Modern mesihler: Gezi hadisesinin politik teolojisi (2)

Diğer yaşam tarzları arasında seküler yaşam tarzının tek ‘normal’ yaşam tarzıymış gibi kabulünün felsefî gerekçesi ne olabilir? Seküler yaşam tarzını ‘normal’ yaşam tarzı olarak kabul etmenin temel ‘kriteri’ nedir?

Türkiye’de yönetimi gasp etmiş bir ‘diktatör’ün halk adına alaşağı edilerek halkın bu diktatörden kurtuluşunun gerçekleşeceği,- akabinde de cennetin, yani mükemmel toplumun insan eliyle, bir başka deyişle de politik eylemle gerçekleştirilebileceğine dair ‘inanç’ Gezi hareketindeki kitlesel devrimci eylemlerin temel saikidir. Gezi hadisesi boyunca kullanılan sembollere bir bakalım. Bu semboller hem Gezi Parkı hadisesinin katılımcıları hem sosyal medya hem de entelektüeller tarafından dinsel(leştirilmiş), aşırı derecede kutsanmış sembollerdir; kırmızı elbiseli kadın, Tomanın karşısına kollarını açarak dikilen Siyah elbiseli kadın (neden başka bir renk değil de kırmızı, siyah?), çeşitli bayrakların ve ideolojik sembollerin Taksim’in en önemli ve görünür yerlerine asılması ve bu sembollerin kaldırılmasına karşı şiddetli direniş, altı gencin ölümleri sonrasında adlandırılış biçimi; Direniş şehitleri, Gezi parkı şehitleri…

(CHP Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu, kamuoyuna Gezi Parkı hadisesi neticesinde dört şehidimiz var diye açıklama yapmıştır). Şehit kavramı tamamen dinî bir kavramdır. Burada içerik farklı olabilir ancak formlar kesinlikle dinseldir. Bununla birlikte sorulması gereken asıl sorular şunlardır: Kim, kimin adına, kimi kurtarıyor? Kurtarılmak istenenler gerçekten kurtarılmak istiyorlar mı? Halk gerçekten Tayyip Erdoğan’dan kurtarılmak istiyor mu? Devrimci hareket tarafından vaat edilen yeni düzenin ya da yeni liderin selefinden daha iyi olduğunun ispatı, gerekçesi nedir? Yeninin eskiden daha iyi olacağının garantisi nedir? Mevcut iktidar hayat tarzımıza karışıyor da yenisi niye karışmayacak?

Tek yaşam tarzı

Muhafazakâr demokrat kimliğiyle kendisini tarif eden AK Parti’nin iktidara gelişinden bu yana kamuoyuna pompalanan ve Başbakan’ın ‘dindar gençlik istiyoruz’ söylemiyle de alevlenen aktüel tartışma Türkiye’nin gittikçe muhafazakârlaşıp muhafazakârlaşmadığı, seküler yaşam tarzlarının İslami hayat tarzı istikametinde dinselleştirilmek istenip istenmediği sorularında düğümleniyor ve bu tartışmada seküler hayat tarzının savunuculuğunu yapan kesimler toplumun bu husustaki hassasiyetlerine mütemadiyen dikkat çekiyorlar. Bu kesimlerin sözcülüğünü yapan entelektüellerin kendisine sormadığı muhkem soru sorudur: Dini kamusal hayatın dışına sürmek isteyen sekülerizmin bizatihi kendisi bir din değil midir?

Modern yaşam tarzı ve bunun politik savunusu da bir tür dinsellik üret-e-mez mi? Seküler yaşam tarzının hassasiyetlerine EVET, dinsel yaşam tarzının hassasiyetlerine HAYIR. Böyle bir politik tavrın bizatihi kendisi dinseldir ve şu soru cevaplanmak üzere meydan okuyucudur: diğer yaşam tarzları arasında seküler yaşam tarzının tek ‘normal’ yaşam tarzıymış gibi kabulünün felsefî gerekçesi ne olabilir? Seküler yaşam tarzını ‘normal’ yaşam tarzı olarak kabul etmenin temel ‘kriteri’ nedir? Çoğunluğun yaşam biçimi ya da azınlığın yaşam biçimi olması mı? Bilimsel olması mı? İnanca değil, akla dayanması mı? Peki aklın kendisi akılsal mıdır?

