Bin Ladin öldü, ama Bin Ladin efsanesi yaşıyor!

Amerika Başkanı Barack Obama, El-Kaide lideri Üsame bin Ladin’in özel bir operasyon sonucunda İslamabad yakınlarında bir villada öldürüldüğünü dünyaya duyurdu. Bu açıklamanın ardından Üsame bin Ladin tekrar dünya gündeminin ilk sırasını işgal etmeye başladı. Hayatı boyunca sonu gelmez tartışmaların odağında olan Ladin, ölümüyle de kendisini tartıştırmayı başarmaktadır.

Bin Ladin’in öldürüldüğü bizzat Başkan Obama tarafından açıklanmasına rağmen dünyanın önemli bölümü, Bin Ladin’in ölmediğine inanmakta ve bu açıklamanın Amerika’nın rutin bir yalanı ve yeni bir oyununun parçası olduğunu düşünmektedir. Bin Ladin’in öldüğüne şu an için sadece Amerikalılar inanmış görünmektedir. Bugün dünyada birçok kişi Bin Ladin’in öldürülmesinden ziyade olayın oluş biçimini çok ciddi bir şekilde sorgulamaktadır. Amerika’nın dünyanın gerisini Bin Ladin’in ölümüne inandırmak için çok ciddi çaba sarf etmesi gerekmektedir. Amerika’nın dünyanın önemli bir bölümü tarafından yalancı, düzenbaz, sahtekar ve güvenilmez olarak algılandığı gerçeğinin ortaya çıkması, Bin Ladin’in ölümü kadar hatta ondan daha önemli bir veridir.

Bin Ladin’in öldürüldüğü ilan edilir edilmez Amerikalılar büyük bir zaferi kutlarcasına kendilerini dışarı attılar, Beyaz Saray’ın önünde gösterilerde bulundular. Bin Ladin’in öldürülmüş olmasını Amerikalılar şu mitik inançlarını doğruladığının güçlü bir kanıtı olarak algılamaktadırlar: ‘Amerika yenilmezdir, Amerika’nın düşmanları Bin Ladin gibi eninde sonunda yok edileceklerdir.’ Son on yılda Amerika, Bin Ladin üzerinden sadece kendisine küresel bir düşman icat etmekle kalmamış, aynı zamanda Amerikan milliyetçiliğini yeniden üretmiş bulunmaktadır. Bir başka ifadeyle Bin Ladin, neo-Amerikan milliyetçiliğinin olmazsa olmaz bir unsurudur. Hayatı ve ölümüyle Bin Ladin, Amerika milliyetçiliğinin derinleştirilmesine büyük katkılarda bulunmuştur.

11 Eylül saldırılarından sonra Amerika, Irak, Afganistan ve Pakistan başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde askerî, ekonomik, siyasi ve sosyal operasyonlar yürütmektedir. Irak, Afganistan ve Pakistan operasyonlarında Amerika, askerî açıdan başarılı olamamıştır. Amerika buralarda batağa saplanmış gibidir. Batağa saplanan Amerika, buralardan dünyanın gözünde yenilmiş bir mağlup olarak çıkmak istemedi ve ‘onurlu ve muzaffer çıkış’ sayılabilecek bir yol aradı. Bin Ladin’in öldürülmesini Amerikalılar kendi küresel zaferleri olarak sunmaktadırlar. Bin Ladin sonrası dönemde Amerika, askerî olarak bu bölgelerden çıkabilir. Ancak Amerika’nın bu bölgelerden önemli miktarlarda askerîni çekmesini, artık buraları Amerika’nın nüfuz sahasında tutmak istemeyişi olarak değerlendiremeyiz. Amerika’nın, Irak, Afganistan ve Pakistan’ı bundan sonra yumuşak güç araçlarını kullanarak kontrol etmek şeklinde yeni bir strateji geliştirme olasılığı çok yüksektir. Irak, Afganistan ve Pakistan operasyonları görünürde terörle mücadele adı altında bir maskeyle meşrulaştırılmaya çalışıldı. Ancak Amerika’nın bu bölgelerde yürüttüğü operasyonların asıl amacının Hindistan ve Çin’le başa çıkma mücadelesi olduğu çok açıktır.

Bin Ladin, El-Kaide ve terörle mücadele gibi gerekçelerle küresel bir işgal operasyonu yürüten Amerika, İsrail ve İngiltere üçlüsünün öncülük ettiği blokun, daha çok İslam dünyasını kendisine hasım olarak gördüğünü gözlemlemekteydik. Ancak Bin Ladin’in öldürülmesinin ortaya çıkardığı gerçeklerden biri, Amerika için sadece İslam dünyası hasım değildir. İslam dünyası kadar Hint ve Çin coğrafyası da Amerika’nın hasmı ve düşmanlarıdırlar. Bin Ladin ve El-Kaide üzerinden Amerika aslında çok yönlü bir operasyon yürütmektedir.

Amerika, Bin Ladin’e en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda, onu öldürdüğünü ilan etti. Büyük vaatlerle işbaşına gelen Obama, ekonomi ve sağlık politikaları başta olmak üzere birçok alanda başarısız olduğu gibi Irak, İran, Filistin ve Afganistan gibi Amerikan dış politikasının mayın tarlaları sayılan alanlarında da başarısızdı. Bu başarısızlık tablosu karşısında Obama’nın gelecek seçimleri kazanması zordu. Bu seçimi kazanmak için Obama, Bin Ladin kartını oynamaya karar verdi. Önümüzdeki başkanlık seçimlerinde Obama’nın elindeki en önemli kart Bin Ladin’in öldürülmesidir. Amerika, Bin Ladin’in hayatı üzerinden dünyayı dizayn etmeye kalkıştığı gibi, ölümü üzerinden de kendisini dizayn etmektedir.

İslam dünyası, Hindistan ve Çin olmak üzere dünyanın önemli coğrafya ve medeniyet havzalarını kendisine düşman olarak kurgulayan Amerika ve diğer Batılı ülkelerin işgalleri, katliamları ve savaşları, bugün dünyada iki farklı kamuoyu yaratmış durumdadır. Bin Ladin’in ölümüne verilen tepkiler, keskin bir şekilde birbirinden farklı iki kamuoyunun varlığını ortaya koymaktadır. Bir kamuoyunda Bin Ladin terörist ve bir numaralı düşman iken diğer kamuoyunda o Amerika’ya haddini bildiren kahraman olarak algılanabilmektedir.

Batı kamuoyunda demokrasi, insan hakları ve özgürlük yüceltilirken, diğer kamuoyunda bu kavramlar Amerikan emperyalizmini ve vahşetini maskeleyen yaldızlı boş laflar olarak değerlendirilebilmektedir. Geçen on yıl boyunca Amerika işgal operasyonlarıyla insan onuru, bireysel özgürlükler, insan hakları, özgürlükçü demokrasi ve medeniyet gibi asli değerleri iğfal ederek içlerini boşalttığı gibi İslamofobi’nin küresel düzeyde yaygınlaşmasını sağlayarak insanlığın fıtrat dini olan İslam’a yabancılaşmasını sağlamıştır. İnsanlık ve İslami değerlerin içinin boşaltılmasında Amerika’nın en büyük müttefiki Bin Ladin’di. Müslüman’ın terörist, İslam’ın şiddet olduğuna dair kurgu Bin Ladin figürüyle küresel bilinçaltına kazılmış bulunmaktadır. Küresel İslamofobi, Bin Ladin’in mirasının altından kalkılamayan bölümünü oluşturmaktadır.

Zaman, 17.05.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et