Beklenen tahliyeler ve “davalar güme mi gidiyor” endişesi

Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tahliye kararından sonra Ergenekon muhipleri arasında bir umut rüzgarı estiği görülüyor.
Bu tahliye kararlarını Ergenekon ve Balyoz davalarının “çöküşünün” bir işareti olarak görmek ve göstermek peşindeler.

Bu tahliyeleri daha büyük bir tahliye dalgası takip edecek ve böylece bu davaların ‘düzmece’ olduğu, kof olduğu kanıtlanmış olacak; davalar fiilen çökecek…
Beklenti bu… Pompalanan umut bu…

Yazıma, bu çevrelerin boşuna umutlandıklarını söyleyerek başlamak isterim.

Evet, şu anda komisyonda görüşülmek üzere olan 3. Yargı paketi çıktıktan sonra hem KCK davalarında hem de darbe davalarında çok sayıda tahliye kararı çıkması beklenmelidir. Ama bu gelişmenin Ergenekon ve KCK davalarında bir zayıflamaya değil, güçlenmeye yol açacağı da bilinmelidir.

Bir yıl önceki tartışma

Bundan bir yıl önce Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklandıkları günlerde, Gültekin Avcı ile aramızda yürüyen polemiği dönüp tekrar okuyanlar (“Gazetecilik nerede biter, örgüt üyeliği nerede başlar” 9 Mart 2011; “Gültekin Avcı’yla polemik” 11 Mart 2011) 3. Yargı paketinde yapılan değişikliğin tam da benim o zaman işaret ettiğim sorunlu noktaları düzeltmek amacıyla hazırlandığını göreceklerdir.

Neydi o yazılarda yapmaya çalıştığım şey? Gazetecilik faaliyetiyle örgüt üyeliği -ya da buna daha genel olarak fikir ile eylem de diyebilirsiniz- arasındaki çizginin nereden geçtiğini teorik planda netleştirmeye çalışmak…

Benim o yazılarda döne döne “Örgüt üyeliği ancak açık talimat ilişkisi ortaya konulabilirse ispatlanmış olur. Eğer üyelik iddiası telkin, arzu, tavsiye gibi muğlak, keyfi, yoruma bağlı kavramlara bağlanacaksa, somut biçimde ispatlanması son derece zor bu kavramlara dayanarak gazeteci örgüt üyeliği ile suçlanacaksa, işimiz gerçekten zor demektir” uyarılarıma karşı Gültekin Avcı ısrarla talimatın şart olmadığını, bazen örgüte üye olmanın bile şart olmadığını, hatta telkin ve tavsiyeye bile gerek kalmayabileceğini söylüyor ve ana hatlarıyla şu fikirleri savunuyordu:

“İllegal bir örgütün telkin ve tavsiyeleri istikametinde hazırlanan kitap ve yayınlanmasa bile mevcut müsveddelerin hepsi örgütsel doküman sayılır.”

“Bir gazeteci Ergenekon soruşturmalarına, buradaki delillere karşı olduğunu, inanmadığını yazabilir. Ama bu yayıncılığı illegal bir odağın telkinleri, talimatları ve arzuları istikametinde yaparsa, bu sefer illegal örgüte yardım, yataklık veya terör üyesi olma durumu gündeme gelir.”

Geçtiğimiz bir yıl boyunca, KCK ve Ergenekon soruşturmalarını yürüten savcı ve hakimlerin, o zamanlar Avcı’nın savunduğu bu anlayışla paralel bir yol izlediğine tanık olduk. Tutulan bu sakat yol hem KCK hem de darbe davalarının meşruiyetini erozyona uğrattı ve kamuoyu desteğini azalttı. Hükümet, izlenen bu hatalı çizgiden en fazla zarara uğrayanın kendisi olduğunun, sonuçta faturanın kendisine çıkarıldığının uzun zamandır farkındaydı. Partinin önde gelenleri yaptıkları çeşitli açıklamalarla yargılamalarda izlenen çizgiyi tasvip etmediklerini ve rahatsız olduklarını dile getirmişlerdi. Nihayetinde, açıklamalarla yetinmenin yetersizliğini anladılar ve yasama gücünü kullanarak bu yanlış gidişe son verme ihtiyacı hissettiler.

İşte 3. Yargı paketi bu sürecin sonucunda hazırlandı. Paket yakında yürürlüğe girecek ve çok da hayırlı olacak. Bu paket sayesinde sapla saman birbirinden ayrılacak. Terör örgütüyle organik bağı olanlar, bu örgütlerin faaliyetlerine bizzat katılmış olanlarla, bu örgütlere fikri destek verenler ya da düşünsel planda paralel düşenler birbirinden ayrılacak. Yani daha baştan olması gereken olacak.

Böylece davalar bundan böyle daha sağlam bir zeminde yürüyecek.

 

Bugün, 17.03.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et