Ahmet Hamdi Ayan – Tevhidi Tedrisat mı İnsan Hakları mı?

“Herkese eşit kamusal laik eğitim”, Kemalistler ve sosyalistlerin kısmı azamı tarafından sloganlaştırılan bir düşüncedir. Bunun tam karşısında gözüken ama aslında elmanın diğer yarısı gibi benzeşen bir düşünce daha vardır: Herkese eşit kamusal millî/manevî eğitim.

Her iki düşüncenin ortak yanı, devletin çocukları yetiştirmede tek yetkili özne oluşudur (tevhidi tedrisat). İki düşünce de kendi durdukları yerden devlet vurgusu yaparak tek merkezden belli bir düşünceye göre çocukların yetiştirilmelerini savunur.

82 Anayasası da devletçi okul anlayışını olmazsa olmaz görür ve tevhidi tedrisatı kutsar…

Cumhuriyet ideolojisinin demokrasiye (halka) rağmen topluma benimsetilmesinde en aktif rolü üstlenmiş olan tevhidi tedrisat yasasının sadece Kemalistlerce savunulduğunu zannetmek çok büyük bir yanılgıdır. Liberaller dışında hemen herkes, öğretim faaliyetlerinin devlet eliyle (zorla) verilmesini savunur. Devletin öğretim faaliyetlerinin içeriğini belirlemede sınırsız yetki sahibi olmasının, kimi “demokrat”ları rahatsız etmemesi ayrı bir sorundur.

Tevhidi tedrisat yasasıyla devleti, okul faaliyetlerini içerikleriyle beraber belirlemede tek yetkili görme, cumhuriyetçi ideolojiye uygundur. Devletin öğretme işinde “tek” özne olması; olabilmesi için, toplumu  kuvvetlice etkileyen “din”in kamusal alandan kovulması, bu yapılamıyorsa yalıtılması anlamına gelen laikçiliğin dayatılması gerekir. Laikçiliğin laiklikten bir sapma olduğuna dikkat etmek gerekir.

Bu açıklamalardan sonra, tevhidi tedrisatın (resmî ideolojinin) topluma dayatılmasının evrensel değerlere bağlı kalınarak yapılamayacağını söyleyebilmemiz mümkündür.

Devleti tek özne yaparken, en ciddi muhalefet kurumu olan dinin, tırpanlanması veya yok edilmeye çalışılması, demokrasi ve insan hakları ihlâl edilmeden yapılamaz.

Tevhidi tedrisatın güçle dayatılması başlı başına insan hakları ve demokrasi ihlâlidir.
Tevhidi tedrisatın içeriği ne olursa olsun bu böyledir.

Biçim olarak demokrasi ve insan haklarını ihlâl eden tevhidi tedrisatın içerik olarak da evrensel değerlere aykırılığı çok açıktır.

Bu yazıda biçimden ziyade içerik üzerinde durmak istememe rağmen, lafı uzatmak mecburiyetinden kurtulamadım. Çünkü bu zor bir konudur ve liberaller dışında kimse okul müfredatının üzerinde insan hakları temelli bir tahlil yapmamaktadır. Çocuklara zorla okutulan ant ve marşlara yaklaşım, konuyu örneklemek açısından oldukça önemlidir.

“Türküm” doğruyum ifadesinin içeriği, bazı fikir guruplarını rahatsız etmektedir. 7 yaşındaki bir çocuğun sabahın köründe sıraya dizilip istemediği bir şeyi yapması değil de “Türküm” ifadesi bazılarını rahatsız etmektedir. Türküm yerine “Kürdüm” doğruyum dese, bazıları buna ses çıkarmayacak. Veya, “Müslümanım” doğruyum ifadesi de epey taraftar bulacak. Ya da çocuklar “devrimciyim” doğruyum deseler birileri gerçekten memnun olacaklar.

Dikkat edilirse, ant ve marşın okumasını herkes istiyor. Rahatsızlık okunan şeyin içeriğiyle ilgilidir. Kimsenin aile ve çocuk üzerinde durmaması, aslında tevhidi tedrisatın ne kadar içe sindiğinin bir göstergesidir. Biçim olarak olsa bile bu böyledir.

Siz ne diyorsunuz sorusunun cevabını en sona bırakarak tevhidi tedrisatın içeriğini insan hakları açısından ana hatlarıyla değerlendirmek istiyorum.

