Aziz Demirkan – Askeri “Akademik” Eğitimin Durumu: “Kral Çıplak!”

 

Genel Kurmay Başkanlığı basında Türk Silahlı Kuvvetlerindeki eğitim sisteminin değişmesi gerektiği yönünde çıkan eleştirel haberler üzerine internet sitesinde bir duyuru yaptı. Duyuruda “Eğitim sürecinin hiçbir safhasında darbeler, devlet yönetimine müdahale vb. konuları içeren veya bu yönde yorumlara yol açacak şekilde bir eğitim verilmediği” vurgulanmış ve orta dereceli askerî okullar ile harp okullarındaki derslerin bir listesi verilmiş.

Aslında basındaki eleştirilerin, askerî okullarda verilen eğitimin öğrencileri darbeye özendirici ve yönlendirici direkt bir içeriğin varlığından dolayı olmadığı gayet açık. Zaten darbelerle ilgili olumlu ifadelerin müfredatta olması veya öğrencileri devlet yönetimine müdahaleye özendiren bir uygulamanın alenen müfredatta olması da beklenemez.

Kanımca sorunun asıl kaynağı askerî okulların müfredatında darbelere veya devlet yönetimine müdahaleye özendiren uygulamaların bulunmasından ziyade bu tür müdahalelerin olumsuzlukları hakkında herhangi bir hususun olmaması ve askerin siyasete karışmasının veya darbelerin ne kadar antidemokratik, hukuk dışı ve modern demokratik devlet uygulamalarına ters düşen bir müdahale olduğuna hiç değinilmemesidir. Tarihinde birçok kez siyasî yönetime müdahalede bulunmuş, son üç-dört yıldır çeşitli davalarla darbe teşebbüslerinin ve gerçekleşmiş darbelerin yargılandığı bir ordu hâlâ eğitim müfredatına darbeler ve siyasete müdahalelerin ülkeye (ve tabiî ki orduya) getirdiği zararlarla ilgili, sivil-asker ilişkilerinin modern devletlerde nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir ders koymamıştır. Yapılan açıklamada belirtilen Kara Harp Okulunda 2012-2013 yılından itibaren uygulanacak yeni bilimsel dal programlarında da bu nitelikte bir ders içeriği bulunmadığı görülmektedir. Ordunun, yaşananlardan bir ders çıkarıp yetiştirdiği subayların gelecekte bir daha bu tür durumlara düşmemesi yönünde akademik anlamda bir adım atmadığı ortadadır.

Sivil-asker ilişkileri (civil-military relations) alanı bir siyaset bilimi konusudur. Sivil-asker ilişkileri başlığında, tarihsel süreç içerisinde siviller ve askerler arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiği hakkında çeşitli bilim adamlarının fikirleri ve ortaya koydukları modeller incelenir; günümüz koşullarında demokratik bir devlette olması gerekenin ne olacağına ilişkin bir çerçeve oluşturulmaya çalışılır. Nitekim sivil-asker ilişkileri alanı gelişmiş batı ülkelerinin de yıllarca hep sorunu olmuş ve bu nedenle uluslararası akademik çevrelerde oldukça ilgi çekmiş ve üzerinde çokça fikir üretilmiştir. Özellikle ABD ve İngiltere gibi gelişmiş batı ülkelerinde birçok üniversitenin siyaset bilimi, kamu yönetimi, uluslararası ilişkiler, güvenlik bilimleri vb. bilim dallarının ders programlarındaki olmazsa olmaz derslerden biri sivil-asker ilişkileri dersidir.

Bu konuda ülkemizdeki eksik olan husus ise iki boyutludur. Bu boyutlardan biri sürekli siyasî açıklamalar yapan, gerek gördüğünde siyasete müdahale eden ve siyasetle iç içe olan ordunun siyaset bilimini bilmemesi ve evrensel düzeydeki siyaset bilimi açısından bakıldığında yaptıklarının ne kadar komik olduğunun farkına varamamasıdır. Bu nedenle Harp Okulları müfredatında yapılması gereken ilk şey siyaset bilimi derslerinin müfredata alınması ve özellikle sivil-asker ilişkileri dersinin en azından yüksek lisans düzeyinde Harp Akademilerinde ve enstitülerde verilmesidir.

