“Kılıç, doğru ölçüp tartmadı”

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yaptığı sert açıklamaları değerlendiren Berat Özipek, “yargı devletin vicdanıdır” diyen Kılıç’a cevaben, öyleyse çok “yargısız” bir devletimiz var!” şeklinde konuştu.

Anayasa Mahkemesi’nin 52. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle düzenlenen törende konuşan Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç, hükümete ağır eleştirilerde bulundu. Yargıya yönelik vesayet çabaları olduğunu belirten ve çok sert ifadeler kullanan Kılıç, hukuk güvenliğinin kalmadığını, “paralel yapı” ve “çete” suçlamaları ile yargının çökmenin eşiğine geldiğini ifade etti. Kılıç, “Yargının karşı karşıya kaldığı şeyin adı ‘vicdan yolsuzluğu’dur” dedi. Kılıç, Twitter kararı nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne yöneltilen “gayri millilik” suçlamasını ise “sığlık” olarak niteledi.

Kılıç’ın açıklamalarını değerlendiren Bekir Berat Özipek, bir Anayasa Mahkemesi Başkanının yargıyla ilgili sorunları gündeme getirmesi ve bu konuda yürütmeyi de yasamayı da akademisyenleri de toplumu da eleştirmesi meşrudur, haktır. Ama bunu söylemek, bu hakkı iyi kullandığı anlamına gelmiyor, dedi.

“BENİMKİ ERKEN BİR İYİMSERLİKMİŞ”

-Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yaptığı sert açıklamalardan ne anlamamız gerekiyor?

Sayın Kılıç konuşmaya başladığında, ben bir TV kanalında, yüksek yargıyla ilgili hafızamdaki olumsuz bir sahneden bahsediyordum ve bunun artık eskide kaldığını söylüyordum. Ama erken bir iyimserlikmiş benimki. Çünkü dakikalar içinde, bugün artık çoktan gerilerde kaldığını düşündüğüm bir gelenek veya hastalığın nüksettiğini gördüm.

“AZARLAMA DİLİYLE TEKRARLANDI”

-Nedir bu nükseden?

Bu ülkede her yıl, yüksek yargı organlarının özel günler vesilesiyle düzenlediği törenler, “çevre”den siyasi partilerin azarlanma seansları şeklinde gerçekleştirilirdi. Hâkimler, cüppeleriyle karşılarında oturan, Demokrat Parti geleneğinden gelen siyasetçileri alenen paylardı. Şimdi eski günleri çağrıştıran bir azarlama diliyle bu tekrarlandı. On yıl önce olsa, yadırgamayabilirdik ama bugün, tarz olarak söylüyorum, pek bir komik ve anakronik durdu.

“ELEŞTİRMESİ MEŞRUDUR; ANCAK BU HAKKI İYİ KULLANDIĞI SÖYLENEMEZ”

-Yargı mensupları, hükümeti eleştirebilir mi?

Tabii. Bazıları Kılıç’ın konuşmasını bu açıdan yanlış buluyorlar; ama bu doğru değil. Bir Anayasa Mahkemesi Başkanının, yargıyla ilgili sorunları gündeme getirmesi ve bu konuda yürütmeyi de yasamayı da akademisyenleri de toplumu da eleştirmesi meşrudur, haktır. Ama bunu söylemek, Haşim Kılıç’ın bu hakkı iyi kullandığı anlamına gelmiyor.
 
“ÇUVALDIZI KENDİSİNE BATIRMASI BEKLENİRDİ”

-Bu konuşmayı, son günlerde yürütme ile ilgili gerilimin yansıması olarak değerlendirebilir miyiz?

Evet. Kılıç’ın değerlendirmesinde, yüksek yargı ancak çok genel bir eleştiriyle payını alıyor; ama yürütme çok net ifadelerle eleştiriliyor. Oysa bir yüksek yargı organının başkanının, her şeyden önce çuvaldızı kendisine batırması beklenirdi.

“KONUŞMA GENEL-GEÇER DOĞRULARDAN OLUŞUYOR”

-Konuşmanın anlamına ilişkin olarak ne dersiniz?

Kılıç’ın söyledikleri, içerik olarak, tartışmaların bağlamından kopararak ele aldığınızda, genel-geçer doğrulardan oluşuyor ama bütün bu doğrular, yaşadığımız sorunun sadece bir tarafının eleştirisine ilişkin doğrulardan veya argümanlardan oluşuyor. Mesela aynı konuşmada, yargının siyasi aktivizminin yanlış olduğu, jüristokrasinin demokrasiyi boğacağı veya yargının siyasi bir müdahalenin yürütücüsü olmaması gerektiği de çok açık ve sert ifadelerle mahkûm edilebilirdi ve bunlar da aynı ölçüde doğru olurdu. Diyeceğim o ki, bir siyasi tartışma içinde hukuki argümanlardan sadece bir kısmını, sizin pozisyonunuza uygun olanları önceler veya vurgularsanız, kullandığınız tüm kavramlar hukuki olsa bile, hukuki bir dil kullanmış olmazsınız. Ve adil de olmazsınız…

“CEMAATİN TOPLUMSAL AĞIRLIĞINDAN FAZLASINA SAHİP OLMASINDAKİ GÜNAH AYM’NİN”

-Sizce eleştirileri makul ve ölçülü müydü?

