Boğaziçi Elektrik: Ciddiyetsizlik mi, Acizlik mi?

Ben prensip olarak özel sektörü kamu sektörüne tercih edenlerdenim. Bunun sebebi kaynak kullanımına ilişkin genel bir kanaattir. Özel teşebbüsün çoğu durumda kaynakları daha etkin kullandığını ve tüketiciye daha kaliteli hizmet sunma konusunda daha güçlü teşviklere sahip olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden Türkiye’de yapılan özelleştirmeleri de genel olarak savundum. Boğaziçi Elektrik Dağıtım A. Ş. de bu özelleştirme sürecinin ürünlerinden biridir; şirket 2013’te özelleştirilmiş, İstanbul Avrupa Yakası’nda elektrik dağıtımından sorumlu hâle gelmiştir. Beşiktaş da bu hizmet bölgesinin içindedir.

Fakat özelleştirmeyi savunmak, özel şirketlerin yaptığı her işi peşinen savunmak anlamına gelmez. Tam tersine, özel işletmenin meşruiyetinin en önemli kaynaklarından biri tüketiciye daha iyi hizmet sunmasıdır. Eğer özel bir şirket tüketiciyi önemsemiyor, şikâyetleri ciddiye almıyor, hizmetin sürekliliğini sağlayamıyor ve ortaya çıkan zararın sorumluluğunu üstlenmiyorsa, “özel” olması tek başına bir meziyet teşkil etmez. Kötü işletilen özel bir hizmetin, kötü işletilen kamu hizmetinden daha iyi olduğu söylenemez.

Son günlerde Beşiktaş’ta oturduğumuz sokakta yaşadığımız elektrik kesintileri bu meseleyi benim için teorik bir konu olmaktan çıkardı. Zaten zaman zaman kesintiler yaşıyorduk. Fakat son kesinti tam anlamıyla bir felaketti. Elektrik 28 Eylül gecesi sabah saat 4 civarında kesildi ve ertesi gün sabah 8 civarında hâlâ yoktu. Yaklaşık otuz saatlik bir kesintiden söz ediyoruz. Böyle bir kesinti yalnız bir rahatsızlık değildir. Buzdolabındaki ve derin dondurucudaki ürünler çözüldü, kış için yapılan hazırlıklar bozuldu, elektronik cihazlar devre dışı kaldı, günlük hayat ciddi biçimde aksadı. Üstelik bir mum yüzünden bir yangın tehlikesi de atlattık.

Daha kötüsü, şirketle iletişime geçtiğimizde karşılaştığımız tavırdı. Birkaç defa aramamıza rağmen her seferinde sanki daha önce hiçbir başvuru yapılmamış gibi aynı bilgiler tekrar tekrar soruldu. Yeniden kayıt açılması, yeniden şikâyet oluşturulması istendi. Tüketici zaten saatlerdir elektriksiz kalmışken bir de aynı bürokratik işlemlerle uğraştırılıyorsa burada ciddi bir hizmet anlayışı problemi var demektir. Özel sektörün kamu bürokrasisinden farkı tam da burada ortaya çıkmalıydı. Eğer tüketici özel şirkette de aynı ilgisizlik ve hantallıkla karşılaşıyorsa özelleştirmenin en önemli gerekçelerinden biri zayıflar.

Üstelik elektrik dağıtımı sıradan bir piyasa değildir. Tüketici Beşiktaş’ta “Bu şirketten memnun değilim, yarından itibaren başka bir dağıtım şirketine geçiyorum” diyemez. Elektrik tedarikçisi belirli koşullarda değiştirilebilir ama dağıtım şebekesi bölgesel bir doğal tekel niteliğindedir. Bu yüzden özel dağıtım şirketinin rekabet baskısı sınırlıdır. İşte tam da burada güçlü hizmet standartları, etkili denetim ve yaptırım ihtiyacı ortaya çıkar. Özel tekelin kamu tekelinden daha iyi işleyeceğini otomatik olarak varsayamayız.

Mevzuat da elektrik kesintisini sıradan bir mesele saymıyor. EPDK düzenlemelerine göre kentsel dağıtım bölgesinde günlük kesinti süresinin 10 saati aşması ve kesintinin belirli nedenlerden kaynaklanması hâlinde uzun süreli kesinti tazminatı doğabiliyor; bu tazminatın kullanıcı başvurusu olmaksızın dağıtım şirketince ödenmesi öngörülüyor. Dolayısıyla yaklaşık otuz saat süren bir kesinti, sebebine bağlı olarak yalnız bir “arıza” değil, şirketin mali sorumluluğunu da doğurabilecek bir hizmet kalitesi problemidir. Buzdolabında bozulan gıdalar gibi dolaylı zararların tazmini ise ayrıca belgelenmesi ve başvuru konusu yapılması gereken daha karmaşık bir meseledir.

Burada sorulması gereken soru basittir: Bu kadar uzun bir kesinti neden giderilememiştir? Teknik kapasite mi yetersizdir? Yeterli ekip mi yoktur? Şebeke yatırımları mı eksiktir? Yoksa mesele tüketicinin mağduriyetini yeterince önemsemeyen bir şirket kültürü müdür? Benim yaşadığım olaydan edindiğim izlenim, problemin hem acizlik hem ciddiyetsizlik boyutu taşıdığıdır.

Özelleştirme, şirketlere tüketiciyi görmezden gelme imtiyazı vermez. Aksine, özel işletmenin kamu işletmesine üstünlüğü iddiası, daha hızlı, daha kaliteli ve daha duyarlı hizmet sunabildiği ölçüde anlamlıdır. Elektrik gibi temel bir hizmette saatlerce süren kesintiler yaşanıyor, tüketici defalarca aramasına rağmen tatmin edici bilgi alamıyor ve ortaya çıkan zararın hesabı belirsiz kalıyorsa ilgili şirketin de düzenleyici kurumların da bunu ciddi biçimde ele alması gerekir.

Özel sektörü savunmak şirketleri savunmak anlamına gelmez. Piyasa ekonomisinin merkezinde şirket değil tüketici vardır. Şirket tüketiciye hizmet ettiği ölçüde değer üretir. Doğal tekel konumundaki bir dağıtım şirketi bu gerçeği unutursa, ona gerekli yaptırımların uygulanması piyasa ekonomisine aykırı değildir, tam tersine, piyasa ekonomisinin sağlıklı işlemesinin şartıdır.

Bu Yazıyı Paylaşın

Atilla Yayla
Atilla Yayla
İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

Atilla Yayla
Atilla Yayla
İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et