Osman Can – Hrant Dink, Balyoz ve HSYK sınavları

Geçtiğimiz haftalarda yeni Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) ilk icraatlarına şahit olduk. Balyoz Davası’na bakan mahkemenin başkanı değiştirilerek Gebze’ye atandı. Bu tasarruf çok tartışıldı. Ancak aynı toplantıda alınan kararlardan biri de Hrant Dink davasına bakan mahkeme başkanının da değiştirilerek Sakarya’ya hâkim olarak atanmasıydı. Buna ilişkin ne bir televizyon programında, ne de bir gazetede herhangi bir yorum, eleştiri veya değerlendirmeye rastladık. Ergenekon ve Balyoz Davalarında politik taraflardan biri darbe düzeninin sürmesini arzular veya en azından darbe düzeneğini kendi yaşam tarzları bakımından güvence görmekte iken, diğeri ise militarizm üzerinden toplum mühendisliğine karşı bir tavır sergilemektedir.

Burada belirleyici olan esas itibariyle politik bir mücadeledir. Bu politik tarafların, Hrant Dink Davasındaki gelişmeye ilgi göstermemiş olması, herhalde davanın günübirlik iktidar savaşına malzeme sunmamasından kaynaklanıyor. Oysa bu tasarruflar, günübirlik tartışmaları aşan neden ve sonuçlarıyla birlikte irdelenmelidir.

Davalara militarist müdahale

Yeni HSYK’nın yapılanma biçimi ve üyelik kompozisyonu bakımından birçok değerlendirme yapıldı. Yeniden hatırlatmak gerekirse, yeni HSYK’nın yalnızca geçici bir dönem bakımından “eskisine göre” daya iyi olma kontenjanından yararlanabileceğini, çok daha önemlisi artık militarist ideolojinin uygulama aracı olmayacağını, ancak yeni Anayasa ile bu sistemin yine de aşılması gerektiğini dile getirmiştik. Gerekçelerimiz ise, bu sistemin siyasi sorumluluğu devre dışı bıraktığı, çoğulculuk imkânının yalnızca adliye seçimleriyle sınırlı kaldığı, ancak gerçek bir toplumsal çoğulcuk için Meclis’in de sürece müdahil olması gerektiği, değişikliklerle yargıçlar ve savcılar bakımından merkeziyetçi ve hiyerarşik yapılanmanın değişmediği, bürokratik hegemonyanın farklı renkte de olsa kendini yeniden yapılandırdığı biçimindeydi.

Venedik Komisyonu’nun değerlendirmelerinin temelde benzer yönde olduğu, basına yansıyan haberlerden anlaşılıyor. Aynı haberlere bakıldığında yeni bir Anayasa’nın gerekliliğiyle birlikte HSYK’nın yapısında Meclis üzerinden demokratik meşruiyetin sağlanmasının önerildiği de görülüyor.

Tüm bu rezervlerimizle birlikte HSYK’nın bu geçici dönemde dört temel sınav ile karşı karşıya olduğunu dile getirmiştik (Newsweek Türkiye 1. Kasım 2010). Bunlardan birincisi, eski HSYK’nın ideolojik nedenlerle verdiği disiplin cezalarının kaldırılması ve meslekten ihraç ettiği hâkim ve savcıların mesleğe yeniden kabul edilmesi sınavıydı. Bu sınav devam ediyor. İkincisi Danıştay ve Yargıtay’a demokratik değerlere bağlılık ortak paydası ekseninde objektif kriterlere göre seçimler yapılarak, bu iki kurumun ideolojik merkezler olmaktan çıkarılmasıydı. Önümüzdeki dönemde bu kurumların ideolojik merkez niteliği ortadan kalkacak gibi görünüyor. Üçüncü sınav, Ergenekon ve benzeri davalarında, ceza güvencelerinin titizlikle uygulanması, tutuklama pratiğinin gözden geçirilmesi, buna karşın demokrasiye karşı faaliyetler yürütmüş veya yürüten hukuk dışı iç iktidarlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda sonuna kadar gidilmesini sağlayacak bir atmosferin hâkim kılınmasıydı. HSYK’nın bu sınavda başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Eski HSYK’nın sırf bu davaları sürüncemede bırakmak, etkisiz kılmak ve içeriksizleştirmek için yaptıkları uygulamalardan birine son verildi ve Balyoz Davası’na bakan mahkeme başkanı değiştirildi. Bu davanın bundan sonra en azından açık-örtülü militarist müdahalelerin büyük ölçüde dışında kalacağını söyleyebiliriz. Kuşkusuz ceza güvenceleri ve tutuklama pratikleri bakımından rezervlerimiz devam edecektir.

