Kürt sorununda üç boyut

Karşımıza gelecek Anayasa değişikliğiyle ilgili olarak iki tür sıkıştırma-engelleme tutumu çıkıyor ortaya.

Birincisi malum; PKK’nın Anayasa değişikliğini iç savaş tehdidi ile yönlendirme çabaları; bir başka değişle “Ya benim dediğim gibi çıkarırsın ya da çıkarttırmam” tavrı… İkincisi ise “Anayasalar konsensüsle yapılmalıdır” fikrinin Anayasa değişikliği yapmayı imkânsız hale getirilecek şekilde -neredeyse milletin son ferdine kadar herkesin uzlaşması gerekiyormuş gibi – yorumlanarak karşımıza dikilmesi…

Birbirinin tam zıddı görünen bu iki tutumun özde nasıl birleştiğini görmek gerçekten ibret verici.

Öte yandan, bu çifte sıkıştırmanın bizi, Kürt sorununda uzlaşmanın anlamı ve bu sorunun Anayasa içinde nasıl ele alınacağı konusunda daha çok düşünmeye ve tartışmaya yöneltmesi gerekir.

Uzlaşma kavramını Kürt sorunu ile ilgili olarak kullanırken, sorunun farklı boyutlarını birbirinden ayırt etmeye dikkat etmek gerekiyor. Zira bu sorunun çeşitli boyutları var ve bu boyutların niteliğine göre uzlaşma aranmasının yanlış ya da gerekli olduğu durumlar çıkıyor karşımıza.

Temel olarak üç boyut ve bu üç boyuta ilişkin farklı talepler olduğunu söyleyebiliriz.

Birinci boyutta ihlal edilmiş temel hakların geri verilmesi var. İkinci boyutta, idari yapıda ve devletin işleyişinde yapılması gereken değişiklikler yer alıyor. Üçüncü boyut ise doğrudan doğruya PKK’ya yönelik olarak, şiddeti bitirmek ve dağdakileri indirmek için atılması düşünülen adımlarla ilgili.

Kürt sorununu bu üç farklı boyutu birbirinden ayırmadan konuşmak imkânsız.

Sorunun birinci boyutu büyük ölçüde aşıldı (Zaten Erdoğan da Kürt sorunu bitmiştir derken, sorunu sadece bu boyutu ile meşru kabul ettiğini ifade etmek istiyor) ama daha yapılması gerekenler var. Bu konuda herhangi bir uzlaşma da gerekmiyor. Çünkü bir insanın -ya da bir grup insanın- temel bir hakkını tanımak için diğerlerinin onayına ihtiyaç yoktur. Yapılması gereken, bu konudaki eksikleri tamamlayıp Anayasal güvence altına almak… Bu arada, ana dilde eğitim hakkının bu grupta yer aldığını ve temel hakların iadesi konusunda halledilmeden kalan en önemli mesele olduğunu da hatırlatalım.

Gelelim ikinci boyuta… Geçtiğimiz dönemde yapılan temel haklara ilişkin reformlara rağmen, Kürt sorunu dediğimiz sorunun yumuşamadığını, tersine ateşinin yükseldiğini görüyoruz. Bu da bizi, “korktuğumuz” o tartışmaya girmenin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor: İdari yapıda ve devletin işleyişinde yapılması gereken değişiklikler neler olmalı? Bunlar Anayasa’ya ve yasalara nasıl yansımalı?

Ama ondan da önce -yani tartışmayı başlatabilmek için bile- bu talebin sadece PKK-BDP çizgisinin talebi olmadığını; bölgede yaşayan halkın önemli bir bölümünün de aynı isteği taşıdığını; devletle Kürtler’in statüsü konusunda yeni bir sözleşme yapılması gerektiği fikrinin giderek Kürtler arasında ortak bir paydaya dönüştüğünü kabul etmek gerekiyor. Ancak bu kabulden sonradır ki, o çok “korktuğumuz” tartışmaya girebiliriz.

Tartışacağımız şey bellidir: Devletin üniter yapısı bozulmadan nasıl daha âdemimerkeziyetçi bir yapı kurabiliriz? Yeni bir hukuki yapı kurarak Kürt bölgesinin etkili bir biçimde yerinden yönetimi için nasıl formüller geliştirebiliriz? Bu konuda öne sürülen birtakım projeleri, nasıl hem Kürt hem de Türk kamuoyu açısından kabul edilebilir ve sistem içi talepler haline getirebilir ve bir şekilde yeni Anayasa’ya yedirebiliriz?

Karşımızda duran bu çetin meselenin çözümü için gerek Meclis içinde, gerekse toplumsal planda güçlü bir konsensüsün tercih edilmesi, bu konsensüs için çaba harcanması gerekir. Ama bu konsensüsü mutlak hale getirmek de doğru olmaz. Uzlaşmak için her türlü çabayı göstermek ama nihayetinde Anayasa değiştirmenin hukuki koşulları oluşuyorsa da, siyasi cesaretle hareket etmek gerekir.

Sorunun üçüncü boyutunda ise PKK silahlı bir örgüt olarak tasfiye edilirken meşru siyaset yapma imkânlarına kavuşturulması; dağdakilerin indirilmesi ve topluma kazandırılması için düşünülen tedbirler, örneğin gündeme gelebilecek bir affın niteliği ve kapsamı yer alıyor ki bunu bir başka yazıda ele almak gerekiyor.

Bugün, 18.05.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et