Darbecileri AKP İktidarı Değil, Ahmet Altan Durdurdu

AKP ile bir ilişkim yok; bir kere bile bir AKP binasına girmişliğim, ya da bir partili ile konuşmuşluğum yok. Sadece haksız suçlamalara, kasti faullere, kural dışı müdahalelere ve darbecilerin tehditlerine karşı onlardan yana tavır koydum. Başbakan Erdoğan’ın Ahmet Altan’ı mahkemeye verdiği haberini okuyunca, nedense cürüm işlemiş birisi gibi, sanki yakasında AKP rozetiyle dolaşan birisi gibi utandım.

AKP Gerçekten Darbecilere Karşı Dik Durdu mu?

Bülent Arınç, Dörtyol’da, partililerle sohbet ederken, 27 Nisan’da olanlar için, “O sabah bunun cevabını verdik. Otur oturduğun yerde. Sen benim emrimde bir memursun, benim ne yapacağıma karışamazsın. O kadar!” dedik diye konuşmuş. Yine aynı toplantıda Bülent Arınç, “Millet darbeler döneminin bittiğini AK PARTİ sayesinde gördü” demiş.

Ben galiba 27 Nisan 2007’de olanları iyi hatırlayamıyorum. Benim hatırımda kalan, 27 Nisan 2007’de Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Cumhurbaşkanlığı seçimini etkilemek için GKB internet sitesinde bir bildiri yayınladığında, muhalefet partileri bayram ederken iktidar partisinden de çok cılız bir tepki gelmişti.
Bizim beklentimiz, Hükümetin görevinin dışına çıkan Genelkurmay Başkanı’nı görevden almak için hemen bir kararname çıkararak Köşke çıkarması idi. Böyle bir olay asla olmadı. Genelkurmay Başkanı – Başbakan ilişkileri hiçbir şey olmamış gibi Yaşar Büyükanıt’ın görev süresi kendiliğinden bitene kadar devam etti. Hele Bülent Arınç’ın söylediği gibi bir olay hiç olmadı. Yaşar Büyükanıt da, daha sonraki Genelkurmay Başkanları da hiçbir zaman Başbakanın emrinde çalışan bir devlet memuru gibi değil de Başbakanla eşit şartlara sahip onun bir ortağı gibi hareket ettiler.

Bugün Türkiye’de darbeciler yargılanabiliyorsa, darbecilik ayıp bir şey gibi görülebiliyorsa burada Ahmet Altan’nın payı siyasi iktidardan daha fazladır. Bu konuda savcıları cesaretlendiren, onlara kamu otu desteğe sağlayan Taraf gazetesi ve Ahmet Altan olmuştur.

Bu konuda siyasi iktidarın hemen hemen hiçbir katkısı olmamıştır. Hükümet, çok önemli davaların sanığı olarak savcıların haklarında soruşturma aştıkları muvazzaf subayları bile görevden almaya cesaret edememiştir. O subaylara sahip çıkan Genelkurmay Başkanı da görevini doğal süresinin sonuna kadar devam etmiştir. Hükümetin yeni atadığı Genelkurmay Başkanı da Bulent Arınç’ın bahsettiği 27 Nisan bildirisin bir benzerini 17 Aralık’ta yayınlamıştır. Hükümetten Bülent Arınç’ın söylediğine benzer bir tepki gelmemiştir.

Bülent Arınç’ın söylediğine benzer bir tepkiyi, liberal aydınlar ve Ahmet Altan göstermiştir. Ahmet Altan’ın dışında Liberal aydınların hakkını da inkâr etmeyelim. Benim liberal diye tanıdığım insanlar, 28 Şubat’tan beri bütün askeri müdahalelere, bütün siyasi manipülasyonlara karşı çıkmışlardır. Ama etkileri hep sınırlı kalmış, olayları pek etkileyememişlerdir. İlk defa Ahmet Altan ve Taraf gazetesi ile birlikte, demokratlar darbecilere karşı hücuma geçme cesaretini göstermişlerdir.
Bugün Bülent Arınç Dörtyol’da o konuşmayı yapma cesareti gösterebiliyorsa, bu Ahmet Altan ve arkadaşları ve Başbakan’ın bizi dolduruşa getirmeye çalışıyorlar dediği liberal aydınlar sayesindedir.

