Referandumda neyi oylayacağız?

Referandumlarda, işin doğası gereği, biz seçmenlerin “evet” veya “hayır” demesi beklenir. Bu yüzden referandumların tek konu ve tek alternatif üzerinden yapıldığı kabul edilir. Nisan ayında referanduma sunulacak anayasa değişikliği teklifinde de durum böyle görünüyor. Ancak, daha fazlası var.

Oylamaya sunulacak olan, cumhurbaşkanlığı sistemi adı verilen bir hükümet sistemi. Pakette başka şeyler varsa da en önemli unsur bu. Tartışmaların da bu yüzden daha ziyade hükümet sistemi etrafında dönmesi gerekiyor. Ama, başka bir yazıda ele almak istediğim üzere, pek böyle olmuyor.

Daha önce de yazdım. Türkiye parlamenter bir hükümet sistemi olduğu iddia edilen, ama aslında kendine mahsus, yani “Türk tipi” denebilecek bir hükümet sistemine sahipti. Bürokratik vesayet odaklarınca tesis edilen bu sistemde, yürütme demokratik hükümeti bürokratik devlet iktidarı lehine sınırlayacak şekilde ikiye ayrılmış ve yürütmenin cumhurbaşkanlığı dalı bürokratik vesayet odaklarına tahsis edilmişti. Merhum Özal ile bu sistem aksamaya başladı ama yıkılmadı. Daha sonra Demirel ve Sezer dönemlerinde sistem restore edildi. 2007’deki cumhurbaşkanı seçimi krizinde, anayasada cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yolunda değişiklik yapıldı. Bu, cari sistemin ölüm döşeğine yatması anlamına geliyordu. Sistem Ağustos 2014’te ilk defa cumhurbaşkanının halk tarafından demokratik seçimle iş başına getirilmesiyle fiilen öldü.

Toparlarsak, Türkiye 1961’den beri klasik anlamda bir parlamenter sisteme sahip değildi. Ağustos 2014’ten beri ise hiçbir hükümet sistemimiz yok. Bunun sebebi sadece cumhurbaşkanı seçme yönteminin değiştirilmesi ve Erdoğan’ın sistemi zorlaması değil. Pek çok olayın, kişinin ve çevrenin bu hale gelmemizde katkısı var.

Bu yüzden referandumda iki alternatif hükümet sistemi arasında tercih yapmayacağız. Tercihimiz hükümet sistemsizliği ile cumhurbaşkanlığı sistemi arasında olacak. Bu sistemsizlik, Türkiye’ye çok zarar verme potansiyeline sahip. Şu anda problem olmaması kimseyi yanıltmasın. Siyasetin doğası gereği iki başlı yürütme sorun doğurur. Tayyip Erdoğan ve Binali Yıldırım eski arkadaş olduklarından ve Yıldırım Erdoğan’ın liderliğini kabul ettiğinden, sorun yok.  Ama bu, hiçbir zaman sorun doğmayacağını garanti etmez. Aynı partiden gelen cumhurbaşkanı ve başbakan arasında bile yine siyasetin doğası gereği sorunlar doğabilir. Hattâ böyle olması kaçınılmazdır. Bunun örneğine yakın geçmişte şahit olduk: Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki gerilim. Bu tür sorunlar sistemi kilitler. Bu yüzden Türkiye’nin en kısa zamanda bir hükümet sitemi tercihi yapması elzem.

Tekrar ifade etmek isterim ki ben başkanlık sistemini veya parlamenter sistemi kategorik olarak savunmuyorum. Her ikisi de meşru ve demokratik. Mühim olan, Türkiye’nin kurallara bağlı ve işler bir hükümet sisteminin olması. Şu andaki siyasî realite cumhurbaşkanlığı sistemine bir parlamenter sistemden daha yakın olduğumuzu gösteriyor. Sevelim sevmeyelim durum bu. Bu yüzden, bir alternatif ortaya koymadan yeni sistem önerisine karşı çıkmak, parlamenter sistemi savunmaktan ziyade herhangi bir hükümet sistemini savunmamak, daha doğrusu hükümet sistemsizliğini savunmak, siyasî sistemde vahim krizlere yol açabilecek bir kapıyı açık bırakmak anlamına geliyor. Nitekim Bahçeli bunu gördü ve içinde bulunduğumuz süreci başlatan hamleyi AK Parti değil MHP yaptı.

O zaman soru şu: Büyük problemler yaratmaya teşne bir hükümet sistemsizliği mi, yoksa kâğıt üzerinde eksikleri ve kusurları olsa ve pratikte şimdiden öngörülemeyecek problemler yaratma ihtimali bulunsa bile, tanımı yapılmış, kuralları ve kurumları belli bir hükümet sistemi mi iyidir?

Ben ikincisinin daha iyi olduğu kanaatindeyim.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,727TakipçilerTakip Et