Modern mesihler: Gezi hadisesinin politik teolojisi (1)

Taksim, devlet tarafından dokunulmaması, müdahale edilmemesi gereken politik bakımdan ‘kutsal’ bir alandır. Taksim, adeta Gezi eylemcilerinin, yani modern Mesihlerin eylemlerini icra ettikleri kutsal mabetleridir. Bir bakıma Taksim, politik kurtarıcılarımızın, yani Türk solunun ve laikçi ulusalcı kesimin Türkiye’deki Kudüs’üdür.

Bu yazının gayesi, din-politika ilişkisi çerçevesinde, modern devrimci hareketlerin dinsel boyutundan hareketle sosyolojik bir fenomen olarak Gezi Olaylarını değerlendirmektir. Politika filozofu John Gray, din-politika ilişkisi hakkında şöyle söyler: ‘tarihte dönüştürücü bir olay olarak devrim düşüncesini dine borçluyuz. Modern devrimci hareketler dinin başka araçlarla devamıdır.’ Gray yalnız değildir. Eric Voegelin, Carl Schmitt, Karl Löwith, Norman Cohn, Igor Shafarevich, Eric von Kuehnelth-Leddihn, Jacob Taubes gibi önemli âlimler, Batı düşüncesinde Ortaçağ ve antik dönemi menziline alan tarihsel çalışmalarında hem modern politikanın hem de modern devrimci hareketlerin soy kütüğünü araştırmışlardır.

Araştırmalarının neticesinde, modern politik alanın seküler, kutsallıktan arınmış olduğu iddiasına rağmen bu alanı işgal eden modern politik ideolojilerin hakikatte kökeni Ortaçağ’daki Hıristiyan heretik tarikatlara ve dinsel mücadelelere dayanan ve özünde dinsel olan hareketler olduğunu keşfetmişlerdir. Voegelin gibi bu hareketlerin doğrudan doğruya gnostisizmin1 sekülerleşmesiyle ortaya çıkan hareketler olduğunu söyleyenler yanında, Yahudi filozof Löwith gibi Hıristiyan teslisci yaklaşımın sekülerleşmesi ile ortaya çıktığını söyleyenler de olmuştur. Yahut modern devlet teorisini belirleyen önemli kavramların özünde sekülerleşmiş teolojik kavramlar olduğunu söyleyen Schmitt gibi önemli âlimler ‘politik teoloji’den bahsetmiştir. Bu meyanda söylenebilir ki, insan ve toplum hayatında din meselesi günümüzde de ağırlığını sürdürmeye devam etmektedir ve Batı’daki Otuz Yıl Savaşlarıyla son bulmuş gibi görünmesine rağmen dinler savaşı henüz nihayet bulmamıştır. Modernmiş gibi görünen devrim düşüncesi dahi bize dinlerden miras kalmış dinsel bir düşüncedir.

Politik teoloji

Hıristiyanlık’ın teslisci yaklaşımının, hem komünizmde ilkel komünal toplum, sınıflı toplum, sınıfsız toplum olarak, hem de nasyonal sosyalizmde birinci, ikinci ve üçüncü Reich olarak yeniden ortaya çıktığını görebiliriz. İstersek söz konusu teslisci yaklaşımın sekülerleşmiş versiyonuna İtalyan faşizminin birinci, ikinci ve üçüncü Roma’sını da dahil edebiliriz. Heretik Hıristiyan tarikatlardan ödünç aldıkları fikir ve formların yanında Katoliklik’ten bilhassa ‘sol’a göç etmiş teolojik sembollerle iş gören modern politik hareketler yahut ideolojiler tek Tanrılı dinlerden rol çalarak, dinlerin modern hayatta gerçekleştiremedikleri ancak öte dünyaya bıraktıkları dinsel vaatleri politikayı araçsallaştırmak marifetiyle bu dünyada gerçekleştirmek üzere kitlelere sunmuşlardır. Cezayir asıllı Fransız düşünür Albert Camus, Marksizme ‘bilimsel Mesihçilik’ diyordu. Camus’nun bu adlandırışı modern politik hareketlerin Mesihçi doğasını düşündüğümüzde yanlış değildir. Hakikaten Marksizmle sınırlı olmaksızın modern ütopyacı devrimci hareketlerin ortak noktası tek Tanrılı dinlerin ‘kurtuluş’ iddiasını devralmış olmalarıdır. Onlar sürekli insanlığı bir şeylerden kurtarma vaadinde bulunurlar. Bu vaadin ikna ediciliği ölçüsünde de ‘inanç’ problemiyle ilişkilidirler. Bu yüzden apokaliptiktirler.2 Modern politik düşüncede sıkça karşımıza çıkan ve dünyevî bir cennetin mümkün olduğu iddiasını taşıyan devrimci umut, kökeninde Hıristiyan umuttur. İsa’nın yeniden geliş umudunun politikaya nakledilmiş hâlidir. Neticede bu dünyada cennetin, mükemmel toplumun insan eliyle, yani politik eylemle gerçekleştirilebileceğine dair ‘inanç’ devrimci hareketlerin temel niteliğidir. Kurtuluş düşüncesi seküler bir düşünce değil, dinsel bir düşüncedir. O, yalnızca dinsel ya da yalnızca politik olarak da değerlendirilemez. Schmitt ve Taubes gibi politika bilimcilerinin deyişiyle ‘politik teoloji’ olarak değerlendirilmelidir.