AKP’liler Askeri Vesayetten Hiç Rahatsız Olmadı

Silahlı kuvvetlerin yönetime müdahalesinden, siyaset içerisindeki konumundan, protokoldeki yerinden siyasi iktidar şikâyetçi değildi, bunu doğal karşıladılar, bundan asla rahatsız olmadılar. Başbakan Erdoğan, 2006 yılında, Polonya ziyareti sırasında, Gdansk Üniversitesi’nde verdiği konferansta, öğrencilerin sorularını yanıtlarken, “TSK şu anda Anayasa’da kendisiyle ilgili tanımlanan görevleri yapmaktadır. Oradaki görev alanı neyse o görev alanı içerisinde kalmaktadır” demişti. Gerçek bu olmadığı halde, Başbakan ve AKP’liler bunu birçok defa tekrarladılar.

Anlaşıldığı kadarıyla, AKP’lilerin demokrasiden anladığının içinde askeri vesayet var. Orduyu kendi emirlerinde bir kuruluş olarak görmüyor, askeri kendilerine muhatap olarak kabul ediyor, kendilerini askerle uyum içinde olmaya mecbur sayıyorlar. Bu konuda uyarıda bulunanları da kendilerini dolduruşa getirmekle suçluyorlar.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Ergenekon sanığı emekli paşalara Genelkurmay adına ziyaretçi gönderiyor, hem de bunu Başbakanı ziyaret etmeden önce Genelkurmay’ın internet sitesin yayınlatıyor. Bu aslında darbecilere karşı işlem yapan adalet örgütüne tam bir meydan okuma idi. Normal bir demokraside Başbakan’ın daha o gün Genelkurmay Başkanı’nı görevden alması gerekirdi.  Bunu yapamayan Başbakan Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı işi savundu, Genelkurmay bu ziyaretin “kurumsal” olduğunu ilan etmesine rağmen Başbakan bu ziyaretin “insani” olduğunu söyledi.

AKP yöneticileri, devlet içerisinde, milli iradeyi önemsemeyen, sivil yönetimin otoritesini dinlemeyen kuruluşlara karşı çaresizlik sergilerken, sivil toplum kuruluşlarının demokratik tepkisine karşı saldırganlaşıyorlar. Başbakan’ın referandum kampanyası esnasında TÜSİAD’a karşı gösterdiği aşırı tepki de bunlardan biri…

Bize Özgü Muhafazakâr Demokrat

Türkiye’de bütün partilerin siyasal kültürünü az çok tek parti kültürü oluşturmaktadır. Zaten çok partili dönemin ilk partilerini yönetenlerden çoğu tek partinin kadrolarından gelmişlerdir. Bu partilerin yalnız merkez teşkilatını oluşturanlar değil taşra örgütlerini kuranlar da politik stajlarını tek partide yapmışlar, siyaset olarak ne öğrendilerse tek parti hiyerarşisi içerisinde öğrenmişlerdir. Tek parti disiplini, tek partinin ayak oyunları, tek partinin seçim hileleri, tek partinin iş bitirme usulleri…

Her ne kadar AKP’liler rejimin muhalifi gibi görünse de bu rejimin bir ürünü. 1920’lerde kurumlaşan tek parti rejimi, 2010’lar Türkiyesinde siyasetin en belirleyici öğesi. AKP’liler yerlerine ısındıkça tek parti kültüründen miras kalan kavramları, kalıp ifadeleri kullanarak kendilerini ifade etmeye çalışmaktadırlar. AKP’liler dışlanmışlıktan kurtulmak, topluma kendilerini kabul ettirmek için giderek demokrasiden çok rejime entegre oluyorlar. Mesela “din istismarı” konusunda söylemleri giderek laikçilere benzemektedir, mesela “başörtüsü” gibi temel insan haklarıyla ilgili bir konuda referandum isteğini dile getirmektedirler, Anıtkabir ziyaretleri CHP’yi geçmiş durumdadır…

Geniş halk kitlelerinin oyunu almak için “Milli Görüş”ün demokrasi karşıtı söylemlerinin terk edilmesi gerektiğini anladılar. Ama demokrasiyi tam özümlemedikleri için demokrasinin temel ilkelerinden kolayca ödün veriyorlar, demokrasi karşıtı müdahalelere kolayca boyun eğiyorlar.

Türkiye’nin öncelikli sorunu demokrasinin ne olduğunun anlaşılmamasıdır. Bize özgü demokrasiyi kabullenince, muhafazakârlığımız da, liberalliğimiz de, sosyal demokratlığımız da bize özgü olmakta, bir şeye benzememektedir. Muhafazakâr partilerin müdahalelere karşı dayanıksızlıklarının en önemli sebebi, demokrasiyi pek muhafaza edilmesi gereken bir değer olarak görmemeleridir; halkın oyunu alıp iktidar olmak hoşlarına gitmekte, ama halkın hükümranlık hakkını savunmayı fazla önemsememektedirler.

25.01.2011

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et