Otorite istismarı ve fikir mücadelesi

İnsan toplumlarını, geniş anlamda, ne idare eder? Marx’ın bu soruya verdiği cevap, üretim araçlarının sahiplenilme biçimiyle üretim biçiminin bileşimi olan üretim ilişkileriydi.

19. yüzyıl düşünürü olan ve insanlığın sefaletten refaha uzanan yolculuğunun bir kısmını bizzat gözlemleme şansı bulan Marx’ın bu fikri pozitivist-determinist bir tarzda ortaya koyması beklenirdi. Nitekim öyle de yaptı. Onun teorisi suyun yukarıdan aşağıya akması gibi bir mecburî beşerî gidişe işaret ediyordu. Sonunda varılacak, yeryüzü cennetiydi. Ne acıdır ki, Marksizm’i resmî ideoloji olarak kurumsallaştıran sistemler yeryüzü cennetleri değil ama birbirlerine çok benzer tarzda ve kendi çaplarında yeryüzü cehennemleri yarattı.

İnsanî gerçeklikle daha iyi uyuşan bir yaklaşımsa, insan toplumlarını idare etmede, yani temel sosyal, kültürel, siyasî ve ekonomik kurumların ve toplumsal düzeni sağlayan kuralların doğmasında ve korunmasında, tek belirleyici olmasa bile, fikirlerin ve kanaatlerin önemli bir rolünün olduğuna işaret etti. Bu görüşe sahip isimler arasında Hume, Keynes ve Hayek de yer alıyor. Fikir en keskin biçimde Lord Keynes tarafından ifade edildi. Ünlü iktisatçı, mealen, insanların günlük işlerinde kendi kendilerini idare ettiklerini sandıklarını, oysa onları asıl idare edenlerin mezarlarında yatmakta olan filozoflar olduğunu söyledi. Aynı fikirde olan Hayek, kabullenilmesinin insanlar için çok zor olmasına rağmen, hakikatin bu olduğunu vurguladı. Hume-Hayek çizgisi toplumsal hayatın kanaat ortamına ve -Michael Oakeshott’la ortaklaşarak- alışkanlıklara dayandığını ifade etti. Bu bakışa göre, bir ülkeyi asıl idare edenler fikirler ve kanaatlerdir. Kaçınılmaz olduğunu düşündüğümüz birçok şey, gerçekten kaçınılmaz olduğu için değil, öyle olduklarını düşündüğümüz için hayatımızda vardır.

Hume, Keynes ve Hayek’in fikri doğruysa, her ülkede fikir mücadelelerinin toplumsal hayatta çok önemli bir yer işgal ettiği sonucuna ulaşmamız gerekir. Bu gerçeğin yeterince farkına varılmamasının sebebi insanların önemlice bir bölümünün fikir işleriyle doğrudan ilgilenmemesi ve fikrî mücadelenin uzun soluklu olmasıdır. Bir ülkedeki bütün temel çatışmaların ardında fikir çarpışması yatar. Bugünlerde Suriye ile yatıp kalkıyoruz. Ne oluyor Suriye’de? İki yıl önceki Suriye ile bugünkü Suriye arasında ne fark var? Neden insanlar rejime karşı iki-üç sene önce kafa kaldırmamıştı ama şimdi bunu yapıyor? Diğer faktörleri sabit sayarsak, başlıca sebep ülkedeki fikir- kanaat ortamının değişmesi. Toplum artık Baas diktatörlüğünü meşru, makul ve tahammül edilebilir görmüyor. Buna karşılık, iktidar sahipleri kanaat ortamındaki değişikliği tınmıyor ve fizikî güçle iktidarını sürdürebileceğini zannediyor. David Hume yaşasaydı, “Bu ham bir hayal, halkının rızasını kaybeden her hükümet gider, son kertede yönetilenler yönetenlerden daima daha güçlüdür.” derdi.