**
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 26. Maddesi öğrenim özgürlüğüyle ilgilidir. Maddeyi aynen alıyorum. (Maddenin tercümelerinde farlılık olması veya kasten yanlış tercüme edilmesi bile evrensel değerleri gizlemek için yeterli değildir)

Madde 26: 
1. Herkes eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğretim, yeteneklerine göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.
2. Eğitim insan kişiliğini tam geliştirmeye ve insan haklarıyla temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.
3. Çocuklara verilecek eğitimin türünü seçmek, öncelikle ana ve babanın hakkıdır.
26. Madde kabaca incelendiğinde bile, tevhidi tedrisatın açıkça insan hakları ihlâlleri ile dolu bir yasa olduğu görülür.

1-Fazla ayrıntıya girmeden ( parasızlık vs. başörtüsü nedeniyle okuldan kovmak vb)  okulların insan kişiliğini geliştirme konusunda olumsuz mekanlar olduğunu belirtmeliyiz. Öğrenciyi, boş tahta kabul edip her şeyine karışmanın, onun kişilik gelişimini olumsuz etkilediğini belirtmeden geçemeyiz.
Kız çocukları dahi askerî komutlarla ders görmektedirler.

2-Okullarda yakın tarih ve cumhuriyetle ilgili verilen bilgiler, 26. Maddede vurgulanan ilkelerle  [Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.] açıkça çelişmektedir.

Şöyle ki:
“Türkün Türk’ten başka dostu yoktur,
Bir Türk dünyaya bedeldir,
Ne mutlu Türküm diyene,
İç ve dış düşmanlar,
Araplar bizi sırtımızdan vurdu,
Yedi düvel ülkemizi işgal etti,
Padişah ülkeyi sattı,
Sana yan bakanın gözünü oyacağım,
Her Türk Türkün malını kullanmalı”
gibi ifadeler, hümanist kültürü zayıflatacak hatta yok edecek ifadelerdir.
Hümanizmanın olmadığı yerde zaten insan haklarından bahsetmek mümkün müdür?

3-26. Maddenin 3. Bölümünde çocuğa verilecek eğitimin niteliğini belirleme hakkı anne babanındır. [Evrensel Beyanname imzalanırken bu bölüme çekince kondu] deniyor.
Evrensel Beyannameye göre okul, ailenin değerlerini yok sayarak çocuğu öğrenime tabi tutamaz . Tutarsa, bir hakkı çiğnemiş olur. Yukarıda örnek verdiğimiz ifadelerden de anlaşılacağı gibi, okullar büyük çoğunluğun değerlerini görmezden gelip aileye rağmen çocuk yetiştirmeye kalkmaktadırlar.
Aile hangi kafa yapısına sahip olursa olsun, muasır medeniyet değerleri diye tarif edilen değerlerin çocuğuna verilmesine karşı çıkamamaktadır. Bunun da bir insan hakkı ihlâli olduğunu tartışmaya bile gerek yok değil mi?

Üç ana başlıkta 26. Maddenin açıkça çiğnendiğini göstermek yeterli sanıyorum.

Sonuç olarak insan haklarını çiğneneme iddiasında olan bir devlet, tek elden ve kendi belirlediği değerleri, vatandaşın çocuğuna veremez. Yani aileye rağmen okul olamaz.

Velev ki bu değerler muasır değerler olsun.

Kimse muasır olmak zorunda değildir ve üç günlük dünyayı laiklik ve cumhuriyet gibi değerleri ileri sürerek kimseye zehir etmeye kimsenin hakkı yoktur.

Çünkü en büyük ilke insandır ve onu mutsuz etmemek gerekir. Laiklik ve cumhuriyet gibi ilkeleri her zaman tartışabiliriz ama insan onuruna dokunmama asla tartışma götürmez bir baş değerdir.
Demokrasi, insan hakları gibi evrensel değerleri ıskalayan tevhidi tedrisatı, laiklik ve cumhuriyet gibi algılayana göre değişebilen değerlerle topluma dayatmak insana eziyettir ve ciddi bir hak ihlâlidir. Tevhidi tedrisatın kaldırılma vakti geldi ve geçiyor.

Çözüm, devleti, güvenlik ve adalet dışında yok sayan siyasal bir düzenlemenin acilen hayata geçirilmesidir. 7 yaşında bir çocuğun sabahın köründe istemediği şeyleri yapması ve söylemesine karşıyım. Bana göre okul aile ile beraber çocuğun yetişmesine işbirliği yapan bir yerdir. Ailenin savunduğu değerler ne ise onlar değerlidir ve çocuğa o değerler verilmelidir. Bu faaliyet kesinlikle bir devlet faaliyeti olmamalıdır.

 

08.06.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et