Ergun Babahan – Ben savaştım ben yönetirim

Bu iddia sadece PKK’ya ait değil. Ergenekon ve Balyoz gibi davaları gündeme getiren kesimler de aynı iddiayı seslendiriyor.

Yani, bir yandan Kürtler adına siyaset yaptığını iddia eden PKK, diğer yandan demokratikleşme mücadelesini kendilerinin başlattığını ilan edenler, seçimle işbaşına gelmiş bir iktidarın meşruiyet zeminini zorlamaya çalışıyor.

Dar tabanlara dayanan hareketlerin kendi inançlarını tek doğru olarak dayatmaları ve buna aykırı davranışları tarihi sapma olarak görmeleri kaçınılmazdır.

PKK kendisini Kürt gerçeğinin tek ifadesi olarak görüyor ve bu iddiaya ters düşen her türlü sesi şiddet dahil, türlü yöntemlerle bastırıyor.

Ergenekon Davası ile başlayan demokratikleşme sürecinde de benzer bir eğilim görüyoruz ne yazık ki.

Kimse, bu süreci başlatan polis ve yargı mensuplarının tarihi bir misyon gördüğünü inkar etmiyor.

Ancak bu gerçekliği teslim etmek, demokratikleşme mücadelesinin geleceğini bu grupların eline teslim etme zorunluluğu getirmiyor.

Bu mücadele, bazen yargı kararlarıyla bazen de müzakere yöntemiyle yürütülebilinir. Gerektiğinde, meşruiyet sınırları içinde taviz de verilir.

Bu kararı vermesi gereken halkın oylarıyla işbaşında gelmiş olan iktidarlardır.

Eğer, karar ve icraatları halkı memnun etmezse, bunun bedelini seçim sandığında öderler.

Bu elbette, bu ülkede tek doğru siyasi iktidarın sözüdür anlamına gelmiyor. Farklı kesimler çözüm iddiaları seslendirip tartışmaya açabilir.

Ama kendi isteği olmayan her kesimin meşruiyet çizgisini zorlaması kabul edilemez.

Daha önceden de vurguladığım gibi, illiberal bir demokrasiden liberal demokrasiye geçişin sancılarını yaşıyoruz.

Siyasi kadrolar da, sivil toplum kuruluşları ve aktörleri de bu sürece uyumun sıkıntılarını yaşıyor.

Önemli olan bu sürecin çatışmaya dönüşmeden aşılabilmesi.

Ergenekon cinayettir!

28 Şubat Davası’nın gündeme gelmesi malum çevrelerde tatlı bir telaşa neden oldu.

Bunu fırsat bilip Ergenekon sürecine de yüklenmeye devam ediyorlar.

Hrant Dink suikastinden Danıştay baskınına kadar birçok kanlı olayda Ergenekon denilen kanlı örgütün rolünü örtmek için çeşitli bahaneler gündeme getiriyorlar.

Cevap veremedikleri birkaç soru var: Ergenekon gerçek değilse, bu örgütün ortaya çıkmasıyla birlikte siyasi cinayetler neden durdu?

Ergenekon bağlantılı generaller tutuklanmaya başlayınca gazetelerinizin yayın politikaları birden nasıl değişmeye başladı?

Veya Adli Tıp Başkanlığı yapan ve bu örgütle bağlantıları ortaya çıkan isimlerin gazetenizle bağı birden neden kesildi?

Dahası bu dava sanıkları neden hep sizin grupla bağlantılı kardeşim…

Kendi geçmişinin, Ahmet Kaya, Orhan Pamuk, Hrant Dink manşetlerinin, Danıştay’ı Türkiye’nin 11 Eylül’ü ilan eden başlıkların, 411 kaosa kalktı kışkırtmalarının, parti kapatma tezgahlarının, Rodos toplantılarının hesabını veremiyorsan sus bari.

Ahmet Türk’e geçmiş olsun!

‘’Sözde soykırım’’dan sonra yeni bir kavramımız daha oldu: Erken Nevruz…

Erken doğum gibi bir şey…

Gerçi erken doğumun kararını doktorlar veriyor ama bayramın erkenliğinin kararını kim veriyor bilemiyorum.

Bu kez beş farklı ilde olaylar çıktı ve BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün polisin yumruklaması sonucu hastanelik olduğunu açıkladı.

Devletin yasak koymasına destek olmamak lazım.

Devlet dün başörtüsünü yasaklıyordu, bugün Nevruz’u yasaklıyor.

Ya tüm yasaklara karşı olmalısınız ya da demokratlık iddia etmemelisiniz.

 

Star, 21.03.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikDevlet kutsal mı?
Sonraki İçerikHrant ticareti tiksindiriyor

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et