Yalnız Tuncay Özkan mı Darbe İstiyordu?

Hikmet-i hükümete inananlardan değilim. Yani savcılar birilerini gözaltına alıyorlarsa, ya da yargıçlar bazılarının tutuklanması kararını veriyorlarsa, vardır bir bildikleri diye düşünenlerden değilim. Biz bu ülkede insanların sebepsiz yere gözaltına alındıklarını, yıllarca tutuklu kaldıktan sonra suçsuz bulunarak serbest bırakıldıklarını bilenlerdeniz. Bu sebeple Ergenekon davası sanıklarından bazılarının yargıç karşısına çıkarılmadan aylarca tutuklu kalmalarında, mahkûm olmadan yıllarca tutuklu yargılanmalarında muhakkak bir sebep vardır diye düşünenlerden değilim.

Neden suçlandığını bile bilmediğini söyleyen Tuncay Özkan 2 yıldır içerde. Tuncay Özkan, darbecilikle suçlanan generallerin bir yolunu bularak tutuksuz yargılanırken, kendisinin 720 gündür içerde bulunması karşısında isyan ediyor, “Adalet istiyorum” diye feryat ediyor. Son duruşmada bu feryadı 2 yıldır içerde bulunan ve ne zaman biteceği belli olmayan aynı davada yargılanan gazeteci Mustafa Balbay da katıldı. Olay Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’la sınırlı değil, ne zaman biteceği asla kestirilemeyen bu davada yargılanan birçok kişinin durumu da bunlardan farklı değil.

Meğerse Adalet Herkese Lazımmış

“Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” diyenlerin, adaletin de önemli bir şey olduğunu anlamış olmaları önemli bir gelişmedir. Ergenekon davası sonucunda hiçbir şey çıkmasa da bu önemli bir kazanç olacaktır.

Görevi icabı ordudaki darbeci oluşumlar hakkında bilgi toplamaya çalışan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı 28 Şubatçılar tarafından kulağından tutulup saçı tıraş edilerek askeri mahkemeye çıkarıldığında, bazıları bundan çok memnundular; hiç usulden, adaletten bahsetmiyorlardı. Birisi çıkıp da, bu yakışık almıyor demedi.  Görevini yapmaya çalışan en yüksek seviyede sivil bir devlet görevlisinin askeri mahkemede aşağılanmasından hep mutlu olmuşlardı.

Eski Bakan Hasan Celal Güzel’in siyasete karışan askerleri tenkit etti diye yıldırım hızıyla yargılanıp hapse atılması çok hoşlarına gitmişti,  ” Siz orgeneralinden, YÖK Başkanı’na kadar her muhalif düşünceyi gözaltına alırsanız hukukun otoritesi kalır mı? ” diyen Hüsamettin Cindoruk o zaman iç sesini çıkarmamıştı. Deniz Baykal da, “Yaşananlar hukukun değil, siyasetin gereği olarak gerçekleştiriliyor. Çok açıktır ki ancak rejim değişikliği yaşanan ülkelerde, rejim değişikliği dönemlerinde böyle tablolarla karşı karşıya kalınır” dememişti.

Okuduğu bir şiir bahane edilerek mahkûm edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı içeri atılırken, 13 milyonluk İstanbul’un Belediye Başkanı böyle bir sebeple nasıl mahkeme karşısına çıkarılır demediler; hukukun gereği neyse o yapılır, hukuk Belediye Başkanı dinlemez, herkes hukuka saygılı olmalıdır gibi laflar ettiler…

Aslında milletvekili dokunulmazlığı olan, iki çocuğu ile birlikte yalnız yaşayan Merve Kavakçı’nın evi,  Yargıtay Başsavcısı Nuh Mete Yüksel’in emriyle gece yarısı basılırken, ne Barolar Birliğ Başkanı, ne YARSAV Başkanı, ne Deniz Baykal, ne de televizyonlarda Ergenekon sanıklarının hukukunu savunan üniversite öğretim üyeleri hiç seslerini çıkarmamışlardı.

İBDA-C lideri Salih Mirzabeyoğlu saçı ve sakalı zorla kesildikten sonra yüzü gözü kan içerisinde zorla mahkemeye çıkarıldığında Hurşit Tolon’un hakları konusunda pek hassa olan medyamız bundan çok hoşlanmıştı,  kimse çıkıp da masumiyet karinesinden bahsetmemişti.

Sami Selçuk’un Ergenekon yargılamalarında yapılan yanlışlıkları eleştirmeye hakkı var, ama  Ümit Kocasakal’ın yok, Ersan Şen’in yok, YARSAV Başkanının yok. Barolar Birliği Başkanının ve CHP liderinin yapılanlara karşı çıkması anlamlı değil. Onlar hep böyle haksızlıklara, kendilerinden olmayanlara yapıldığında destek verdiler…