Nasıl modern devrimci hareketler dinin başka araçlarla devamı ise sekülerizm de bir ‘izm’ olarak yeni bir tür dinselliği üretmektedir, sekülerizm dinler tarihinde bir kesittir ve kendi dini yaşama biçimini de toplumun bütününe ‘normal’ olan bu anlayıştır şeklinde benimsetme iddiasındadır. Bu düşünceden hareketle Gezi hadisesi değerlendirildiğinde onun hakikatte bir tür dinler savaşı olduğu görülecektir; ‘Hayat tarzlarına müdahale’ başlığı altında politik dinlerin savaşı ve mücadelesi. Bir başka deyişle, sekülerizm, metafiziğe savaş açmış ‘seküler metafizik’tir.

Sonuç

İnsanların protesto yapma hakkı vazgeçilemez bir insan hakkıdır ve sonuna kadar savunulmalıdır. Bu yazıda dillendirilen itiraz bu hakka değil, bu hakkın Gezi Parkı hadisesi vasıtasıyla icra ediliş ‘metodu’nadır. Gezi olaylarındaki fiziksel şiddet, beraberindeki (Hüsamettin Arslan’ın deyişiyle) sembolik şiddetle (sesli küfürler, küfür içerikli pankartlar, semboller vs.) sağduyuya ve demokratik bilince sahip herkes için kabul edilebilir bir metot değildir. Protestoda atılan sloganlar ve kullanılan semboller demokratik bir protestoyu değil, muhtevası Twitter, yani sosyal medyadan çıkan haberler ile dolu adeta yozlaşmış ‘dinsel bir ayini’ çağrıştırmaktadır. Muhafazakâr kesimin provokasyonlara gelerek sokağa inmesi iki karşıt görüşlü grubun karşı karşıya gelmesi anlamına gelir ki bu karşılaşmanın sağlıklı demokratik bir müzakere ve diyalog ortamını değil, tam da çözüm süreci ve barış ilan edilmişken çok fazla ölümün ve yaralanmanın olacağı kan ve şiddet ortamını davet edeceği açıktır. Taksim’in kutsallaştırılışıyla birlikte böyle bir ‘ayin’in Türkiye’de demokrasinin işleme metotlarından birisi olarak görülmesi de kabul edilebilir ve haklı bir tavır değildir. Varsayalım ki muhafazakâr kesim binlerce kişiyi camilerden örgütleyip Taksim’e toplasın ve buraya cami istiyoruz diye slogan atsın. ‘Haklı’ mı sayılacaktır? Bir mesele tartışılırken binlercesini meydanlarda toplayan, çok fazla bağıran, küfür eden, bu yolla kamusal alanda daha fazla ‘görünür’ olan haklı mı sayılacaktır?

Bugün Batı’da soldan gelen bir düşünür olan Habermas post-seküler toplumdan bahsediyor. Batı düşüncesi yeni dinsellik biçimleriyle nasıl başa çıkacağını, onları nasıl anlamak gerektiğini tartışıyor. Heidegger’den beri, Batı düşüncesinde metafiziği kovan bir metafizikten, ‘seküler metafizik’ten, ‘politik dinler’den ve ‘politik teoloji’den entelektüeller sürekli bahsediyor ve günümüz politik hareketlerinin doğasını felsefî olarak anlamaya çalışıyor. Bugüne kadar Gezi parkı hadisesi ile alâkalı pek çok şey yazılıp çizildi. Devletin şiddeti, protestocuların şiddeti, Başbakanın uslubu vs.. Elbette bu etkenler tartışılmalı. Ancak bu değerlendirmeler artık birer ‘klişe’dir. Gezi hareketinin doğası hakkındaki felsefî açıklamalar yetersiz kalmıştır. Bize daha üstten daha genel bir bakış da gereklidir ki ihtiyacımız olan bu bakış siyaset felsefesinin bakışı bir başka deyişle de ‘politik teoloji’nin bakışı olabilir.

Bu yazı Yeni Şafak Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et