Eksik olan diğer boyut ise sivillerin askerî konulardaki bilgisizlikleridir. Gerçekten askerî alan ülkemizde tamamen askerlere bırakılmıştır ve askerî konulardaki sivil uzman sayısı belki de bir elin parmaklarını geçmez. Bu eksiklik hem akademik alanda hem bürokraside hem de siyasette kendini göstermektedir. Yeni anayasa yazım sürecinde olduğumuz bu sıralarda Genel Kurmay Başkanı’nın, Savunma Bakanı’na bağlanması gerektiği konusu çokça dillendirilmektedir. Modern devlet teorisi açısından, üye olduğumuz NATO ile üye olmaya çalıştığımız AB standartları açısından bu konunun olmazsa olmaz hususlardan biri olduğu açıktır. Böyle bir adım atıldığı takdirde bu bakanlıkta hangi sivil kadrolar görev alacaktır? Siyasilere düşen görev bir an önce askerî konulara ve dış güvenlik konularına hâkim olabilecek uluslararası standartlarda sivil kadrolar yetiştirmek için gerekli adımları atmak olmalıdır. Üniversitelerin de bu açık alana yönelmeleri; ABD ve İngiltere gibi örneklerden yola çıkarak “savunma çalışmaları (defense studies), askerî çalışmalar (military studies), güvenlik çalışmaları (security studies), savaş çalışmaları (war studies)” gibi dallarda yüksek lisans ve doktora programlarını başlatmaları gerekmektedir.

Askerî eğitim kurumlarına ilişkin eleştirilmesi gereken bir başka konu da bunların kimler tarafından idare edildiğidir. Harp Akademileri’nin ve diğer askerli akademilerin (Deniz, Kara ve Hava Harp Akademileri) tüm askerî eğitim kurumlarının başında çeşitli yüksek rütbelerde subaylar bulunmaktadır.

İdarî açıdan askerî kurumların başında askerlerin olması normal karşılanabilir. Nitekim batı ülkelerindeki askerî akademilerinin başında da çoğunlukla askerler bulunmaktadır. Ancak olaya akademik açıdan bakıldığında ülkemizdeki askerî okul sisteminin batı ordularındakinden oldukça farklı olduğu görülmektedir. Çok uzaklara gitmeden komşumuz Yunanistan’da Kara Harp Okulu komutanı bizdeki gibi bir tümgeneraldir. Akademik konulardan sorumlu olan dekan ise sivil bir profesördür. Bu şahıs savunma bakanı tarafından atanmaktadır ve savunma bakanına karşı sorumludur. Akademik program bu sivil dekanın sorumluluğunda yürütülmektedir. Akademik kadro hem asker hem de sivil öğretim üyelerden oluşmaktadır. Harp Okulu komutanı askerî eğitim faaliyetlerinden ve okulun idari işlerinden sorumludur ve akademik eğitime müdahil olamamaktadır.  