İnsanlığını kaybetme riski

En önemlisi ise Hrant Dink davasıyla ilgili sınavdı. Diğer davalarda tüm taraflar için belirli bir siyasal destek söz konusu olduğu halde, bu davada siyasal destek zafiyeti yaşanıyor. İlk üç sınav demokratlığın bir ölçütü olabilir. Ancak bu sınav yalnızca vicdan sahibi olmanın bir ölçütüdür. Diğer davalarda esas itibariyle siyasal pozisyonlarımızı kaybedebilecekken, bu davada insanlığımızı kaybetme riski vardır. Bu nedenle yeni HSYK bu davanın vicdanları tatmin edecek bir tarzda yürütülmesi, cinayete götüren ilişki ağlarının ortaya çıkarılması ve Türkiye’nin vicdanını temizleyebilmesi için gerekli bir adli atmosfer ve perspektif sunma doğrultusunda önemli bir mesaj vermek zorundaydı.

Çünkü, Hrant Dink cinayeti, günübirlik politikada birilerinin kullanabileceği bir enstrüman değil. Hrant Dink cinayetinin çözümlenmesi ve adaletin tesisi Türkiye siyasetinin genetiğini deşifre edebilecek anahtarı sunmaktadır. Cinayete götüren süreçte, 100 yıllık eğitim politikası, okullarda “andımız” biçimindeki faşizan uygulama, devlet partisi ideolojisinin bugüne kadar değişmeyen ve her bir darbeyle kendini yeniden egemen kılan etnisist-militer siyasal yapısı “tetikçiler ve azmettiren”lerden çok daha fazla belirleyicidir. Bu siyasal yapının gerekli gördüğü her durumda toplum mühendisliği çalışmalarına girişmesi, toplumsal fay hatlarını harekete geçirmesi ve ardından siyasal cinayetlerle kendini güvenceye alması artık bizi şaşırtmıyor.

Dink Davası’nda yeni bir sayfa

Evet, Hrant Dink cinayetine götüren süreç, Türkiye’yi her defasında darbelere veya darbe etkisine sahip tek partici, militarist ve elitist toplum mühendisliği sürecidir. Bu nedenle Hrant Dink Davası, Ergenekon, Balyoz ve diğer davalardan bağımsız değil, aksine onlardan daha fazla yaşamsaldır. Bu davanın çözümlenmesi, bu süreçlerin zehirlediği toplumsal bilinci arındırarak ve toplum vicdanını harekete geçirerek; 27 Mayıs ve 12 Eylül siyasal yapılanmasıyla hesaplaşmasını sağlayabilecektir.

Ergenekon ve Balyoz davaları daima bir siyasal mücadele ekseninde okunacaktır. Ancak Hrant Dink Davası, insan ve vicdan üzerinden diğer davaların tüm taraflarını bir muhasebeye çağırabilir, tarihe karışmakta olan “eski”den bütünüyle arınmayı, “yeni”nin de hümanizm üzerine kurulmasını sağlayabilir. Bu dava temiz bir başlangıç için çok önemlidir.

Dink ailesinin ve müdahil avukatların tüm taleplerinin reddedilmesi, soruşturmayı genişletecek ve çözümü mümkün kılabilecek hiçbir tanığın, olayla ilgisi ve bilgisi bulunan hiçbir kamu görevlisinin dinlenilmemesi, çok daha önemlisi cinayet şebekesini ve kurumsal uzantılarını önemli ölçüde deşifre etme imkânı sunan Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunun gözetilmemesi şeklinde sıralayabileceğimiz icraatların altında, basına yansıdığı kadarıyla, imzası bulunan mahkeme başkanının görevden alınması bu açıdan “doğru” bir mesajdır.

HSYK’nın bu doğru mesajının, bundan sonraki süreçteki mahkeme ve devlet kurumları tarafından “doğru” okunması çok önemlidir.

Star-Açıkgörüş, 23.12.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et