Olmasa olmaz mı?

Heyecanlıyım. Uzun yıllardır televizyon programlarının konuğu olan ben, ilk defa “ev sahibi” olarak karşınıza çıkıyorum.

Her hafta konuklarıma ve izleyicilerime basit bir soru soracağım: Şu kurum, şu yasa, bu kavram, bu gelenek, bu kural hiç olmasa olmaz mı?

Soru basit. Ama doğrusu sormaya hiç alışık olmadığım bir soru. Çoğumuz dünyaya gözümüzü açtığımızdan beri etrafımızda görmeye alışık olduğumuz her şeyi ezelden beri var olan ve ebediyete kadar sürecek olan şeyler olarak görmeye eğilimliyiz. Onların var olmadığı bir dünyayı hayal bile edemiyoruz.

Oysa o kurumlar, o kavramlar ya da yasalar bir zamanlar yoktular. Belli tarihi koşullarda oluştular. Şu anda kimisi eskidi ve tamamen lüzumsuz hale geldi; şöyle güçlü bir fikri saldırıyla çöküp gidecek kadar köhneleşti. Kimisi kuruluşundan bu yana, zaman içinde biçim ve fonksiyon değiştirdi. Bir zamanlar belli bir ihtiyaca cevap vermek üzere iyi niyetle kurulmuş olsalar da bugün toplumsal değişimin önünde güçlü bir barikat olarak; imtiyazlı bir zümrenin iktidarını sürdürmesinin aracı olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Kimisi ise, çok basit bir sebepten; sadece bu soru sorulmadığı için; yani kimse onların varlık nedenini sorgulamadığı; fuzuliliklerinin farkında olmadığı için hâlâ yaşayıp gidiyor.

İşte ben bu programda etrafımızı kuşatan ve vazgeçilmez sandığımız kimi kurum ve kavramları şöyle bir silkelemek istiyorum. Olmazsa da pekâlâ olabileceğinden ve hatta çok daha iyi olacağından şüphelendiğim anlı şanlı kurumları, yasaları, kavramları, kuralları birer birer masaya yatırıp konuklarımla birlikte didiklemek niyetindeyim.

Tartışmanın sonunda hep birlikte aynı sonuca varmak diye bir beklentimiz yok elbette. Programı kapatırken “Olmasa da olur”, “Olmasa asla olmaz” ya da “Olur ama şu yönde revize edilirse olur” kararlarından biri üzerinde oy birliği beklemiyoruz.

Ama biz sorular ortaya atacağız. Şüphe tohumları ekeceğiz. Her bir program bittiğinde izleyenlerin kafasında daha önce var olan itikatların sarsılmış olmasını; tereddütler doğmuş, zihinlerine şüphe tohumları atılmış olmasını umuyorum.

Evet, şüphe tohumları… Her şeyin başı budur! Genellikle iblisin zihnimizdeki tahribatı gibi algıladığımız şüphe tohumları, gerçekte yeni fikirlerin, yeni açılımların ve bazen yepyeni bir dünyanın nüvesidir.

***

Bu program, konsepti itibarıyla ilelebet sürüp gidebilecek bir program değil… Çünkü “olmasa olmaz mı” sorusunu sorabileceğimiz kurumların sayısı sonsuz değil… En azından benim kafamda sonsuz değil… O yüzden bu programı bir tartışma dizisi olarak tanımlamak daha doğru olur. Beş ay mı olur, altı ay mı olur, belli bir sürede benim kafamdaki sorular bitecek ve bu program da sona erecek.

Belki daha sonra, yeni sorular biriktiğinde yeniden buluşacağız.

Basın Kulübü’nde iftira

Cuma akşamı Habertürk’te yayınlanan Basın Kulübü programında iftiraya uğradığımı bir dostumun telefonu sayesinde öğrendim. Programın konuklarından bir emekli general benim Kanaltürk’te katıldığım tartışma programında, orduyla PKK’yı aynı kefeye koyarak karşılaştırma yaptığımı ve “ordunun PKK’dan daha gaddar, daha acımasız olduğunu” söylediğimi iddia etmiş.

Olayı duyar duymaz programa canlı olarak bağlanmaya çalıştım. Bin bir güçlükle reji odasına ulaştım, cevap hakkımın doğduğunu belirttim. Telefonumu alıp mutlaka beni arayıp bağlayacaklarını söylediler. Ama bağlamadılar. İkinci teşebbüsüm de boşa gitti.

Kısacası Habertürk, cevap hakkımı kullandırtmadı.

O yüzden, söz konusu generale buradan cevap vermek durumunda kalıyorum:

Hemen söyleyeyim, bu çok ağır bir itham ve açık bir iftiradır. Kanaltürk’teki programı binlerce kişi izledi. Ben orada PKK’yı orduyla değil, ordu içindeki darbecilerle karşılaştırdım. Çok net olarak, Balyoz Darbe Planı’nı hazırlayanların tıpkı PKK gibi bir terör örgütü olduklarını ama PKK’dan daha vahşi ve acımasız olduklarını söyledim. PKK’nın hiçbir zaman sivil halka yönelik bu kadar geniş kitle katliamları planlamadığını, çünkü kamuoyundaki imajına daha çok dikkat ettiğini belirttim.

Dolayısıyla konuk generalin sözleri açıkça yalandır ve bence kasıtlı bir çarpıtmadır.

Evet, Balyozcuları savunmanın zor olduğunun farkındayım. Bu zorluk onları her türlü tahrifata, yalan ve dolana sarılmak zorunda bırakıyor. Ama yalanlar ortaya çıktıkça da eskisinden de daha zor bir duruma düşüyorlar.

Tabii akıl öğretmek bana düşmez ama bu kadar zorlanacaklarına; kişisel itibarlarını yerlerde süründürmeyi de göze alarak katliam planlayanlarını korumaya çalışacaklarına, bir de gerçeklerin yanında saf tutmayı deneseler?

Temin ediyorum, geceleri çok daha rahat uyurlar.

Bugün, 31.01.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et