Bizim Kara Harp Okulunda ise akademik birimleri yöneten dekan herhangi bir akademik unvanı olmayan bir tuğgeneraldir ve okul komutanı olan tümgenerale bağlıdır. Belki de yüzde 95’i muvazzaf subay olan öğretim üyeleri bölüm başkanlarına, bölüm başkanları da tuğgeneral olan dekana bağlıdır. Bu sistemde profesör, doçent ve yardımcı doçent gibi akademik unvanlı personelin kendilerinden daha düşük akademik unvana sahip ancak askeri rütbesi daha büyük amirleri olabilmektedir. Neredeyse tüm akademik personel subay statüsündedir ve üniforma giymektedir. Bu şekilde hiyerarşik bir emir komuta zinciri içinde bulunan ve derslerde ne anlatacakları merkezî olarak belirlenen öğretim üyelerinin/elemanlarının sivil akranlarına kıyasla akademik bir özgürlükleri olduğu da pek söylenemez. Bilimsel hayatın gereği olan eleştirel düşünce buralarda barınamaz. İdeal bilimsel ortamlarda akademisyenlerin en temel haklarından biri akademik özgürlükleridir. Akademik özgürlüğün olmadığı “askerî” eğitim kurumlarında eleştirel düşünce söz konusu olmaz. Eleştirel düşüncenin olmadığı ortamlar da bilimsel olmaz. Nitekim Harp Akademilerinde ve Harp Okullarındaki derslerde ordudaki mevcut uygulamalara ilişkin herhangi bir eleştiri yapılamaz. Harp Akademileri ve Harp Okulları tarafından çıkarılan “akademik” yayınlara bakıldığında her ne kadar dergilerin girişinde “yayımlanan makalelerin TSK’nın resmi görüşü olmadığı ve yazanın fikirleri olduğu” belirtilse de hiçbir makalede idarenin eleştirisine yer verilemez. Hâlbuki normalde kurumların uygulamalarına yapıcı eleştiriler getirilmesi o kurumlar için vazgeçilmez bir nimettir. ABD Hava Kuvvetleri her yıl yaptığı uygulamaları değerlendirmesi için bağımsız bir şirkete devlet bütçesinden yüksek meblağlar ödemektedir. Yine ABD’de çeşitli askerî yükseköğretim kurumlarında ve üniversitelerde ordu personeli tarafından yapılan bilimsel çalışma ve yayınlarda idarenin uygulamalarına yönelik ciddi eştirler yapılmakta ve bunlar ordu tarafından çıkarılan dergilerde yayımlanabilmektedir.

Diğer taraftan Harp Okulu ve Harp Akademilerinde akademik unvana sahip öğretim üyesi sayısı da oldukça azdır. Kadrolu bir profesör ya hiç yoktur ya da bir veya iki tanedir. Ha keza doçent sayısı da çok azdır. Ders verenlerin çoğunluğunu lisans mezunu öğretmen sınıfına mensup subaylar, bir kısmını ise yüksek lisans mezunları ve de az bir kısmını doktora mezunları oluşturmaktadır. Doktorası yurt dışındaki üniversitelerden olan öğretim üyesi sayısı sıfırdır. Özellikle profesör ve doçent unvanı alan öğretim üyesi subayların çoğu kısa sürede emekli olarak vakıf üniversitelerine geçmektedirler. Askerî okullardaki “YÖK onaylı” yüksek lisans ve doktora programlarının öğretim üyeleri ihtiyaçları da çoğunlukla diğer üniversitelerin akademik kadrolarındaki öğretim üyelerinden part-time faydalanılarak karşılanmaktadır. Tabiî ki dışarıdan gelen “sivil” öğretim üyeleri kuvvet komutanlıklarında onaylıdır. Öyle her akla gelen öğretim üyesi derse çağrılamaz ve bunlardan TSK görüşleri paralelinde olmadıkları tespit edilenlere bir daha görev verilmez. Yurt dışından bir akademisyenin ise misafir öğretim üyesi olarak ders vermesi bir hayalden öteye gidemez. Bu eşik aşılsa bile öğrencilerden çok azı dersi anlayacak yabancı dil bilgisine sahiptir.

Anlaşıldığı üzere “askerî” yüksek öğretim kurumlarımızda “kral çıplak”tır ve bu şekilde “bilim” yapılmaya devam edilmektedir. Buraların köklü reforma ihtiyaçları vardır. Ancak kurum içinden yapılacak reformlar sadece talî sorunlara yönelik olacaktır. İhtiyaç duyulan; siyasî iktidarın, hem “sivil asker” kadroların yetişmesi için askerî eğitim sistemine müdahil olması hem de “asker sivil” kadroların yetişmesi için sivil akademik alanda “askerî çalışmalar” ve “güvenlik/savunma çalışmaları” gibi eğitim programlarının açılmasını sağlaması gerekmektedir. Bir ülkenin askerî güvenliğine ilişkin kararlar askerlere bırakılamayacak kadar önemlidir.

azizdemirkan@gmail.com

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et