KEMALİSTLER OTORİTE İSTİSMARINDA

Fikirler bu kadar önemliyse, fikir insanları da önemli olmalı, zira fikir mücadelelerinin en önemli kahramanları onlar. Türkiye’de de ciddî bir fikir mücadelesi var. Gündelik hengameden sıyrılıp toplumsal hayatı geniş açıdan ve uzun dönemler içinde gözlemlersek bunu kolayca görürüz. Şüphesiz, ülkemizdeki fikir mücadelesi bir cephe savaşı olmaktan çok bir satıh savaşı. Saflar bazen net, bazen iç içe geçmiş vaziyette. Bu da gayet normal. Bu mücadelenin ana taraflarını kabaca şöyle sıralayabiliriz: Kemalistler, nasyonalistler, sosyal demokratlar, sosyalistler, İslamcılar, liberaller, muhafazakârlar. Bu son ikisi sahneye hayli yeni –1990’larda- çıktı ama büyük mesafe aldı. Buna karşılık, diğer grupların hepsinde bir durgunluk veya gerileme göze çarpıyor. Durumları en kötü olanlarsa Kemalistler. Son yirmi yıl içinde dikkat çeken, tezleriyle çizgisinin ufkunu açan ve rakip fikirleri zorlayan bir Kemalist düşünür, akademisyen, gazete yazarı çıkmadı. Kemalist düşünce her gün kan kaybediyor, arkaik ve anakronik hâle geliyor.

Bazı Kemalistler bu boşluğu, sloganlarını ve ezberlerini daha kuvvetli tekrarlayarak kapatmaya çalışıyor. Bir diğer taktikleri de bir alanda gerçekten iyi veya tanınmış olan kişilerin alan otoritesinden ideolojik destek çıkarmaya çalışmak. Bu biraz tekeden süt sağmaya çalışmaya benziyor. Bu tavra otorite istismarı denir. Anlamı, bir kişiyi, bir alandaki bilgi, beceri ve başarısına dayanarak, uzmanlık alanı olmayan bir sahada da mindere sürmeye çalışmak, onun otoritesini -bazen o kişinin de benimsiyor olabileceği- ideolojik görüşleri takviye etmek ve haklı çıkarmak için kullanmaktır. Bu en çok Fazıl Say için yapılıyor. İyi bir müzisyen olması, siyasî fikirlerinin de doğru ve güçlü olduğunun karinesi olarak kullanılıyor. Yakınlarda, Londra Olimpiyatları münasebetiyle daha da komiği yapıldı. Hıncal Uluç, Zeynep Oral, Ertuğrul Özkök gibi arkaik Kemalistler 1500 metrede iki sporcu kızın altın madalya kazanmasını, Kemalist dünya görüşünün yardımına koşmaya çalıştı. Doğrusu bu trajikomik bir teşebbüstü.

Fikir mücadelesi fikirlerle, onları üreten, genişleten ve taşıyan insanlarla verilir. Bu kimsenin bir alanda başarılı olması, onun o alanda iyiliğini kanıtlar, siyasî-ideolojik görüşlerinin isabet derecesi hakkında bir fikir vermez. Birçok durumda, büyük bir sanatçı, sporcu, bilim insanı vb. bilmedikleri konularda anlamsız şeyler söyleyebilir. Meselâ, Einstein büyük bir fizikçiydi ama toplumsal hayat ve siyasal sistem konusundaki görüşlerinin birçoğu gayet saçmaydı. Aynı şey, Fazıl Say için de, bir şarkıcı veya tiyatrocu için de geçerli olabilir. Nihayetinde, bir fikrin doğruluğu, onu ifade edenin şöhret olmasına değil, fikrin muhtevasına, mantığına, delillerine, diğer fikirlerin ve hayatın testinden geçmedeki başarı derecesine vs. bağlıdır. Tabii, bu taktiği bilinçli bilinçsiz kullananların seçici kurnazlığı da dikkat çekmiyor değil. Hakan Şükür çok iyi bir futbolcuydu, milyonlar tarafından seviliyordu. Ama, yukarıda saydığım isimler ve onlarla aynı kafaya sahip olanlar hiçbir zaman bunu Şükür’ün siyasî-ideolojik çizgisinin haklılığının, üstünlüğünün delili olarak kullanmadı. Buna karşılık, Londra’da madalya kazanan sporcuların dindarlığı, devamlı dua vurgusu yapması, yani muhtemelen Kemalist-kalemşörlere ters bir çizgide olması da adı geçen zevatı durduramadı. Yani, otorite istismarı sınır tanımadı.

Kemalist çevrelerden, izin verirlerse, bir ricam var. Lütfen eskiyle yaşamayı, slogan tekrarlamayı bırakın. Daha soğukkanlı olun ve fikir alanında uzun soluklu şeyler yapmaya veya yaptırmaya çalışın. Böylece hem kendinize hem ülkeye iyilik etmiş olursunuz. Yoksa, fikrî acziyetinizi bir değil bin Say ve iki değil ikibin olimpiyat madalyasıyla dahi örtemezsiniz.

Zaman, 24.08.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et