Devlet kutsal mı?

Unutmayın; önce insan ve toplum vardı… Devlet insanların yarattığı bir şey; ne kutsal, ne de vazgeçilmez.

Devleti kutsal, aşkın ve vazgeçilmez sanan insanların ülkesinde özgürlük olmaz. Gerek de yoktur özgürlüğe. Kutsallaştırdığınız devletinize inanır ve itaat ederseniz ‘kurtuluş’a erdiğinizi düşünürsünüz zaten. Devleti kutsadığınızda, devletin başındakini de dokunulmaz yaparsınız. Adeta ‘tanrısal’ bir güçle ve yanılmazlıkla yönetirler sizi.

‘Kutsal devlet’in ateşine odun taşıyan ‘kurbanlar’ olmak istemiyorsanız devleti kutsamaktan vageçeceksiniz. Tunus’taki En-Nahda hareketinin lideri Rashid Gannuşi’nin 1990’lı yıllarda Londra’da yaptığı bir konuşmada söylediği bir cümle vardır; ‘devlet Allah’tan değildir’. Yani, insanları Allah yaratmıştır, ama devleti değil; devlet insanların eseridir. Peki, kim daha ‘kutsal’dır o halde?

Devletle insanın ilişkisi ‘hiyerarşiktir’. Doğrudur, ancak bir farkla; tepede devlet değil insan vardır. Ama pratikte bu ilişkinin tersine döndüğü de doğrudur. Bugün birçok toplum kendi yarattığı putuna tapmaktadır; devlete… Bir yandan da ‘devlet olmaya’ çalışarak kendini ‘tapınma’nın öznesi haline getirmeye çabalamakta. Siyaset de devletin varlığını, işlevini ve toplumla ilişkilerini sorgulamak yerine devlet üzerinden ‘tanrılaşma’ arayışına dönüşmekte…

Bu uzun girişin amacı, sözü ‘devlet-dışı’ kuruluşlara getirmek. Hafta sonu Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE), Kahire’de ‘Devlet-Dışı Aktörler ve Ortadoğu’nun Sosyal, Ekonomik ve Siyasi Dönüşümü’ başlıklı bir konferans düzenledi. Arap ve Türk sosyal bilimcilerin SDE tarafından bir araya getirildiği ikinci konferans bu. ‘Arap Baharı’nın ardından devleti değil, sivil toplumu ve devlet dışı aktörleri konuşmak çok anlamlı.

Ortadoğu’da uzun yıllar değişimi sağlayacak aktörün devlet olduğu sanıldı. İşgal ve kolonyal tecrübe devlete odaklı bir siyasal kültürü pekiştirdi. Kurtaracak olan da inşa edecek olan da devletti. Özgürlüğün, bağımsızlığın, refahın, adaletin hep devletle geleceği düşünüldü. Sonunda Arap toplumları bir değil tam 22 devlete kavuştu. Ama beklenen olmadı; ne özgür oldu halk ne de zengin. Aksine Arap devletleri bir kâbus gibi halkın üstüne çöktüler.

Kolonyal efendiler gitti, yerli sahipler geldi. Kendi halkını ve ülkesini sömürgeleştiren ‘ulusal devletler’… Her şeyin sahibi devlet oldu Arap dünyasında; ülkenin de halkın da sahibi devlet. İktidarı da o verdi, itibarı da, zenginliği de… Verdiği gibi aldı da tabii…

‘Arap Baharı’ halkın bu tür devletlere tahammülünün kalmadığını gösterdi; ayrıca devleti kurucu gücün kim olduğunu da… Devrim ‘yıktığı’ kadar, içinde ‘kurucu’ bir irade taşır. Devrimler devleti yeniden kurar. Kurarken de halkın ‘kurucu güç’ünü en canalıcı biçimde teşhir eder. Ancak devrimler de devlete dönüşür, kendi statükolarını kurarlar.

Bu kısır döngüyü kırmanın yollarından birisi devletten bağımsız bir ‘sivil toplum’ oluşturmaktır. Bir güç temerküzü olan devlete karşı, onu sınırlayacak, denetleyecek toplumsal aktörleri ‘aktif’ hale getiren bir sivil topluma ihtiyaç vardır. Sivil toplumun varlığı siyasal olan karşısında toplumsal alanı tahkim eder, özgürleştirir ve özerkleştirir. Özellikle ‘ulusal sınırları’ aşan bir sivil dayanışma ağı hem toplumu koruyucu işlevler yüklenebilir hem de devletlerin müdahale alanlarını sınırlayabilir. Devrim sonrası Ortadoğu’da toplumun devletten bağımsızlaşmasının izlerini görebiliyoruz. İnsanlar geleceklerini, umutlarını sadece devlete bırakmak niyetinde değiller. Devrim süreci ulusal sınır dinlemedi; Tunus’ta başlayıp neredeyse her Arap ülkesine ulaştı.

Şimdilerde de Arap sivil toplum kuruluşları ulusal sınırlar tanımıyor; kendi aralarında ilişkiler, dayanışma ağları kuruyor. Böylece değişimi hem yayıyorlar hem de derinleştiriyorlar. Bölgede bu tercihi görmek mümkün. Daha da önemlisi kimse geleceğini, devrim sonrası yeniden de kurulsa devletin eline teslim etme niyetinde değil.

Çünkü ‘her şey’ devlet değildir. Devlete ne kadar güç atfederseniz devleti o kadar güçlü kılarsınız. Ve o güç hep size karşı kullanılır… Bunun üstesinden gelmenin yolu ‘ilk’i hatırlamaktır; önce Allah, sonra insan vardır. Devleti Allah değil, insan yaratmıştır. Yani, kutsal olan devlet değil, insandır…

 

Zaman, 20.03.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et