Tuncay Özkan Darbe İstiyordu, Ama Darbe Yapamazdı

Tuncay Özkan ve arkadaşları demokrasiden rahatsızdılar, ordu eliyle kurulacak Kemalist bir rejim özemi içindeydiler ama emrinde darbe yapacak tank tümenleri ve fantom filoları yoktu. Tuncay Özkan işini bilen bir gazeteci idi, kurduğu televizyonla Atatürkçü kitlenin ilgisini çekmiş, kısa zamanda hatırı sayılır bir servet de edinmişti; Genelkurmayca akredite gazetecilerden biriydi, kolayca bir kuvvet komutanını ziyaret ederek, kurduğu işler için destek isteyebiliyordu. Elbette siyasi görüşleri çakışan, yürüttüğü iş yerine destek verme imkânı olan emekli veya rütbeli askerlerle iyi ilişkiler içinde olacaktı.
.
Mustafa Balbay’ın darbe yapma imkânı olanlarla teşriki mesai yaparken yanlış bir iş yaptığını düşünmesi için hiçbir sebep yoktu. Mustafa Balbay, “genç subaylar rahatsız” haberini yaptıktan sonra, o zamanki Genelkurmay Başkanının olayı yalanlamak için yaptığı basın toplantısında Genelkurmay Başkanının masasında kuvvet komutanları arasında baş köşede oturuyordu ve Genelkurmayın da en akredite gazetecilerinden biriydi. Hal böyleyken, Mustafa Balbay’ın siyasete meraklı generallerle yakın ilişkiler kurması için darbeci olması gerekmezdi, gazeteci olması yeterliydi. Hangi gazeteci geliyorum diyen bir darbenin kulisinin içinde bulunmak istemez ki!

Metin Kaplan da demokrasiden memnun değildi, şeriat devleti istiyordu. Onun da elinde devleti zorla ele geçirip, istediği rejimi kuracak imkân yoktu. Türkiye’de önemli bir eylemini bilmediğimiz, Almanya’da tahtadan tüfeklerle şeriat devleti müsameresi tertipleyen Metin Kaplan, birkaç celselik bir duruşma sonunda Türkiye’nin anayasal düzenini değiştirip şeriat devleti kurmaya teşebbüsten ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ergenekon davası sanıklarına yapılan haksızlıkları ve usulsüzlükleri her gün dile getiren hukuk ulemasından birisi bile buna itiraz etmedi.

Kim Darbe İstemiyordu ki!

Darbe istemek bir suçsa, bu konuda Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan yalnız değildi… Kendini ilerici ve Atatürkçü sayan çoğu kişi darbe özlemlerini gizlemiyorlardı. Seçimle iktidara gelmekten ümidini kesmiş pek çok politikacı da, darbecilere açık destek vermekten çekinmiyorlardı. Medyada da pek çok köşe yazarı ordunun görevinin laik cumhuriyeti korumak ve kollamak olduğunu açıkça yazıyorlardı.

Devletin demokrasi düşmanı insan yetiştiren bir resmi öğretisi var… Bu ideolojinin devlet tarafından eğitimi yapılıyor. Darbecilik bu öğretinin oluşturduğu bir kültürün sonucu… Bu ideolojinin ilkeleri kanunlar üzeri ve halkın seçtikleri bu ilkeleri değiştiremiyor. Devlet örgütü bu ideolojinin bağlıları tarafından oluşturuluyor. Bu öğreti sürekli demokrasinin kötülükleri, politikacıların hırsızlıklarını, halkın cahilliğini anlatıp, darbeyi bu kötülüklerin alternatifi olarak sunuyor.

Ergenekon Yargılamalarının Yararı

Ben Ergenekon yargılamalarından çok şey bekleyenlerden değilim. Çok şey beklemememin birinci sebebi, tümüyle siyasallaşmış ve devlet ideolojisini savunmayı görev edinmiş bir yargının bu konuda tarafsız olacağını güvenimin olmaması. İkinci de, çok basit bir ev sahibi-kiracı davasında, 3 yılda evi adresi belli kiracıyı bulup mahkeme karşısına çıkaramayan bir yargı mekanizmasının böyle karmaşık bir davanın altından kalkmasının güçlüğü…

Yine de, bu Ergenekon yargılamalarının, sonunda hiçbir şey çıkmayacak olsa da, bir yararı oldu: Kendilerini Kemalist, Atatürkçü, ulusalcı, ilerici vs ilan edip dokunulmaz, suç işleme imtiyazına sahip zanneden bir kısım insanların, Orduyu istediğince kışkırtabileceğini, darbe çağrısı yapmakta bir beis olmadığını, kendilerinden olmayan herkese uluorta hakaret edebileceklerini, yasaların kendileri için olmadığını zannedenlerin, bir gün hukukun kendilerinin de yakasına yapışabileceğini görmeleri…

Kendisini dokunulmaz ve imtiyazlı zanneden kişilere ve kurumlara dokunulması, sıradan vatandaşlara reva görülen haksızlıklardan önemli görevlerde bulunanların da nasibini alması iyi oldu.

Savcıların nihayet darbeyi savunmanın da suç olabileceğini düşünmeleri önemli bir gelişme… Çünkü iş o hale gelmişti ki, kendini güçlü hisseden herkes, bayram törenlerini, kutlama törenlerini, devir teslim törenlerini kullanarak hiç çekinmeden halkın temsilcilerini ve hükümetleri darbe ile korkutmaya çalışıyorlardı.
 

  .

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et