Söyledikleri arasında pek çok doğru var. Ama doğruları yerli yerine ve ağırlıkları ölçüsünde koymadığınızda, hakikatin belirginleşmesine değil, tersine hizmet etmiş oluyorsunuz. Örneğin 12 Eylül 2010 Referandumuyla, yargıdaki vesayetçi yapıların ortadan kaldırıldığını ama onun yerini çoğulcu ve her kesimi içeren biçimde doldurmak gerekirken, yargıda yeni bir vesayetin doğduğunu ve kimsenin bu yeni oluşumun günahından kendisini soyutlamaya kalkışmamasını söylerken haklı. Ama bunda, yargının çeşitlilik ve çoğulculuk temelinde inşa edilememesinde ve Cemaatin toplumsal karşılığından fazla bir ağırlığa sahip olmasında en büyük günahın, bizzat kendi Mahkemesine ait olduğunu söylemiyor. Hükümetin teklifi, yüksek yargıda çoğulculuğu sağlayacak biçimdeyken, Anayasa Mahkemesi bu seçim usulünü iptal ederek, bugünkü sorunu bizzat kendisi doğurmadı mı?

“KILIÇ, DOĞRU ÖLÇÜP TARTMADI”

Madem, Anayasa Mahkemesi Başkanı bu kadar “kitabın ortasından” konuşuyor, “bunda hepimizin günahı var” gibi çok genel bir eleştiri yapmak yerine, buradaki asıl kabahatin kendilerine ait olduğunu söylemesi gerekmez miydi? Madem hükümete Twitter’dan diğer meselelere adını koyarak tabiri caizse ‘yağdırıyor’, aynı ölçüyü kendi kurumuna da uygulasaydı. Adalet, hak edene hak ettiği kadarını vermekse, Haşim Kılıç doğru ölçüp tartmadı.

“TARAFGİRLİK SATIR ARALARINDAN KENDİSİNİ GÖSTERİYORDU”

-Haşim Kılıç’ın bu ifadelerini nasıl okuyacağız? 

Kılıç’ın konuşması, özenle seçilmiş kelimelerden oluşan bir hukukçu tarafından kaleme alınmış olmasına rağmen, siyasi bir kızgınlık ve tarafgirlik satır aralarından kendisini gösteriyordu. Örneğin yargıya yönelik eleştirilerin haksızlığını vurgulamak için “vicdan yolsuzluğu” gibi absürt bir kavram icat etmesi başka nasıl açıklanabilir? Tabii ki açıkça gösterilebilir bir kötülük değil bu. Biri çıkıp tam da siyasi gündemin göbeğinden aldığınız bir kavramla alakasız bir cümle kuruyorsunuz” dese, “ne akalası var” diyebilir. Tıpkı “mahalle baskısı” veya “gömlek değiştirenler” kavramlarında olduğu gibi. Bu dilin, bir hukukçudan çok bir siyasetçinin dili olduğu açık.

“AYNI MAHKEMEDEN SÖZ ETMİYORUZ HERHALDE”

Kılıç, kendilerinin gömlek değiştirenlerden olmadıklarını, “dün hak ihlaline uğrayanların nasıl yanında yer alınmışsa, bugün de kimliği, kişiliği, gücü ve rütbesi ne olursa olsun, hak ihlaline sebep olan herkesin karşısına, aynı adalet gömleğiyle çıkmaya devam edeceğiz” diyor. Gerçekten öyle mi? Şeklinde konuşan Özipek, Ne diyeyim? Aynı mahkemeden söz etmiyoruz herhalde.  Kılıç, Anayasa Mahkemesinin, insan onurunun zorunlu kıldığı hak ve özgürlükleri, hiçbir ayrım yapmadan ve bir hesabın içinde bulunmadan, ilgilisine ulaştırmaktan başka amacı olmayan bir yargı kurumu olduğunu da söylüyor ki hiç katılmıyorum. “Artık bundan sonra böyle olacak” dese bunu anlamlı bulabilirdim, ama bunu böyle söylemezseniz ben de “size inanmama hakkımı kullanıyorum” derim, ifadelerinde bulundu.

“HANGİ ÜLKEDE YAŞADIĞINI HATIRLAMASINI ÖNERİRİZ”

Sayın Kılıç, “yargı milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır” diyor. “Olmamalıdır” tamam da, bunu tarihi boyunca siyasete ayar vermiş bir kurumunun başkanı söylerse, siyasi parti mezarlığına dönmüş bir ülkedeki anayasa mahkemesi başkanı söylerse, biz de ona, hangi ülkede yaşadığını hatırlamasını öneririz. Ama ondan da önce, “yıllarca milletin iradesine ipotek koymuş bir vesayet kurumu olarak siz hiç özeleştiri yaptınız mı?” diye de sorarlar, şeklinde konuşan Özipek, ya da “siz bugüne kadar, ülkede kan gövdeyi götürürken, muhtıralar verilirken, siyasetçilere kullandığınız bu azarlama dilinin binde birini, bunu yapanlara, militarizme veya asker bürokratlara kullandınız mı, evrensel hukuk açısından hükümetlere yönelttiğiniz eleştirileri, resmi ideolojiye hiç yönelttiniz mi, hiç ‘Kemalizm’i adını koyarak eleştirdiniz mi?” diye de sorarlar. Cevabın olumsuz olduğunu hepimiz biliyoruz. Böyle olduğu sürece de hukuk adına siyasetçiye yönelen bu celallenmeden etkilenmeme, duygulanmama hakkımı kullanırım ben, dedi.
 AjansHaber

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et