var ki sigara ve alkol kullanma tercihinizde, tedaviniz için sosyal devletin harcadığı para aldığı vergiden fazlaysa, bu tercih ülkenin çıkarlarını etkileyecek bir şekilde uluslararası rekabeti etkiliyorsa ve hele hele hükümetin bu yönde ciddi planları varsa maliyetiniz fazladır.

Maliyet meselesi bu konunun yalnızca bir boyutudur. Bence bundan çok daha önemlisi, devletin tercih özgürlüğünü sınırlandırma konusundaki ısrarıdır. Hak ve özgürlüklerin bireyler tarafından etkili bir şekilde kullanımı tercih alternatiflerinin varlığına bağlıdır. Siyasal arenada tek bir siyasal partinin olduğu ve yalnızca bu partinin seçime katıldığı bir ortamda oy verme hakkınızın olması ve bunun önünde hiçbir engelin olmamasının hiçbir anlamı yoktur. Çünkü tek bir tercih alternatifiniz vardır ve sizin tercih konusunda irade göstermenize hiç gerek yoktur; çünkü o partiden başka bir partiye oy verme imkanınız yoktur. Öyleyse, sigara ya da alkol satın almak gibi bir alternatifiniz yoksa, zaten bu anlamda tercihte bulunmanız ne mümkündür ne de önemlidir. Dolayısıyla önünüze konulan, sigara ve alkol satın alıp almama konusunda bir tercih özgürlüğü değil, bir tercihsizlik halidir. Yani bireysel bir hakkın etkili kullanımının önüne geçilmesidir.

Sonuç olarak 18 yaşını geçmiş, sezgin bir üniversite öğrencisinin kampüste sigara ya da alkol satın alıp almama tercihine güvenmemek, ne var ki oy verme tercihine saygı duyduğunuzu söylemek iyi bir tutarsızlık örneğidir. Bu birey karşısında zaten güvensizlik duyan devletin sınırlarının genişlemesinden başka bir şey değildir. Halbuki bunun tam tersinin olması gerekmez mi; yani birey olarak devlet karşısında sürekli şüpheci olmamız ve ‘devlet ne eylerse iyi eyler’ zihniyetine karşı durmamız gerekmez mi?

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,715TakipçilerTakip Et