Gezi Hadisesinin Politik Teolojisi

Bütün bu sosyolojik tespitlerden ve yukarıda çizilmeye çalışılan tarihsel politik arka plandan hareketle Gezi olaylarını şu şekilde değerlendirebiliriz: Gezi olaylarında ‘masum’ bir çevre duyarlılığı olarak gelişen kitlesel protesto hareketi, akabinde toplumu bir ‘diktatör’den ‘kurtarma’ operasyonunu içeren devrimci, bir başka deyişle de ‘Mesihçi’ dinsel bir harekete dönüşmüştür. Söz konusu gelişmenin yahut dönüşümün Gray’in ve adı zikredilen diğer düşünürlerin yukarıda sözünü ettiğimiz teolojik politik yaklaşımıyla doğrudan doğruya ilişkisi kurulabilir. Bu yaklaşıma göre Gezi hareketi apokaliptiktir.

Gezi Parkı’nda olup bitenler aslında ‘din savaşlarıdır’

Gezi hadisesinin başladığı ve gerçekleştiği ortamın, yani mekânın sosyolojisi bizim için önemlidir. Ak Parti’nin Partisinin iktidarı boyunca muhtelif alanlara çokça ağaç dikildiği gibi yol, köprü vb. alt yapı çalışmaları nedeniyle çok sayıda ağaç da kesilmiştir. Ancak bu ağaçların kesildiği bölgelerde, kesilen ağaçların bahane edildiği ‘kitlesel’ bir eylemle karşılaşmayız.

Taksim mevzu bahis olduğunda ise durum farklıdır. Neden başka bir yer değil de Taksim? Neden başka yerlerde ağaç kesildiğinde kitlesel olarak kimse ayaklanmadı? Çünkü Taksim, devlet tarafından dokunulmaması, müdahale edilmemesi gereken politik bakımdan ‘kutsal’ bir alandır. Taksim, adeta Gezi eylemcilerinin, yani modern Mesihlerin eylemlerini icra ettikleri kutsal mabetleridir. Bir bakıma Taksim, politik kurtarıcılarımızın, yani Türk solunun ve laikçi ulusalcı kesimin Türkiye’deki Kudüs’üdür. Her 1 Mayıs’ta Taksim’de bildik ritüeller tekrarlanır. Geçmişte Taksim’de ‘şehit’ edilenler törenle anılır. Taksim platformunun, hadisenin ertesinde hükümete sunduğu en önemli talebe bir bakalım: ‘Gezi Parkı, Park olarak kalmalıdır ve Gezi Parkına Topçu Kışlası adı altında ya da başka herhangi bir yapılaşma olmayacağına ve projenin iptal edildiğine dair resmi bir açıklama yapılmalı, AKM’nin yıkılmasına ilişkin girişimler durdurulmalıdır.’ Taksim’e kesinlikle dokunulmaması, herhangi bir yapının yapılmaması ve tarihi bir değeri bile olmadığı halde AKM gibi mevcut bazı yapılara dokunulmaması bu platformun hükümetten temel talebidir. Taksim’i bir mekân olarak kutsallaştıran ve yücelten bu söylem yukarıdaki tezimizi destekler. Ancak bir ‘mabede’ dokunulmaz.

1 Ortaçağ Hıristiyan heretiklerinin dini; bu dünyanın kötülükle dolu bir hapishane olduğu, dünyayı bu durumundan kurtarmak için ise eylem gerektiğine dair öğreti. Modern gnostikler kurtuluş için politikayı araçsallaştırırlar. Bkz. Güngörmez Bengül, Eric Voegelin: İnsanlık Draması, Din-Politika İlişkileri, Paradigma Yayınları, İstanbul, 2011

2 Kıyamet günü olacakları bildirme, dünyanın sonuna dair vizyon

Bu yazı Yeni Şafak Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et