Kültür savaşları

Şehir Tiyatroları’nda ortaya çıkan krizde haklı olan taraf besbelli.
Elbette bir tiyatroda repertuar seçimi ya da oyuncu seçimi belediyecilerin değil, tiyatrocuların işidir.

Ama mesele bunu söylemekle bitmiyor. Bu krizin bugün çıkmadığını, Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan kronik bir kriz olduğunu da görmek gerekiyor.

Kültür alanında ortaya çıkan bu müdahaleci tavra bakıp, AK Parti’nin artık kültürel hegemonyasını kurma aşamasına geldiğini söyleyenler, gerçekte kültür hayatımızın hep devletin hegemonyası altında olduğunu; Türkiye’de devletin kültüre bu tür müdahalelerinin arızi değil, esas olduğunu görmezden geliyorlar.

Cumhuriyet ideolojisi, kültürü milleti millet yapan en önemli araçlardan biri olarak gördü ve devlete kültürü belirleme rolü biçti. Daha sonraki hiçbir parti de devletin bu misyonunu sorgulamadı. Sadece, bu misyonu kendi ideolojisine, siyasi çizgisine ve tandansına göre yorumladı.

Kültür politikası kimi iktidarlar zamanında milliyetçiliğe kaydı, kimi zaman Türk-İslam sentezine; kimi zaman da seçkinci-Batıcı bir çizgiye… Kimi gelenekçiliği, kimi yenilikçiliği savundu… Devlet iktidarını kullananlar, kendi meşreplerine göre halkı kültürel anlamda biçimlendirdiler ve istisnasız bir biçimde hepsi de bu yaptıklarını “hak” gördüler.

Bugün AK Parti de aynı şeyi yapıyor. Devletin başka birçok alanında paradigmal değişiklikleri savunan bu partinin de devletin kültür ve sanatın patronu olması konusunda diğerlerinden bir farkı yok.

Sanatçıların maaşlı memur olmasını; kültür ve sanatın atanmış müdürler ve memurlarla yönetilmesini; hangi filmin destekleneceğine, hangi özel tiyatronun ne kadar ödenek alacağına, kütüphanelere hangi kitabın satın alınması gerektiğine devletin karar vermesini yadırgamıyor. Şimdiye kadar başkalarının karar verdiğini, şimdi karar verme sırasının kendisine geldiğini düşünüyor ve bu “hakkını” kullanıyor.

Peki bu durum, AK Parti’yi aklıyor mu?

Elbette aklamıyor ama sanki böyle bir müdahale ilk defa başlarına gelmiş gibi feveran edenlerin samimiyetsizliğini de ortaya koymak gerekiyor.

Kültür, çatışma zemini olmak zorunda mı?

Esasında AK Parti’nin uzunca bir süredir, kültür sanat politikası konusunda kendi elitlerinden gelen bir baskıyı hissettiğini de görüyorduk. “Hükümet olsun, belediyeler olsun, sanatsal etkinliklerde kendi kimliklerini temsil konumundan uzak değiller mi? Buna rağmen o çevrelere yaranabildiler mi? Hükümetin kültür sanat vizyonunu sol gelenekten bir bakana teslim etmesi ne kadar doğrudur” türü sitemleri okuyor, duyuyorduk.

Bu bakış açısı şimdiye kadarki bütün iktidarlara hakim olduğu için Türkiye’de kültürel alan bir çatışma zemini olmaktan asla çıkmadı. Şimdi bazıları asıl çatışmanın yeni başlayacağını; AK Parti’yle en çetin hesaplaşmanın yaşam kültürünü de kapsayan geniş bir kültürel alanda gerçekleşeceğini söylüyorlar.

Haklı da olabilirler… Belki kültür bir kez daha -ve belki de eskisinden daha şiddetli bir biçimde- kıran kırana bir savaş alanına dönebilir.

Oysa kültür, bir çatışma zemini değil; buluşma ve birlikte zenginleşme zemini de olabilirdi.

Ama bunun için devletin aradan çekilmesi, resmi kültür politikalarının ortadan kalkması, kültür ve sanatın sivil toplumun işi olduğunun kabul edilmesi ve çeşitliliğe ortam yaratılması gerekiyordu.

“Sırası gelenin”, “Ben hakkımı kullanmıyorum; kültür ve sanata patronluk etmeyi reddediyorum” diyerek hepimize bir sürpriz yapması ne hoş olurdu!

Görünen o ki AK Parti’nin böyle radikal bir yenilikçiliğe hiç niyeti yok.

 

Bugün, 23.04.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et