Kürtler ve Din

17 Nisan 2016’da Diyarbakır Newruz alanında Hüda Par’ın öncülüğünde, “Kutlu Doğum” kutlamaları yapıldı. Yüzbinler alana sığmadı…

Kürtler coğrafî olarak dağlık alanlarda ve medeniyetten uzak tarım ve hayvancılıkla uğraştıklarından, diğer halklara göre daha fazla dinî değer ve ritüellere bağlıdırlar. Psikolojik ve sosyolojik nedenlerle; doğa karşısında güçsüz olan bireyler, doğaya hükmedecek doğaüstü güçlere, güçlü nesnelere bağlanma ihtiyacı hissederler. Tek tanrılı dinler ise bu ihtiyacı en iyi karşılayan kurumlardır. Kürtler önceleri Zerdüşt inancına sahiplerdi. İslam’la tanışınca çoğunluğu Müslüman oldu.

Kürtler din için her şeyini feda edecek tabiatta insanlardır. Türkiye Cumhuriyeti kurulup; dinî esaslar yerine, modern bir devlet getirildiğinde, ilk dinî kaynaklı başkaldırıyı Şeyh Sait önderliğinde Kürtler yapmıştır. Türkiye’deki çoğu tarikatların şeyhleri Kürt medrese kökenlidir. Osmanlı döneminde Doğu, Güneydoğu’da binlerce yıllık kökeni olan medrese eğitimleri devam etmiştir. Kendi dilleri yanı sıra Arapça, Farsça, kısmen Türkçe de eğitim verildiği bilinmektedir.

Kürtler sorunlarını çözmek için Mele dedikleri bu din büyüklerine danışır ve onların önerilerini emir telakki ederlerdi… Kürtlerin dindarları çok katı ümmetçi ve enternasyonal İslamcıdır.

Dinleri için ırklarından, dillerinden vazgeçecek doğadadırlar. Bir araştırma şirketinin sonuçlarına göre dindar ve laik Kürtler arasındaki açı ve düşmanlık; Türk dindar ve laikleri arasındaki açıdan daha fazladır.

Bu nedenle, Kürtlerin bir kısmı, İslam’ı kullanarak; ulusal kimliklerini geri plana iten diğer uluslar tarafından ezilmişlerdir, asimile edilmişlerdir.

Bugün dünyada 30 bin, 40 bin nüfuslu devletler olduğu halde, 40 milyonluk Kürtlerin bir devleti yoktur. Olmaması için, beraber yaşadıkları halklarda ve ülkelerde bir “Kürt devleti fobisi” oluşturulmuştur. Sanki kıyamet kopacak gibi bir korku toplumlara şırınga edilmiştir…

Kürtler müslüman ümmetin “yetim halkıdır”. Ulusal ve insanî kimlik talepleri hep “bölücülük” mazeretiyle bastırılmıştır. Kürtlerin çoğunda bu devlet özlemi vardır. Eğer ana dillerinde eğitim öğretim ve ulusal diğer hakları tanınmış olsaydı bu denli bir devlet özlemi olmazdı diye düşünüyorum. Benim kişisel görüşüm şöyledir: Demokratik ve sivil yöntemler kullanılarak, Kürt devleti talebi dahil her şey konuşulup tartışılmalıdır. Benim tercihim ise, ayrı bir Kürt ulusal devleti değil; Kürtlerin bütün ulusal, kültürel ve yönetimsel demokratik insanî hakları tanındığı takdirde ayrı bir devlete gerek kalmayacağı yönündedir. Bu haklar tanınmadığındandır ki, başta Türkiye, İran, Irak, Suriye ve dünyanın her yerinde PKK Kürtler nezdinde taban bulmuştur. Kadın ve namus konuları Kürtlerde cinayet sebebiyken, PKK Kürt kadınını dağa çıkarabilmiştir. Dindar Kürtlerin bir kısmı bile PKK’ye sempati duyup HDP’ye oy vermiştir. Çoğunluğu AKP ve Huda par’da olmakla beraber, gerçek budur.

Kürtlerin ağa ve şeyhlerce yönetilmesinde de, din öğesi ustaca kullanılmıştır.

Özellikle Türkiye’de devlet, Kürtleri bu ağa ve şeyhler üzerinden “kontrol altına” almıştır. Aşiret liderlerine milletvekilliği verip, Kürtlerin bireyselliklerinin gelişmesini engellemiştir.

Kürtler katı ve şekilsel bir din anlayışına mahkûm edilmiştir. Kürtlerin feodal ve katı din ekseninden, laik ve demokratik bir anlayışa evrilmesi gerekiyor.

Bunun en iyi yolu, anadillerinde eğitim öğretim verilmesidir. Ekonomik ve eğitimsel fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Evrensel insanî değerler ekseninde, dünyayla bütünleşen ama kendi değerlerini unutmayan bir modele ihtiyaç var. Bu sadece Kürtler için değil, Türkler için de gereklidir. TC kurulurken “reddi miras” yaptığı için; Türklerin bir kısmı değerlerine yabancı hatta küçümser durumdadır. Tepkisel olarak, bir kısım Türkler de, aşırı bir geçmiş nostaljisi peşindedir.

Neticede, terör yöntemlerini kullanan PKK bahane edilerek Kürtlerin ve diğer halkların ana dillerinde eğitim öğretim görmelerinin engellenmesi insan haklarına aykırıdır. Irk, dil doğuştan bireyin sahip olduğu değerlerdir. Hiçbir gerekçeyle diller üzerine ambargo konamaz. Medenî olarak da dinî olarak da bunun geçerliliği yoktur.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et