Ekzantirik referandum yorumları

Geçen hafta yapılan referandumda yurttaşların çoğunluğunun anayasa değişikliklerine onay vermesi karışık duygulara yol açtı. Bu sonuca sevinenler olduğu gibi, elbette buna üzülenler, hatta bunu içine sindirmekte zorlananlar da oldu. Aslında, bu “hazımsızlık” tezahürleri 12 Eylül referandumu sonrasına özgü de değil. Sonucu bu taifenin gönlüne yatmayan her seçimden veya oylamadan sonra karşılaştığımız standart manzara bu. 

Bunlara bakarsanız, gerçekte bu referandumdan % 58 “evet” oyu çıkmış değil. “Evet” oyları aslında % 50’nin altındadır; çünkü, onlara göre, sandık başına gitmeyen yurttaşların oranı % 30’a yaklaşmış olduğuna göre, bunlar da anayasa değişikliğine “hayır” demiş olmaktadırlar. Ne yaratıcı bir keşif değil mi?…

 

Sonuç olarak bu zevat şunu demeye getiriyor: % 42 % 58’den büyüktür. Bu mantık size şaşırtıcı geliyor mu? Malum, aynı takım eskiden de “halkın üçte ikisi AKP’ye karşı” filân derdi. Hatırlayınız ki, o mahut “367 kararı” da aynı mantığın eseriydi.

 

Şimdi, makullüğün sınırlarını gerçekten zorlayan bu gibi gevelemelerin söz konusu kesimin bağnazca AKP düşmanlığıyla doğrudan doğruya ilgili olduğu açık; ama aslına bakarsanız bunun arkasında daha temel bir tutum yatıyor. O da, açıkça söyleyelim ki, halka güvensizliktir.

 

Her seçimden sonra mırın-kırın eden bu zevat “demokrasi” söylemini de terk etmediğine göre, bunlar aslında “halksız demokrasi” (!) istiyorlar. Ne var ki, böyle bir şey mümkün değil.

 

Her seferinde halkın yaptığı tercihin geçersiz olduğuna bizi ikna etmek için “bin dereden su” getiriyorsunuz, ama siz kabul etmek istemeseniz de demokrasi böyle bir şey. Onun için, en iyisi, açıkça “biz demokrasi istemiyoruz” deyin de herkes rahatlasın.

 

“Hayır”cılıkta “musır ve sabit” olanların bir de şöyle analizler yapıyorlar: Diyorlar ki, ülkenin sahil bölgelerinde yaşayan “açık” ve “ilerici” kesimler bu anayasa değişikliğine hayır oyu verirken, ülkenin “karasal” bölgelerinde yaşayan “muhafazakâr” kesimler ise evet oyu verdiler.

 

Demek istedikleri çok açık: “Onaylanmasını toplumun cahil-muhafazakâr kesimlerinin bilinçsiz oylarına borçlu olduğumuz bu anayasa değişikliği geri, kötü bir şeydir. Halk aydınlanmış olsaydı bu pakete hayır derdi.”

 

Bu bakışın da halka güvensizlikten, hatta “halk korkusu”ndan kaynaklandığı bir yana, yapılan analizin de hiçbir makul temeli yok. Bir kere, siyasetteki “muhafazakârlık-ilericilik” ekseni, ima edildiği gibi, tahsil ve hayat tarzı farklılığının bir fonksiyonu değildir. Bu, tahsilin ve “çağdaş” hayat tarzının değişime ve demokrasiye direnişi pekiştirdiği ve kurulu düzenin muhafazasını birincil öncelik haline getirdiği Türkiye’de özellikle böyledir. Oysa, siyasette “ileri” pozisyon, tam aksine, cari tekçi ve yarı-otoriteryen statükonun değişiminden yana olmakla ilgilidir.

 

Öte yandan, ne sahil bölgelerinin hepsi “hayırcı”dır (Karadeniz bölgesi örneği), ne de iç-karasal bölgelerin tamamı “evetçi” (Tunceli örneği). Keza, “hayırcı” sahil kesimlerinin daha eğitimli ve daha açık zihinli olduğu iddiası da empirik olarak araştırılmış ve doğrulanmış değildir. Kaldı ki, belirttiğim gibi, eğitim düzeyinin yüksekliği kişiyi daha açık zihinli yapmıyor. Hatta tam tersine, bunlar kendi bilgi ve görgülerine aşırı güvenlerinden dolayı, daha bağnaz olma eğilimindedirler. Sanıyorum “hayırcı” yazar-çizer takımı kıyı bölgelerinde yaşayanların daha “açık” olduğundan bahsederken, kelimeyi başka bir anlamda kullanıyor olmalılar.

 

Öyle veya böyle, bir gerçek var ki, demokrasiyi her yerde “avam” ister, seçkin azınlıklar değil.

 

Star, 18.09.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,740TakipçilerTakip Et