Önleyici despotizm doktrini

Türkiye’de hemen her toplumsal meselede ama özellikle de Kürt sorunu ve “irtica” tartışmalarında sürekli karşımıza çıkan bir engel var: “Bugün bunu verirsek, yarın kim bilir ne isterler” mantığı. Böyle düşünenler, demokratikleşme yolunda yapılan ve yapılacak her türlü “açılım”ı, sonu felakete giden bir yolun başlangıcı olarak görüyor.

Bu “kafa”ya göre, örneğin, üniversitede başörtüsüne “geçit verilmemesi” gerekiyor, çünkü eğer verilirse Türkiye’yi bir kaç onyıl içinde İran (yahut Malezya) yapacak bir süreç başlamış oluyor. Aynı “kafa” Kürt vatandaşların özgürlüklerinin teslim edilmesine de, “bu iş Kürtçe eğitimi diye başlar, bağımsız Kürt devleti ile son bulur” diyerek karşı çıkıyor.

Ben, George W. Bush’un Irak’ı işgal ederken kullandığı “önleyici savaş doktrini”nden ilhamla, bu anlayışa “önleyici despotizm doktrini” diyorum. Doktrinin özeti şu: Toplumdaki farklı kesimlere diledikleri gibi yaşama ve kendilerini ifade etme hakkı vermeyecekseniz, çünkü bugün bunu verirseniz yarın öbür gün “şeriatı getirecek” yahut “ülkeyi bölecek” başka taleplerle karşınıza çıkabilirler. “O tip aşırı talepleri kabul etmeyin tabii, ama makul olanları niye bastırıyorsunuz” dediğinizde, gelecek cevap belli: “Olmaz. Bir kez başladı mı bu iş, önü alınmaz.”

Önleyici despotizm doktrini ile düşünmeye alışmış olanlar, bunun olayları anlamak ve onlara tepki vermek için kullanılabilecek tek doğru yaklaşım olduğundan emin gözüküyorlar. Dolayısıyla en büyük dertleri, kendileri gibi düşünenleri “ uyanık” tutmak, “aymazlık”tan ve “gaflet”ten kurtarmak. Bunun için pek sevdikleri “kaynatılan kurbağa” örneğini birbirlerine hatırlatıp duruyorlar. Hani var ya, yavaş yavaş ısıtılan suyun içindeki kurbağa piştiğini anlamazmış hikayesi… Bu ve benzeri bir kaç basit örnek, ve cımbızla seçilmiş bir-iki alıntı, önleyici despotizm doktrinini milyonlarca insana kabul ettirmek için yetiyor da artıyor bile.

Oysa insanlar kurbağa değil. Toplumsal meseleler de böyle ilkel örneklerle anlaşılabilecek kadar basit değil. Önleyici despotizm doktrinini ezberden tekrar edip durmaktansa, şu kritik soruyu sormak lazım: Acaba toplumsal taleplerin bastırılması mı, yoksa karşılanması mı siyasi radikalizmi körükler?

Soruyu şöyle de açabiliriz: Acaba başörtülü bir genç kız, özgürce okula gidebildiği zaman mı laik sistemden nefret eder, yoksa “laiklik zaptiyeleri” tarafından üniversite kapısından çevrilince mi? Kürtler, kimliklerini özgürce ifade ettikleri zaman mı “bağımsız Kürdistan”ı daha çok ister, yoksa jandarma dipçiği ile “Türkleşme”ye zorlandıklarında mı?

Ben her iki meselede de, tarihsel ve toplumsal verileri kullanarak, despotizmin sorunların çözümü değil bilakis menşei olduğunu gösterebilirim. Bu meseleleri inceleyen hemen her aklı başında insan da aynı kanaate varıyor zaten. Ancak bu durum, önleyici despotizm meraklılarını hiç etkilemiyor, çünkü onların zihnine iyice kazınmış olan bir diğer ezber de kendileri gibi düşünmeyen herkesin “ vatan haini” olduğu. Ya onların despotizmine alkış tutacak, ya da “iç düşman” hanesine yazılacaksınız.

Kürt sorunu gibi meseleri tartışırken, bir taraftan da bu gibi zihniyet sorunlarını ele almak lazım. İkincisi aşılmadan ilkinin çözülmesi mümkün gözükmüyor çünkü…

 Star, 02.09.2009

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,740TakipçilerTakip Et