Özgürlük mü istiyorsunuz; buyurun!

Başbakan çok doğru söyledi. Şehir tiyatroları özelleşmeli.
Sadece şehir tiyatroları değil, devlet tiyatroları da, devlet opera ve balesi de, devlet senfoni orkestrası da; devlet televizyonu da özelleşmeli…

Devlet elini kültür ve sanattan çekmeli, sanatçılar devletten maaş alan memurlar olmaktan çıkarılmalı. Ayrıca, Kültür Bakanlığı da kapatılmalı. Devletin bir kültür ve sanat politikası olmamalı. Bakanlık, işi sadece kamu malı olan müzelerin, sarayların, kütüphanelerin, eski eserlerin envanterini tutan, bunları koruyan, bakımını yapan bir genel müdürlük haline getirilmeli.

Bütün bunları yıllardır yazıyorum. Televizyonlarda söylüyorum, gerekçelerini anlatıyorum. Eğer devlet halkın efendisi olmaktan çıkıp hizmetkârı olacaksa, bizi kültürel olarak biçimlendiremez; ne dinleyeceğimize, ne seyredeceğimize, kütüphanelerimize hangi kitaplar alınacağına karar veremez, diyorum. Ve her seferinde de kültür ve sanat dünyamızdan bir dayak yemediğim kalıyor. Hakaretin, suçlamanın bini bir para…
Tabii, Başbakan’ın başına da aynısı gelecek. Zaten şimdiden başladı bile.

“Özgürlük tutkunu” sanatçılarımız, Erdoğan’ın son çıkışıyla neye uğradıklarını şaşırdılar. “Alın tiyatronuzu, istediğiniz gibi eser seçin, istediğiniz gibi rol dağıtın, istediğiniz gibi oynayın ama bundan sonra da bizden bir şey istemeyin, kendi kendinizi finanse edin” denince ödleri koptu.

Özgürlük isteyen böyle mi davranır?

Ama onların derdi başka… Onlar, çiftlik istiyor. İstedikleri zaman çalışacakları, istemedikleri zaman çalışmayacakları; hem bankamatik memuru olup hem de dizilerden, reklamlardan TV’deki yarışma programlarından milyonlar kazanacakları düzenin devamını istiyor. Yıllarca tek bir oyunda rol almadan “şehir tiyatrosu sanatçısı” unvanıyla ortalıkta dolaşmak gibisi var mı? İstedikleri oyunu oynayacaklar… Seyirci beğenmiş beğenmemiş diye bir endişeleri olmayacak. Salonu doldurma, halka beğendirme diye bir dertleri olmayacak. Ne oynarlarsa oynasınlar; ister iyi ister kötü oynasınlar; paraları o salonlara adımını bile atmamış kitleler tarafından tıkır tıkır ödenecek. Onlar da o parayla “yüksek sanat” yapmaya ve bir yandan da geniş kitleleri hor görmeye devam edecekler…

“Yüksek sanat”ı sivil toplum finanse edemez mi?

Devletten ya da belediyeden maaş alarak sanat yapmaya alışanlar, çiftlikleri ne zaman tehlikeye düşse aynı gerekçeye sarılırlar: Efendim, onlar yüksek sanat yapmaktadır. Yüksek sanat yapmak öyle televizyon dizisi yapmaya, gişe filmi çekmeye, alaturka şarkı söylemeye benzemez. Yüksek sanat, niteliği icabı popüler olamaz; dolayısıyla kendi kendini kurtaramaz. O yüzden de devlet kesesinden (yani hepimizin vergilerinden) finanse edilmesi gerekir.

Yaptıklarının “yüksek sanat” olup olmadığını bir an için bir yana bırakalım.
Toplumun dişinden tırnağından artırdığı parayı neden “yüksek sanat”ı desteklemek için harcaması gerektiğini; bunu onlara sormadan yapmanın demokratik olup olmadığını da bir an için unutalım.

Kaliteli sanat ürünlerinin sivil toplum tarafından finanse edilmesi gerçekten mümkün değil midir, ona bakalım.
Aslında, özel tiyatroların geçmişine şöyle bir bakmak bile, bunun doğru olmadığını gösteriyor. Bu ülkenin tiyatro geçmişinde Ankara Sanat Tiyatrosu gibi bir başarı hikâyesi var. Dormen Tiyatrosu var, Kenterler var, Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu var… Yıllarca kapalı gişe oynayan nice “yüksek sanat” eseri var.

“Peki bu işin balesi, operası, orkestrası ne olacak” diyorsan; orada da sırtını devlete değil yüksek sanata destek vermek isteyen kişi ve kuruluşlara dayayacaksın. Sermayeyi zorlayacaksın, zengin sanatseverleri ikna edeceksin, sponsor bulacaksın, vakıf kuracaksın, uluslararası çapta ürün çıkarıp uluslararası destek arayacaksın. “Onlar sanattan ne anlar” diye horlayıp durduğun, “bidon kafalılar, göbeğini kaşıyanlar” diye hakaret ettiğin yoksul halkın vergilerine göz dikmeyeceksin.

Bakın İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’na… Tek başına, Kültür Bakanlığı’nın yaptığı kültür ve sanat etkinliklerinden fazlasını yapıyor…

Daha çok İKSV, daha çok Borusan; daha çok Toplum Gönüllüleri Gençlik Filarmoni Orkestrası olmaması için hiçbir sebep yok.

Yeter ki siz işin kolayına kaçmaktan vazgeçip sanatınız için alın teri dökmeyi göze alın…

 

Bugün, 02.05.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et