Kitle hareketleri ve şiddet

Kitle hareketleri ülkemizde üzerinde pek durulmayan ve yeterince çalışılmayan bir konu. Bu yüzden, bir kitle hareketi patlak verdiğinde, bilgiye ve sağlam muhakemeye dayalı yorumlar yerine ezberleri, ön yargıları, romantizmi, eylemcilere ve açık – örtülü gerekçelerine tapınmayı ve nefreti yansıtan yorumlar ve tavırlar ortalığı kaplıyor. Kitle hareketlerine şiddet unsuru da eklenince durum iyice karışıyor. Gezi değerlendirmelerinde olan tam anlamıyla buydu.

Kitle hareketlerinin özellikleri hakkında geniş bir uluslararası literatür var. Özellikle Avrupa tarihi, bu tür hareketlerin çarpıcı ve sarsıcı örnekleriyle dolu. İlk aklımıza gelen elbette sosyalist ve faşist hareketler. Bunları daha çok 20. Yüzyıl olguları olarak biliyoruz, ama kitle hareketleri aslında epeyce geriye giden bir tarihe sahip. Birçok fikir tarihçisinin tespitlerine göre, Avrupa’da Reformasyon hareketi etrafında radikal, ütopyacı, kolektivist oluşumlar doğdu. Dinî referanslı bu oluşumların ortak özellikleri Mesihçi ve milenyumcu olmalarıydı. Mesihçilik, bir gün bir kurtarıcının geleceği ve insanlığın nihaî kurtuluşunu sağlayacağı inancıdır. Milenyumculuk ise, büyük (ulu desek daha mı doğru olurdu, acaba?) bir önderin kuracağı ve bin yıl yaşayacak bir düzene olan inançtır. Hitler üçüncü cumhuriyetin bin yıl yaşayacağını söylemişti. İsmini burada saymaya gerek olmayan bir sürü din adamlığı kökenli sekteryen grup önderi kendisinin Mesih olduğunu iddia etti, kitle hareketleri yarattı ve çeşitli ölçeklerde totaliter düzenler kurdu.

Bu hareketlerin hepsinde düşünce zembereği aynıydı. Berbat hâle gelmiş, madden ve manen çökmekte olan bir dünya. Ulu liderin öncülüğünde Tanrı’nın daha doğrusu onun iradesini bilen ve temsil eden liderin peşinden giderek ebedî kurtuluşa ulaşma. Hristiyan ütopyanizmi ebedî kurtuluşu öte dünyada bekliyordu, ama bu tür hareketler sekülerleştikçe ebedî kurtuluş umudu bu dünyaya çekildi. Yeryüzü cenneti tasavvurları böylece doğdu. İlginçtir, Mesih fikri, siyasî ideolojiler yelpazesinin birçok yerine sirayet etti ve klasik anlamda dinle hiç ilgisi olmadığı sanılan çizgilere dahi eklendi. Faşist ve komünist Mesihçiliği zaten biliyoruz, ama geniş anlamda liberal gelenekte dahi bu tuhaf kavrayış boy gösterdi. Meselâ, koca koca Ayn Randcılar hâlâ dünyaya gelecek ve bölünmüş felsefeyi birleştirerek insanlığı kurtaracak bir filozof, bir süper insan, yani bir Mesih bekliyor.

Tarih boyunca kitle hareketi vasfını kazanmış bu tür bütün akımlar bir şekilde şiddete bulaştı. Sadece saldırı şiddeti değil, nefsi müdafaa saikiyle başvurulan karşı şiddet bile bir süre sonra hareketin özü ve ayırt edici özelliklerinden biri hâline geldi. Reformasyon sürecinde radikal dinî fraksiyonların şiddete bulaşma hızı hayret vericiydi. Bugün değil silah taşımayı ve insanlara vurmayı, silaha dokunmayı ve tokat atmayı dahi yanlış gören dinî gruplar, bir hafta sonra sınırlanması imkânsız, amansız, vahşî bir şiddet aygıtına dönüşebiliyordu.

Bu tür hareketlerin tarihinden alınacak bir ders varsa, o da, araç olarak başvurulan şiddetin bir süre sonra amaç hâline gelebileceği ve şiddeti yönlendiren gücün her şeyi ve herkesi kontrolü altına alacağıdır. Şiddetin süreklilik kazandığı her yerde, düşünce, muhakeme arka plana itilir. Soğukkanlılık, itidal rafa kaldırılır. Şiddet ve onu uygulama gücüne sahip olanlar öne çıkar. Şiddet her zaman daha çok şiddeti davet eder, mecburî kılar. Böylece, şiddete araç olarak ve geçici surette başvuranlar bir süre sonra kendileri şiddetin aracı olur, şiddet dalgası önünde sürüklenirler.

Kitle hareketleri bazı şeylere karşı çıkar ama neyi istediği çoğu zaman belirsizdir. Bunları nasıl yapacakları daha da müphemdir. Şiddetin yıkıcılıkta işe yaraması aynısının yapmakta ve kurmakta da mümkün olabileceği kanaatini doğurur ve besler. Böylece şiddet ana siyasî araçlardan biri hâline gelir. 20. Yüzyıl’da iktidara gelişte şiddet kullanan bütün akımlar yeni iktidarı kurmakta da şiddete başvurmuştur.

Kitle hareketleri, özellikle şiddete bulaşmış kitle hareketleri, işte bu yüzden tehlikelidir ve zararlıdır.

Bu yazı Yeni Şafak Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et