Kendi devletinizi seçmek ister misiniz?

Herkes vatandaşı olacağı devleti kendi seçebilseydi ne olurdu? Kuşkusuz vatandaşlar daha özgür, devletler de kimin ‘patron’ olduğunun bilincinde olurdu.

Ve de emin olun bazı devletler kendilerine vatandaş bulamazlardı. ‘Devletler piyasası’nda devletler birbirleriyle rekabet eder, her biri vatandaşlarına ne kadar iyi hizmetler sunduklarını, temel hak ve özgürlüklerine ne kadar riayet ettiklerini, hukuk devleti ilkesine nasıl uyduklarını, ne kadar şeffaf olduklarını vs. anlatırlardı. Böyle bir ‘rüya’da biz vatandaşlar neye göre seçerdik devletimizi? Devleti yönetenlerin bizim dilimizi konuşup konuşmadıklarına göre mi yapardık seçimimizi, yoksa başka kriterlere mi bakardık? Özgürlüğü mü tercih ederdik, ‘bizimkilerin’ despotizmini mi?

Bu ‘fantazi’yi bir yana bırakıp başka bir ‘düş’ kuralım şimdi de, daha ‘mekanik’ bir şey olsun bu. Mesela biz devletlerin vatandaşları değil de ‘müşterileri’ olsaydık nasıl bir devlet-toplum ilişkisi oluşurdu acaba? Vatandaşın devlete ‘sahip’ olması, yönetimine katılması, yöneticilerden hesap sorması gibi bütün ‘normal’ taleplerimizi de bir kenara bıraktığımızı varsayalım. Yönetsel anlamda ‘profesyonel’ bir devlet örgütü var, hizmet sunuyor, biz de hizmetleri satın alıyoruz. Üstelik fazladan da ekonomik faaliyetlerimizden ve kazancımızdan ‘devlet şirketi’ne vergi ödüyoruz. Sanırım böyle bir devlet bile vatandaşlarına hizmet sunmak noktasında mevcut birçok devletten daha ileri olurdu. Bu varsayıma bir de ‘devlet hizmeti’ sunanlar arasında ‘müşteriler’in istediğini tercih etme imkânını koyduğunuzda, yani devletler arasında daha çok ‘müşteri’ye ulaşma rekabeti kattığınızda hizmetlerin kalitesi herhalde daha da artardı. Müşterilerin istedikleri ‘devlet şirketi’ni seçerken ülke değiştirmediklerini, aynı ülkenin yönetimi için birden fazla ‘şirket’in, yani hizmet sunucusunun bulunduğu rekabetçi bir rejimde ise hizmet kalitesi tavan yapabilirdi.

Tamam bunlar fantazi. Devleti sadece bir ‘hizmet sunucusu’ veya şirket olarak tahayyül etmek bu ülkede bid’atların en büyüğü sayılabilir. Ama bakın dünyada neler oluyor? Ünlü Fransız aktör Gerard Depardieu, önceki gün ‘Rus vatandaşı’ oldu. Pasaportunu da Rus Devlet Başkanı Putin’in elinden aldı. Depardieu’yi 65 yaşında ‘Rus’ yapan Fransız hükümetinin yüksek gelirlilerden almayı planladıkları çok yüksek vergiler. Sosyalist Hollande yıllık gelirleri 1 milyon Euro’nun üstünde olanlardan % 75 oranında vergi alacak. Depardieu, bunu ‘başarının ve kazancın cezalandırılması’ olarak niteliyor. Zenginler, bu arada ünlü oyuncu ‘çıkış hakkı’nı kullanıyor. Benzer durumdaki bazı Fransızların da Belçika vatandaşlığına geçtiği biliniyor.

‘Çıkış hakkı’ devletin müdahaleci eğilimlerine karşı bir imkân. Çıkış hakkını kullananlar devletlerinden kaçarlar. Devlet olmayan bir alana değil, ama en azından kaçtığı konuda ‘daha iyi’ bir performansı olan devlete yönelirler. Dolayısıyla ‘çıkış hakkı’nın ve imkânlarının varlığı devleti terbiye edici bir işlev görür. Vergi politikası vatandaşın devletle ‘akti’ni gözden geçirmeye neden olabilir. Ne de olsa ‘mülkiyet’ temel ve kadim bir hak. Ama onun kadar kadim başka haklar da var; mesela yaşama hakkı, özgürlük hakkı…

Suriyeli 500 bin kişi göçmen. Yaklaşık 2 milyon kişi de ‘iç göçmen’. Nedir bu insanların derdi de evlerini terk edip bu kadar çileye katlanıyorlar? Nedeni basit; devletleri onlara en temel hakları olan yaşam haklarını vermiyor. Bir kısmı kaçıyor, çıkış hakkını kullanıyor, bir kısmı da savaşıyor, direniş hakkını… Kısaca devlet işlevini yerine getirmez, temel hak ve özgürlükleri tehdit eder hale gelirse ‘gönüllü’ vatandaş bulamaz. ‘Zorunlu’ vatandaşlar da isyan eder. ‘Devletini kendi seçen vatandaş’ aşamasına gelmedik, ama bildik ulus-devletler çağı da çoktan geçti.

Zaman, 08.01.2013

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,724TakipçilerTakip Et